Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İstismara uğrayan ve suça sürüklenen çocuk sayısı arttı
Yenişafak:
İşgalci İsrail yeni harita hazırlıyor
Yeniçağ:
İktidara geçen yetki denetim dışı kalıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 8 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankalara çekidüzen mi verilecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Tam 10 yıldır bu köşede bankaların aldığı haksız ücret ve komisyonlarını dile getirdim.Türk bankalarını ilk ucuza kapan yabancılar, yine yabancılara yüksek fiyattan sattı. Bir yabancının 500 milyon dolar ödeyerek satın aldığı banka yine bir başka yabancı tarafından 4 milyar dolara alındı. Hiç kimse sormadı Türkiye'nin ekonomik potansiyeli belli. Halkın alım gücü belli, bu yabancı 4 milyar doları nasıl çıkartacak? Çıkarttı ama nasıl?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kredi teklif hazırladım ücreti, hizmet komisyonu, dönemsel komisyon ve limit tahsis ücreti gibi dünyanın hiçbir bankacılık sisteminde olmayan ücretleri alarak.
Türk halkına zorla bu ücretler ödettirildi.
Bu ücret ve komisyonlar tamamen bankanın vicdanına bırakıldı.
Bir esnaf zor durumda olmasa gider bankadan kredi alır mı? Mecbur kaldığı için gidiyor.
Önceki gün AKP milletvekilleri bir yasa tasarısı hazırlayarak Meclis'e sundu. Bu yasa tasarısı birçok yetkiyi BDDK'dan alarak Merkez Bankası'na bırakıyor.
Bankaların bu ücret ve komisyonlarına Merkez Bankası karar verecek.
İnsanın aklına iki soru geliyor:
Birincisi, neden BDDK'dan alındı. İktidar BDDK'nın bu görevi yapamadığını ya da yapamayacağını mı düşünüyor?
İkincisi ücret ve komisyonları düzenleme yetkisine sahip Merkez Bankası, bunu nasıl kullanacak. Bankalara karşı bir silah olarak mı yoksa piyasanın işleyişini sağlıklı bir yapıya kavuşturmak için mi?
Merkez Bankası gerçekten şu an başı boş olan bankacılık sektörüne kontrol getirecek ise bu yasa çok yerinde ve doğru olacaktır.
Ama daha fazla kredi vermesi için bankalara silah olarak kullanacaksa bu sektöre büyük zarar verir.
Bundan sonra ne olacak?
Merkez Bankası'nın bu yetkileri sağlıklı bir şekilde kullanması halinde ne olur?
Bazı bankacılarla konuştum. Onlarda ikiye bölünmüş durumda. Bazıları sektörün karlılığının düşeceğini ve zor durumda kalacaklarını söylüyorlar.
Diğer bankacılar ise bu yasayı savunuyor. Çünkü bazı bankalar artık sektöre zarar veriyordu. İnsanlar bankalara farklı bir gözle bakıyor ve şubeden içeri girmeye korkuyordu.
İkinci görüş çok doğru. İnternette birçok iş hanının kapısına asılı yazıları gördüm.
Bankacılar giremez! Sonuçta bazı bankaların karlarında haksız elde ettikleri karlar azalacak ama sektöre olan güven yeniden sağlanacak. Şimdi top Merkez Bankası'nda. Bu gücü nasıl kullanacağını hep birlikte göreceğiz.
…***
Murat Çabas, 8 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Açlıktan kendilerini yakanların ülkesiyiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dün çok acı bir haber yansıdı haber bültenlerine… Hatay Valiliği önüne gelen bir vatandaşımız üzerine benzin dökerek kendini yaktı. Sebebi malum; ekonomik sorunlar, geçim sıkıntısı… Vatandaş, kendisini durdurmak isteyenlere, "Çocuklarım aç, iş istiyorum anlamıyor musunuz?" diye feryat etti. Uzun süredir işsiz olduğu öğrenilen vatandaş, yaşadığı işsizlikten bunaldığını belirtti. Bu vatandaşımız, milyonlarca işsizimizden birisi… Kanayan yara işsizlik, kalıcı bir şekilde çözülmediği müddetçe maalesef bu tür vakalarla karşılaşmaya devam edeceğiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Geçtiğimiz aylarda elektrik faturalarını ödeyemeyen, aylardır iş bulamayan, karnını doyuramayan ailelerin toplu intiharlarına hep birlikte şahit olmadık mı?
Milyonlarca işsiz iş bulamazken, hiçbir gelire sahip değilken, çalışanlar da aldıkları maaşlarla açlığa ve yoksulluğa mahkum…
Bakanımız her ne kadar asgari ücretimizin birçok AB ülkesinden iyi olduğunu söylese de, asgari ücreti Euro bazında hesapladığımızda brüt 446 euro ile Avrupa ülkeleri arasında son sıralardayız.
Vatandaş borç batağında… Elbette ki borç batağında olur, bu işsizlik ve gelirsizlik tablosuyla borç batağında olmaması mümkün mü?
BDDK'nın açıkladığı son verilere göre, vatandaşın bireysel tüketici kredileri 480,6 milyar TL'ye, kredi kartı borçları ise 118,9 milyar TL'ye yükseldi.
Türkiye'nin önemli sanayi kuruluşlarını içinde barındıran TÜSİAD'ın önceki gün Türkiye ekonomisiyle alakalı yaptığı açıklamalar önemli...
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaslowski, iç talepteki daralmadan bahsetti, siyasilerin faiz indirimli krediler vasıtasıyla iç talebi toparlamaya çalışmasından bahsetti ve şu tespitte bulundu:
"Geçmiş tecrübelerimizden de biliyoruz ki, sadece kredi genişlemesi ile büyüme sürdürülebilir değil. Bu tür büyümeler, verimlilik artışı getirmiyor. Yalnızca talebi artırarak ekonominin ısınmasına, yükselen enflasyon ve borç sorununa yol açıyor."
Vatandaşlar kredi teşvikleriyle sürekli borçlandırılıyor; en asli ihtiyaçlarını bile geliriyle değil, borçla karşılaması sağlanıyor.
Sonuç, işte yukarıdaki borç ve batık kredi tablosu ve de ardından intiharlar…
TÜSİAD yetkilisi, konuşmasında kapitalizmin ve küreselleşmenin insanların gelirleri arasında büyük uçurumlar oluşturduğunu belirtti ve şunları söyledi:
"Bireyler arasında gelir ve servet uçurumları ortaya çıktı. Bloomberg'in listesine giren dünyanın en zengin 2 bin 153 milyarderinin servetlerinin toplamı dünya nüfusunun yüzde 60'ının tamamından daha fazla. Bu adaletsizlik, sisteme olan güveni sarsıyor. Bu duruma kimlik problemleri de eşlik ediyor."
…***
Uğur Civelek, 8 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “Miadı dolmuş enflasyon tartıları kimlere hizmet ediyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Olağandışı iç ve dış gündem nedeniyle önemli sayılabilecek bazı gelişmeler hak ettiği ilgiyi göremedi. Bu hafta başında açıklanan ocak ayı enflasyon rakamlarının içerdiği önemli mesajlar pek tartışılamadı. Sonucun, piyasaların tahmin ettiğinden biraz daha yüksek çıkması değildi dikkate alınması gereken! Yeni yıl ile birlikte enflasyon sepetinin tartıları bir miktar değişmişti ve bu farklılık tahmin edilenin aksi yönünde olmuştu! Gıda ve alkolsüz içecek grubundaki fiyat hareketliliği ise olumlu düşünebilmeyi olanaksızlaştıran türdendi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ocak ayında Tüketici Fiyatları Endeksi yüzde 1.35 oranında artmış, yıllık oran ise yüzde 12.15 düzeyine sıçramış! En önemli zorunlu ihtiyaçları içeren ve talep elastikiyetinin sıfıra yakın olduğu, Gıda ve Alkolsüz İçecekler Grubundaki aylık fiyat artışı işe yüzde 4.65 düzeyine sıçrayarak iyimser senaryoları tekzip etmiş. Önceki iki yılda nisbi fiyat hareketlerindeki değişim nedeniyle tartısı yükselen bu grubun ağırlığı, koşulların değişmemiş olmasına rağmen yüzde 22.77 seviyesine geriletilmiş!
Geniş kesimler, gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarındaki ortalama artışın, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanandan daha yüksek olduğunu iddia ediyor ve istatistiklere güvenmediğini beyan ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu ise bilimsel metodolojiye ve Avrupa İstatistik Ofisinin standartlarına göre hesaplama yaptığını tekrarlayarak kendini savunmaya çalışıyor. Bu yazıda tüketici fiyatlarındaki ağırlıklar konusunu tartışmaya ve hassas yönlerini gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız.
Daha doğrusu nüfusumuzun yarıdan fazlasının tüketiminde gıda ve alkolsüz içecek grubunun payı yüzde 50 düzeyini aşıyor iken, neden bu grubun tartısı düşük tutuluyor?
Yanıt oldukça nettir! Hesaplama modellemesinin altyapısı, siyasi tercih ve önceliklere göre şekillenir; konunun bu tarafının bilimsellikle ilgisi sınırlıdır ve tartışılması istenmediği için bilimsel görünümlü karmaşık yaklaşımlar ile perdelenir! Mevcut hesaplamadaki ideolojik öncelikler ve buna uygun modelleme, küreselleşme denilen kuralsızlık tarafından belirlenmiş, siyasiler tarafından bir şekilde onaylandığı için uygulamaya girmiştir. IMF ve AB hikayelerine ilişkin beklentiler sonuç üzerinde belirleyici kılınmış olabilir; fakat bugün her iki konunun da tarih olmasına rağmen söz konusu siyasi tanımlamanın neden devam ettirildiği konusu belirsizdir! Türkiye Ekonomisinin sorunlu ve kırılgan hale gelmesine sebep olan, önemli olumsuzluklardan biri olduğu söylenebilir.
Hane halkı tüketimindeki tartıların belirleyici olmasını engellemek ve enflasyon oranında döviz kuruna hassasiyeti artırmak amacı ile tartılar şekillendirilmiştir. Bunun için tartıların belirlenmesini sağlayacak ölçümlemelerde kapsam genişletilmiştir; ülkemize gelen ziyaretçilerin tüketimi ile kurumsal tüketim tartıları, amaçlanan yönde farklılaşma için hesaplamaya dahil edilmiştir.
Gerekli ve yeterli düzeyin üzerinde sermaye geldikçe Türk lirası değerlenmiş, enflasyon ve faizlerin gerilemesi hızlanmış, bilançolar yapay bir şekilde güzelleşirken faaliyet dışı gelirler yeni rekorlara koşturulmuştur. Geri plana itilen ve sorunlarına kayıtsız kalınan tüketim ve üretim konuları ise borç bataklığına itilme yolu ile baştan çıkarılarak etkisiz hale getirilmiştir.