Şubat 15, 2020 10:54 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Albayrak’a vergi sitemi

Yeniçağ:

IMF'den coronavirüs uyarısı

Yeniasya:

AB: Türkiye’de basın hürriyeti daraldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özgen Acar, 14 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yaşasın işsizlik!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““İşsizlik” başvurusu yapmayanların dışında “işsizlerin sayısının” Türkiye’de 4 milyonu geçtiği açıklandı! “Başvuru” yapmayanlarla işsizlerin 6 milyonu aştığı resmen saptandı. Hükümet adına Maliye ve Hazine Nazırı Damat Berat Albayrak Paşa bir açıklama yaptı. Damat Paşa, “Tanzim satış noktaları devreye girecek... Böylece, vatandaşlarımızı da Tanzim satış noktalarında istihdam etmek suretiyle inşallah işsizlik sorununu da tarihe gömeceğiz!” sözleriyle müjdeyi verdi...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Hangisi hangisinden kopya çekti bilinmez! Kayınpeder, “Gerekirse tanzim satışları belediye eliyle kurarız ve ucuza satış yaparız” demişti. Bazı AKP’li belediyeler, “Tarım Kredi Kooperatifleri için çalışmalar hazırladı ve mobil araçlarda tanzim meyve sebze satışına” başladı.

Damat Paşa şöyle konuşmuştu:

“Tanzim Satış noktalarının yurt genelinde yaygınlaşması ve ürün çeşidinin artmasıyla birlikte çok sayıda görevliye ihtiyaç duyulacak. İlk etapta 5 bin tane satış noktası olSA, bunların her birinde 50 kişi çalışSA 250 bin vatandaşımıza iş olanağı sağlanmış olur. Hedefimiz, nüfusun yarısının ucuz sebze sattığı, diğer yarısının da satın aldığı güçlü ve büyük bir Türkiye’dir. Tedbirlerimizi aldık, işsizliği tek haneli rakamlara indireceğiz!” 

Anlaşılan, Türk halkı; Damat Paşa’nın “olSA, çalışSA” sözleriyle açıkladığı “varsayımlı”, “olsa da bitse, maşallah” gibilerden “eğer”lerine kaldı!

Damat Paşa’nın ve kayınpederinin gözü aydın! Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2019 yılı kasım ayı işgücü istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 327 bin kişi artarak 4 milyon 308 bin kişi oldu. Aynı dönemde çalışma çağındaki nüfus 958 bin kişi artmıştı!

İşsizlik oranı bir önceki yıla kıyasla 1 puanlık artış ile yüzde 13.3 seviyesinde gerçekleşti.

Ayrıca, Kasım 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların, “toplumsal güvenliği” bulunmayanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren “kayıt dışı çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0.2 puan artarak yüzde 33.8 olarak” gerçekleşti!

Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim göstermeyerek yüzde 22.8 oldu.

…***

Orhan Uğuroğlu, 14 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “CHP siyasi ayak ise AKP ne ayak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanı, yarım yüzyıldan fazla şerefli askeri üniformayı gururla taşıyan, demokrasiye inanan ve emekli olduğunda "TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası", "TSK Üstün Hizmet Madalyası" ve "TSK Şeref Madalyası" takdim edilen 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u anlamak, anlayabilmek önemlidir. AKP grup toplantısında CHP ve lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu, "FETÖ'nün siyasi ayağı" olarak suçlayan Recep Tayyip Erdoğan'ı yanıtlamak önemlidir.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Önce şu temel ilkeyi vurgulayayım: İktidar olmak muktedir olmaktır…

- 3 Kasım 2002'den, 15 Temmuz'a kadar,

- 15 Temmuz'dan bugüne kadar tek başına iktidar olan AKP'dir.

AKP, AKP'lilere göre; "Tayyip'in partisidir…"

AKP'li Bakanlar ve Milletvekilleri kendilerini şöyle tanımlar; "Erdoğan'ın adamları…"

Bugün devleti yöneten; Tek adam Recep Tayyip Erdoğan'dır…

AKP'yi yöneten, Genel Başkan atayan, Genel Başkan azleden ve sonunda kendisini anayasa değişikliği sonrası tekrar genel başkan seçtiren; Tek adam Recep Tayyip Erdoğan'dır…

"Askeri vesayeti kaldırıyoruz" diye;

- Ergenekon davasında asker sivil yaklaşık 300 kişi,

- Balyoz davasında yaklaşık 360 asker,

- Casusluk davasında yaklaşık 1.000 asker,

- Esir alındığında "bu davaların savcısıyım" diyen Recep Tayyip Erdoğan'dır…

2009 Haziran ayında;

- Anayasaya aykırı olarak askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayan yasa değişikliğini yaptıran

- AKP hükümetinin başbakanı; Recep Tayyip Erdoğan'dır.

2010 Anayasa değişikliği sonrasında;

- Emniyet Genel Müdürlüğü'nü,

- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu,

- Özel yetkili savcı ve hakimleri FETÖ'ye teslim eden AKP hükümetinin başbakanı; Recep Tayyip Erdoğan'dır

"Kandırıldım, Rabbim ve halkım beni affetsin" diye pişmanlık gösteren de Recep Tayyip Erdoğan'dır…

FETÖ konusunda Erdoğan'ın sözlerine karşılık diyorum ki;

CHP siyasi ayak ise AKP ne ayak?

Bu yazdıklarım sadece gerçeğin tespitidir. Önce İlker Başbuğ hakkındaki görüşlerimi yazayım. 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 26 ay "esir" tutulması sadece FETÖ'cü savcı ve hakimlerin suçu mudur? Dönemin Adalet Bakanı, Başbakanı ve AKP Hükümeti'nin sorumluluğu yok mudur? AKP hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başkomutanını derhal serbest bıraktırmaktan aciz miydi? 26 ay boyunca neden müdahil olmadı?

Başbuğ'un, FETÖ'nün siyasi ayağının izini sürmesi anasının ak sütü kadar helal bir mücadeledir.

Başbuğ'un demokrasiye inancını, seçilmiş iktidara itaatini gösteren en önemli adımı Kozmik Oda konusu değil midir?

Başbuğ gibi Ergenekon, Balyoz ve Casusluk davalarının mağdurları olan ya da "silah arkadaşları" olan askerler neredeler?

FETÖ'nün siyasi ayağının peşine haklı olarak düşen Başbuğ'u neden yalnız bırakıyorlar? Hâlâ iktidarın gücünden mi korkuyorlar?

…***

Ahmet Taşgetiren, 14 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Siyasi ayakta asıl mesele”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını anlamlı kılan şey, bir, partilerin bu konudaki günahını ortaya koyması ise, iki ve daha anlamlı yanı, ülkedeki yargı sancısının odaklaştığı zemin olmasıdır. FETÖ ile iltisak konusunun halk nezdinde partileri ne kadar yıprattığı ya da yıpratıp yıpratmadığı tartışılabilir. Bir ölçüde etkili olduğunu sanıyorum, ama bu etkinin ekonomi gibi halkı derinden etkileyen ana gündemler yanında oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

FETÖ ile bir şekilde bağlantı, 15 Temmuz’dan bu yana ülkede yüzbinlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Bir kalemde yüz bini aşkın insan devletteki işinden olmuş, 500 bini aşkın insan soruşturmaya tabi tutulmuş, aileler dağılmış, insanlar “terör suçluluğu” gibi bir damga ile yaşar hale gelmiş, halen de devam eden operasyonlarda hangi itirafçının jurnali ile bir sabah kimin kapısının çalınacağının bilinmediği bir sürek avı ortamı meydana gelmiş.

İltisak, irtibat, terör örgütü üyesi olmadığı halde örgüte yardım etmek… gibi önü – sonu belli olmayan suçlamalar…. Yargı’yı ülkenin en çok tartışılan alanı haline getirmiş.

Falanca derneğe üyelik, falanca yardım kuruluşuna bağış, falanca dersanede öğretmenlik, piknikte Risale okumak, evinde falanca derginin bulunması, öğrenci evinde kalmak, orada ablalık – abilik yapmak vs… örgüt faaliyeti çerçevesine sokulmuş ve insanlar mahkum edilmiş, işinden atılmış…

Bunlar, iktidarın icraatı halinde gerçekleşiyor.

İktidar, 17-25 Aralık 2013’ü milat olarak belirlemiş.

“Niye?” sorusunun cevabı karışık.

Paralel Devlet Yapılanmasının Yargı – Emniyet ayağının ülkeyi sarsacak boyutta arzı endam ettiği tarih o tarih. O açıdan tabii ki önemli bir tarih.

Ama sorgulama da tam orada başlıyor.

Nasıl gelindi oraya? Oraya gelişte, mesela falanca dersanede öğretmenlik yapan kişinin sorumluluğu ile örgütün devlet bünyesinde bu ölçüde yapılanmasına imkan hazırlayanın sorumluluğu aynı mı?

İktidarın bu kadrodan en stratejik alanlarda yararlandığı aşikar.

Buna mecbur kaldığı savunması da anlamsız değil.

“Ne istedilerse verilmiştir.” Uzunca bir dönem birlikte operasyon yapılmıştır.

Bu operasyonların askeri cenahta önemli bir kesimin tasfiyesi anlamına geldiği de vakıadır.

Her bakanlıkta bir “Örgüt imamı”nın bulunduğu dönemler yaşanmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bile Örgüt adına bir “İmam”ın bulunduğu ifade edilmiştir.

Bu yapı, evet, çok çok eski zamanlardan beri oluşum halindedir ve devlette yer edinmeye çalışmıştır. İktidarla, muhalefetle, istifade edebileceği herkesle ilişki kurmuştur. Muhazafakar toplum kesimlerinin sistem tarafından dışlanmışlığı aşma çabasının ayağıdır.

Ak Parti iktidarı dönemine gelindiğinde tam da bu noktada iktidarın ihtiyacı ile bu yapının hesabı birbiri ile örtüşmüş, evet tam o ifade ile “Devletin kılcal damarları”na nüfuz edilmiştir.

Bu birliktelikle Ak Parti’nin de “Askeri vesayet” setlerini aştığı bir vakıa değil midir?

Özetle 17-25 Aralık’a geliş, beslenip büyütülen bir yapının canavara dönüşmesinin hikayesidir.