Şubat 12, 2020 10:55 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Erdoğan: Siyasi ayak Kılıçdaroğlu ve ekibidir

Yenimesaj:

İhracat ve ithalat 'değer'de azaldı

Yeniasya

Çin'de ölü sayısı artıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ekrem Yazar, 12 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, "Eğitimin çöküşü"başlıklı yazısını oyucularla paylaşıyor."

" Bir ülkede eğitimin çöküşü, o ulusun çöküşü demektir. Eğitim de canlı varlıklar gibidir. Doğar, büyür, gelişir ve zamanını tamamlar. Yerini daha güzele bırakır. Ama toplumlar, özellikle egemen sınıflar, eğitimin, çağın gereksinimlerine uygun düzenlenmesini istemezler. Çünkü onlar, kendilerinin yönlendireceği insanlardan hoşlanırlar. Daha geçenlerde bir Prof. "Ülkenin yararı için eğitimli insanlardan çok okumamış insanlara ihtiyaç vardır," gibi bir beyanda bulundu. Düşünebiliyor musunuz bunu bir bilim adamı söylüyor. Gerisini siz düşünün."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İş aracılığı ile üretim için eğitim gelişmiş ülkelerin temel ilkesidir. Daha doğrusu bu ilkeyi benimsedikleri için gelişmişlerdir. Çünkü eğitimin bulunmadığı yerde üretim de yoktur. Tersini de söylemek mümkün.  Üretimin olmadığı toplumda  çağdaş eğitimden söz edilemez.

Bilimsel anlayışına uygun bir eğitim işleyişi, ülkede eşit yaşam koşullarını getirir. Bu arada herkes kendi görevini düzenli yapar. Bu insanlar, üretimlerini artırdıkları gibi fazlasını da iç veya dış piyasalara satarlar.

Geçen yazımda da belirtmiştim. Ülkemiz, birinci sınıf deprem kuşağındadır. Ama yerleşim yerlerimizin yüzde 60'ı depreme dayanıklı değildir. Bilinen bir felaket karşında insanlarımız sokaklara dökülmüyorsa eğitim biçimimizin tutarsızlığındandır. Üst düzeydeki bir yönetici depremi insanlara ders veren doğa olayıdır derse ve bu insanlar da onu tasdik edercesine başlarını evet anlamında sallarlarsa orada o ulus çökmüş demektir.

Devlet bütçesinden eğitime ayrılan para elbette ki yeterli değildir. 1999 depreminden beri kullanılamaz raporu verilen okullarımız uzun zaman geçmesine karşın depreme dayanıklı biçime getirilememiştir. Şimdi eğitim-öğretimin ortasında okulları boşaltıyor, hem öğrencileri, hem velileri, hem de öğretmenleri çıkmaza sokuyoruz.

Eğitim ulusal olmalıdır. Herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi durumundan çıkarılmalıdır.  Bu ülkenin iklimine, insan yapısına, üretim alanlarına göre yerinde ve işbaşında eğitim hızlandırılmalıdır. 

Toplumun kalkınması için tarımdaki nüfus, sanayiye aktarılmalıdır. İleri teknolojiyi kullanan çağdaş endüstrinin gelişmesi, kalkınmanın ana gereği olduğu gerçeği uygulamaya sokulmalıdır. Çözümü ise ulusal eğitimle mümkündür.

Tarım için ülkemizin iklimi ve toprak yapısı uygundur. Modern tarım ve devlet desteği ile ülkemizin gereksinimini karşılayacağı gibi dışsatım da sağlanabilir. Eğitimde tarım politikaları düzenli verilirse eminim ki insanlarımız terk ettikleri tarlalarının başına döneceklerdir.

Eğitimsiz kentleşme uyumsuzluk yaratmıştır. Köyden kente göç eden insanların içine girdikleri ortama, uyum sağlayamamıştır. Tarımdan kopan ve endüstriye yönelen bu insanların mesleki teknik okullarda, yaparak yaşayarak eğitim almaları ile üretim sağlanabilir. Aksi halde kentlerde varoşlar oluşmakta, kahvehaneler işsiz gençlerle dolup taşmaktadır.

Eğitim, çocuklara, gençlere fırsat eşitliği yaratmalıdır. Okul çağındaki çocuklar, gençler eğitim yönünden açıkta kalmamalıdır. Fırsat eşitliğinden yararlanamayan gençler iş bulamamakta ve toplumsal huzursuzluklara neden olmaktadırlar.

Birlik beraberlik ruhu eğitimle sağlanır. İnsanları ırklarına, dinlerine, dillerine hatta mezheplerine göre ayırıcı eğitim sistemi, toplumsal ayrışmayı beraberinde getirir. Kişilikli toplum, özgür birey, seven sayan insan yaratmanın temel yolu elbette ki zamana uygun çağdaş eğitimdir.

Egemen güçler, belirli siyasi anlayışlar, oldum olası üreten, bilen, sorgulayan insan eğitimine karşı çıkmışlardır ve çıkıyorlar da.

Yazık oluyor ülkemize, insanımıza.

...***

Selcan Taşçı Haşimoğlu, 12 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Siyaseti yargıdan kaçırma ayağı…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "FETÖ'nün siyasi ayağı"  tebliğinde kullandığı ifadelerin hiçbiri yalan değil. Sorduğu soruların hiçbiri yanlış değil. Yaptığı tespitlerin hiçbiri yersiz, sebepsiz ve isabetsiz değil. Verdiği bilgilerin hiçbiri kirletilmiş, çarpıtılmış değil. Kemal Bey sonuna kadar haklı; "Bir terör örgütü devletin kılcal damarlarına" ancak ve ancak "istihbarat örgütleri" dahil bütün kurumları emrinde olan ve bütün yetkileri de uhdesinde toplamış bulunan iktidar partisi göz yumarsa, yol verirse sızabilir!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Kemal Bey haklı; hiç kimse, özellikle de iktidar partisi/partileri, "faaliyetleri öteden beri izlenen", "attığı her adımı, 1991'den bu yana devletin ilgili kurumlarınca kaydedilen, raporlanan", "Milli Güvenlik Kurulu düzeyinde dahi "tehlikeli" olduğuna "karar" verilen" bir "yapılanma"yla ilgili olarak aldatılmaktan, kandırılmaktan, niyet ve hedeflerini fark edememekten söz edemez!

Kemal Bey haklı; Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, hiçbir gerekçeyle, bir "terör örgütüyle aynı menzile" gidemezler!

Kemal Bey haklı; böylesi bir gafletin faili, üzerinden milliyetçilik yapılabilecek son seçenek dahi olamaz!

Haklı; şapkadan tavşan çıkarmayı gerektirecek bir hal yok ortada; yargıyı FETÖ'ye teslim eden kim ise, orduyu FETÖ'ye teslim eden kim ise, FETÖ'yü "kozmik oda"ya sokan "devletin namusu"nu kendi elleriyle ona terk eden kim ise "FETÖ'nün siyasi ayağı" odur. Buradaki "kim ise" lafın gelişi, yoksa sağır sultan dahil bilmeyen de yok "kim" olduğunu!

Memlekette izaha muhtaç olan "FETÖ'nün siyasi ayağı"nın kim olup olmadığı değil ki…

"FETÖ'nün siyasi ayağının kim olduğu" ayan beyan ortadayken… Misal, "cesur bir savcı" çıkıp da bir iddianame yazacak olsa, devletin kurum, kuruluş, kurulları ve medyanın arşivleri, her bir iddiayı doğrulayacak "kanıt dağları" gibi yükselirken… Misal, bir yargılama yapılsa, faillerin fiillerine şahitlik edebilecek kişiler, Ankara'dan "Fizan"a yol olacak kadar çokken… Neden öyle bir savcının çık(a)madığı… Neden öyle bir yargılamanın yapıl(a)madığı… Siyasi ayağı yargıdan kaçırma ayağı…

...***

Öztin Akgüç, 12 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Planlı kalkınma"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhuriyetimizin tarihi incelendiğinde, ekonominin düzenli hızlı büyüdüğü dönemlerin; Birinci Sanayi Planı’nın uygulandığı (1933-8) yıllarıyla, 1960 sonrası Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-7) dönemi olduğu görülür. Birinci Sanayi Planı uygulaması, CHP’nin tek parti döneminde; beş yıllık kalkınma planları hazırlanması da CHP’nin yönlendirdiği koalisyon hükümetleri döneminde gerçekleştirilmiştir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Planlama ile ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılarak, toplumun genel gönenç düzeyini yükseltmek amaçlanır. Etkin planlama yapabilmek için öncelikle ülkenin insan kaynağı da dahil tüm kay­naklarının envanterinin yapılması zorunludur. Sağlıklı karar alabil­mek, yön belirleyebilmek için doğru istatistiki verilere gereksinim olduğundan mevcut verilerin de irdelenerek düzeltilmesi gerekir.

Planlı kalkınmada, KİT’ler yatırımları gerçekleştirmenin, ekono­miyi yönlendirmenin temel araçlarıdır. Var olan KİT’leri toplumsal işlevlerini yerine getirecek şekilde yeniden yapılandırma yanı sıra bölgesel kalkınma amaçlı anonim şirket statüsünde işletmeler kurmak, savunma sanayii ve enerji sektöründe de büyük kamu kuruluşları oluşturmak gerekir. Ayrıca KİT’lerden birine kamu işletmeleri ara­sında fon akımlarını gerçekleştirmek üzere merkezi bir finansman kurumu görevi de verilmelidir.

Devletçilik, ekonomik kalkınmayı, ekonomik bağımsızlığı sağlama, gelir ve servet dağılımını düzeltme amaçlı olarak devletin üretici ve düzenleyici olarak ekonomide etkin işlev üstlenmesi; planlamada devletçilik uygulamasının bir aracıdır. Gösteriş yatırımları, yandaş besleme, özel sektör destekleme, kişisel itibar harcamalarıyla israf edilen kaynaklar tasarruf edilerek, kalkınmanın gerektirdiği yatırımlar finanse edilebilir. Ayrıca yatırım projelerini finanse edecek yeni kaynaklar da sağlanabilir.

Bölgesel kalkınma amaçlı yatırımlarla yerel ürünlerin değerlendirilmesi, tesi­sin kısa sürede üretime geçmesi, girdi-çıktı ilişkileri ile diğer yatırım­ları uyarması, makine-teçhizat gereksiniminin olabildiğince yurtiçin­den sağlanması, döviz tasarrufu gibi kriterler, öncelikler göz önünde tutulmalıdır. KİT’lerin hukuki yapısının sonu açık sermayeli anonim şirket olarak belirlenmesi; pay senetlerinin en az no­minal değerleri üzerinden nakde çevrilme olanağının sağlanması, tesis üretime geçinceye değin, kuruluş döneminde faiz ödenmesi, ortaklara yönetim, denetim kurullarında temsilci bulundurma hakkı tanınması, önemli kararlara katılma olanağı verilmesi, geniş kitlelere pay senedi satışını özendirir. Bu tür pay senetleri, halka, likiditesi yüksek, değer yitirmeyen, uzun ömürlü finansal varlık edinme olanağını sağlayarak mal varlıklarını çeşitlendirir.

Planın finansmanına, bankalar da sermayeye iştirak yoluyla önemli projelerin gerçekleştirilmesinde katkıda bulunabilirler. Ayrıca ihracat bağlantılarıyla vadeli makine-teçhizat alımı da sağlanabilir.