Şubat 10, 2020 10:44 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Kudüs için kaybedecek bir gün yok

Milli gazete:

Ayağa kalktık, haykırdık: Kudüs İslam’ındır

Yeniasya:

‘Afet kanunu değiştirilmeli’

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Faruk Çakır, 9 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Bu tablo bize yakışıyor mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Anketlerin ve rakamların insanları yanıltabileceğini en başta ifade ederek, açıklanan bir anket sonuçlarına dikkat çekmek arzu ediyoruz. Haberlere göre Themis Araştırma Şirketi İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Trabzon, Erzurum, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde 1925 kişiyle kapsamlı bir anket çalışması yapmış. Bu ankete göre hal ve gidişi ‘iyi’ olarak tarif etmek mümkün değil. 83 milyonluk “Büyük Türkiye”yi yapılan bir anketle değerlendirmek tek başına yeterli olmayabilir. Ancak bu ve benzeri anketlerin belli noktalarda fikir verdiğini de kabul etmek gerekir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere veriyor: 

...***

Gelelim anketle ilgili habere: Themis Araştırma Şirketi’nin Şubat ayı başında tamamladığı anketin sonuçlarına göre, Türkiye’deki insanların yüzde 91,6’sı yoksulluk sınırı olan 7 bin 229 TL’nin altında gelire sahip, yaklaşık yüzde 11’i ise açlık sınırı olan 2.219 TL’den daha az kazanıyor. Aynı şekilde katılanların yüzde 55’i borçlu, yüzde 76’sı ekonominin kötüye gittiğini düşünüyor. Seçmenlerin yüzde 28 ise sandıkta kararsız durumda. Ülkenin yüzde 52’si kendisini dindar olarak görüyor.

Ankete katılanların yaptığı ‘en büyük dert’ listesi ise şöyle: Hayat pahalılığı, Suriyeli sığınmacılar ve eğitim. Çözüm bekleyen ‘ilk 5 dert’ ise sırasıyla hayat pahalılığı, Suriyeli sığınmacılar, eğitim, adalet ve işsizlik olarak sıralanmış.

Son 12 ayda “ailenizin maddî durumu ne oldu?” sorusuna ise yüzde 55’lik bir kesim “kötüleşti” ya da “çok kötüleşti” cevabını verirken, sadece yüzde 11’lik bir grup “iyileşti” ya da “çok iyileşti” dedi. Yüzde 34’lük bir kesimse “aynı kaldı” cevabını vermiş.

Araştırma ile ilgili olarak değişik yorumlar yapılabilir. Fakat ‘hal ve gidiş’in iyi olmadığı inkar edilebilir mi? Yoksulluk sınırı olarak açıklanan ‘7 bin lira gelir’i bir yana bırakalım. ‘Açlık sınırı’nda yaşamaya mecbur bırakılanların durumu ne olacak? Asgarî ücretle çalışan binlerce insan var. Hatta ve hatta, asgarî ücretin altında eline para geçen aileler ne olacak?

Araştırmaya cevap verenlerin ‘Suriyeli sığınmacılar’ konusunu ‘dert’ler arasında sayması esasında ‘Komşun açken tok yatma’ anlayışına sığmaz. Başta medya olmak üzere bazı siyasetçiler yanlış politikalar takip etmek suretiyle insanları ‘muhacir’ler konusunda yanıltıyor. Suriye’den gelerek Türkiye’ye sığınanların kabahatini ‘muhacir’lerde aramak doğru değil. Asya münafıkları ve Avrupa dessas zalimleri Suriye’yi mahvetmemiş olsa 10 milyon insan yerini yurdunu terk eder miydi? Bu bakımdan medyanın ve siyasetçilerin diline çok dikkat etmesinde fayda var.

Öte yandan ‘adalet’ ve ‘eğitim’in ‘çözüm bekleyen dertler’ arasında sayılması isabetlidir. Eğitimdeki meseleler her zaman için öncelikle olmalı. Bunun yanında adalet sistemindeki arızaların başka pek çok derde de kapı açtığı hatırlanmalı. Türkiye’de doğu ve âdil işleyen bir adalet sistemi olsa belki de pek çok derde çare bulunmuş olur. Adaletin tam tecelli ettiği bir ülkede insanların çoğunluğu ‘açlık sınırının altında gelire sahip olur mu? Çünkü adaletin tam tecelli etmesi, aynı zamanda gelir dağılımındaki adaleti de içine alır. Bir ülkede gelirler âdil olarak dağıtılmıyor ve paylaşılmıyorsa orada adaletin tecelli ettiği söylenebilir mi?

...***

Orhan Uğuroğlu, 9 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " "Yani Abdullah Gül mü istedi?""başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatı üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı 2009'daki yasa teklifinin altında imzası bulunan AKP milletvekilleri Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş, Mehmet Ceylan, Ahmet Müfit Doğan ve Yahya Doğan adına savcılığa suç duyurusu dilekçesi verdi. Dilekçede, İlker Başbuğ hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan Türk Ceza Kanununun 125. Maddesine göre İlker Başbuğ ve Dursun Çiçek hakkında dava açılması istendi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Önce şunu vurgulamak gerekiyor.

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gece yarısı mecliste yapılan ve anayasaya aykırı olan yasa değişikliği için sadece "FETÖ'nün siyasi ayağı" araştırılsın diyor…

6 AKP'li avukat Demir tarafından verdikleri dava dilekçesinde bu talebe şöyle yanıt veriyor:

"Değişiklik önergelerinin ne teklif aşamasında ne de yasalaşması sürecinde herhangi bir örgütün etkisi söz konusu olmamıştır...

Milletvekillerinin yasama faaliyetlerinden dolayı suçlanması ancak anti-demokratik rejimlerde ve vesayet rejimlerde ve vesayet düzeninin geçerli olduğu ülkelerde söz konusu olabilir."

Hukukçu değilim gazeteciyim ama İlker Başbuğ'un açıklamasında AKP'li 6 vekil ile ilgili olarak yasama faaliyetini suçlamadığını net şekilde söyleyebilirim.

Türk Ceza Kanununun "Hakaret"  başlığı taşıyan 125. Maddesi ise özetle şöyle:

"Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır."

FETÖ'nün siyasi ayağı ile ilgili konu 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ilk kez yargıda ele alınacak.

26. Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ, FETÖ'cüler tarafından 26 ay esir tutuldu.

Ve haklı olarak, FETÖ'nün siyasi ayağının peşinde.

Başbuğ son açıklamasında, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Anayasaya aykırı olan yasa değişikliğini neden veto etmeden onayladığını sordu.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün özel kalemini arayarak telefonla görüşmek ya da ziyaret etmek istedim ama yanıt alamadım.

Keza Allah şifa versin babası rahatsız olan Adalet eski Bakanı Sadullah Ergin de aramalarıma yanıt vermedi.

Ali Babacan ve Sadullah Ergin ile ekibine yeni parti kurma çalışmalarında destek veren Abdullah Gül sessizliğini neden koruyor?

...***

İsmet Özçelik, 9 Şubt tarihli Aydınlık gazetesinde, " Babacan’ın partisinde kriz!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Gül-Babacan partisi bir türlü kurulamadı. 2019’un ilk yarısı işaret edilmişti. Sürekli ertelendi. Babacan “aralık ayı içinde” açıklaması yaptı. Yine gecikti. Sonra “Ocak ayı” dendi. Ocak ayı bitti, parti ortada yok. Amerika açısından semboller önemlidir. “02. 02. 2020” tarihi iyi bir seçimdi. Ama yine yetişmedi. En son verilen tarih şubat sonu. Bekliyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yeni parti kulislerini araştırdık. İlginç bilgiler var.

“Gül-Babacan krizi”nden söz ediliyor. İlk bakışta inandırıcı gelmedi. Ama ayrıntılar sıralanınca ben de ikna oldum.

Anlatılanlara göre; Babacan, “Gül, Babacan’a parti kurduruyor” algısından rahatsız. Kendisi öne çıkmak istiyor. Bunu da zorunlu görüyor.

Gül’e yakın isimlere sordum. Yorum yapmak istemediler.

“O sorun aşıldı, sıkıntı yok” dediler. Bir anlamda krizi doğrulamış oldular.

Herkesin merak ettiği konu şu. “Davutoğlu’nun partisi zayıf kaldı; Babacan’ın partisi tutar mı?”

Gül-Babacan ekibinden bazıları temkinli iyimser. 

“İyi olacak” ifadesini kullanıyorlar.

“Ak Parti’nin esas kadroları bizde. Hem siyasette, hem bürokraside” görüşünü savunuyorlar.

“Şu anda en büyük sorun ekonomide.

Kriz vatandaşı yeni yeni vuruyor.

Sadece ‘ekonomiyi düzelteceğiz’ diye yola çıksak;

Yüzde 10’u aşarız” havasındalar.

Gelişmelere göre tavır alacaklar var.

Sonucu görmeden hamle yapmak istemiyorlar.

Hareketin hem içindeler, hem de dışında.

Kaygılılar. 

Onların görüşleri de şöyle:

“Kulüp başkanı Gül.

Antrenör Beşir Atalay.

Kaptan da Babacan.

Üçü de farklı anlayışlara sahip.

Öne çıkan diğer isimler eski bakanlar.

Çoğu defolu. 

Geçmişleri FETÖ bağlantılı.

Eski Adalet Bakanı malum.

FETÖ’nün yargıda altın yılları.

Bu işin sonunu kestirmek zor.

Bu arkadaşların halkla ilişkileri de zayıf.

Kimisi itici, kimisi kopuk.

Bir ile gitseler navigasyonsuz adres bile bulamazlar.

Vatandaşa sorup valiliğe bile ulaşamazlar. Halka dokunan, kucaklayan yok.

Nasıl siyaset yapacaklar.”

ORAN NE?

Merak edilen bir başka konu da oranlar.

Ak Parti’nin yavruları yüzde kaç oy alacak? Daha doğrusu Ak Parti’den ne koparacaklar?

Davutoğlu’nun partisi artık ölçülebiliyor.

Ciddi bir gücü yok.

Ama Gül-Babacan’ın partisi henüz ölçülemiyor.

Ölçülse de doğruluğu sıkıntılı. Kamuoyu araştırma şirketleri resmi kuruluşlarını bekliyor.