Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Temel Karamollaoğlu: Türkiye’nin yaşanabilir bir ülke olması gerek
Yenimesaj:
İsrail uçağı ilk kez Sudan'da
Karar:
Hindistan'da polis Müslüman öğrencilere saldırdı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 16 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İlk defa cari fazla neye mal oldu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2019 yılı ödemeler dengesinde 18.7 milyar dolarlık dış ticaret açığı oluştu. Önceki yıllar bu açık daha yüksekti. 2019 yılı öncesinde, son yıllarda en yüksek açık 2013 yılında 80,6 milyar dolar, en düşük açık ise 2016 yılında 39,6 milyar dolar olmuştu. Türkiye’de en doğru dış ticaret verilerini Merkez Bankası veriyor. Söz gelimi dış ticaret açığını TÜİK ''Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre, Dış Ticaret açığı 31 milyar 174 milyon dolar oldu'' diye açıklamıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2019 cari fazlası da 1.7 milyar dolar oldu.
İlk defa cari fazla oluşmasına;
Üç çeyrek GSYH’da gerilemeye paralel olarak ithalatta gerileme,
(2019 sonuna doğru yeniden büyüme başladı ve aralık ayında cari açık arttı) ve turizm gelirlerindeki artış etkili oldu.
İthalattaki gerileme aynı zamanda özel sektörün ithalat finansmanı için dış borçlanma ihtiyacını azalttı. 2019 yılında özel sektör 3,3 milyar dolar net dış borç geri ödedi.
Gayrimenkul dışında, 0,7 milyar dolarlık yabancı yatırım sermayesi geldi. Bu sermaye girişi Türkiye’de mevcut yabancı yatırımlarının sermaye artırmadığını ve faaliyetlerini yavaşlattığını gösteriyor. Aynı zamanda sıfırdan yeni yatırım yapılmadığını gösteriyor.
2019 yılında yabancıların gayrimenkul alımları arttı ve 4.8 milyar dolara yükseldi. Çünkü 2018 yılında Türkiye’de en az 250.000 Amerikan Doları tutarında taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi konulmak şartıyla satın aldığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tespit edilen yabancı uyruklu gerçek kişiler için istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılabilmesi mümkün kılındı. Yani üç yıl sonra satabilir, ancak Türk vatandaşlığı devam eder. Bu kadar ucuza vatandaşlık, kriz riski olan ülkeler ancak veriyor. Türkiye’de ekonomi kırılgan ve fakat siyasi bir sorun yaşanmazsa kriz riski düşüktür.
Önceleri Türkiye'den batılı ülkeler gayrimenkul alırdı. Türkiye’de Akdeniz’de, özellikle Fethiye dolayında çok sayıda İngiliz vardı. Sıkıyönetimle birlikte hepsi gayrimenkullerini satıp çıktı. Oysaki Avrupalıların Türkiye’de gayrimenkul alması Türkiye için bedava Lobi demektir.
Kaldı ki yabancıya vatandaşlık verilmesinin hiçbir etkisi olmadı. Zira 2018 öncesinde; 2017 yılında yabancıya satılan gayrimenkul toplamı 4.6 milyar dolar iken vatandaşlık hakkı verilmesine rağmen 2019 yılında 4.8 milyar dolar oldu.
…***
Faruk Çakır, 16 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “Emin ve şeffaf olmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yine ibret veren bir araştırma raporu ile karşı karşıyayız. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV) hatırladığı “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik 2019 Raporu”nun dikkat çeken neticelerinden biri de, son yıllarda ‘dinî saikle’ yapılan yardımların sürekli düşüş gösterdiğinin ortaya konulmuş olmasıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Rapor, Koç Üniversitesi Sivil Toplum ve Hayırseverlik Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Dr. Öğr. Üyesi Selim Erdem Aytaç liderliğinde, Türkiye’nin 67 ilinde toplam 2 bin 502 kişinin katılımıyla hazırlanmış. Sonuçlara göre Türkiye’de sene içinde yapılan tüm bireysel yardım ve bağışların kişi başı toplam değeri yaklaşık 303 TL olurken, 2015 yılında yapılan araştırma neticelerine göre bu miktar 228 TL olarak ortaya konulmuş.
Enflasyon oranları dikkate alındığında 2015 yılındaki “228 TL”nin 2019 yılındaki karşılığının “360 TL” olduğuna dikkat çekilen rapora göre, Türkiye’de yapılan bütün yardım ve bağışların kişi başı toplam değerinde reel anlamda bir azalma olduğu görülmüş.
Raporda şu tesbit yapılmış: “Türkiye’de bir yılda yapılan tüm yardım ve bağışların toplam kişi başı yaklaşık değerinin 262,7 TL’si doğrudan yardım (akrabalara, komşulara, diğer kişilere, dilencilere, fitre, zekât) olarak yapılırken 40,2 TL’si sivil toplum kuruluşlarına yapılıyor. Bu miktar 2015 yılında 26,7 TL idi. Kişiler yaptıkları yardımların miktar olarak çok küçük olması ve bu yardımları düzensiz olarak yapmaları nedeniyle bir kuruluşa bağış yapmak yerine doğrudan yardım yapmayı tercih ettiklerini belirtiyorlar.”
Aynı açıklamaya göre, görüşülen kişilerin yarısından fazlası bağışının nasıl harcandığından emin olursa bağış yapacağını belirtirken, yüzde 52’si de STK’ların şeffaf olmalarını bağış yapmak için bir sebep olarak değerlendiriyor.
Araştırmadan onlarca, belki yüzlerce netice çıkmış olabilir, ama en mühim mesele şurada düğümleniyor olsa gerek: İnsanlar güven duyduğu kişi ve kuruluşlara ve aynı zamanda aldığı yardımları nerelere harcadığını ilân eden şeffaf kimselere yardım eder.
Güvenilir olma ve şeffaf olma noktasında çok şey kaybedildiğini herkes itiraf etmiyor mu? Çok daha sarsıcı olan, ‘mütedeyyin’ kişilerin dahi ‘güven’i kaybetmiş olmasıdır.
Türkiye’yi idare edenler başta olmak üzere hepimiz yaşanan bu yıkımı, bu fırtınayı, bu depremi görmeli ve geçmiş asırlarda olduğu gibi ‘güven’i tesis etmek durumundayız. Mesele bu araştırmada ortaya çıkan tablo değil. Araştırma olsa da olmasa da umumî kanaat bu merkezde toplanıyor. Kime sorulsa güvensizlikten ve toplanan yardım paralarının nerelerde harcandığının bilinmediğinden yana şikâyet yok mu?
Hepimiz “İstanbul depremi”nden korkuyoruz, ama asıl deprem sosyal hayatta yaşanmış ve değerlerimiz maalesef yerle bir olmuş durumda. Çok âcil bunun tamirine başlayalım vesselâm.
…***
İsmet Özçelik 16 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “İdlib politikası Ak Parti’ye oy kaybettiriyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Vatandaşın esas derdi geçim olsa da; İdlib de gündemde. İzlenen politikalar kafa karıştırıyor. Şam’la niye temasa geçilmediği anlaşılamıyor. “Başka bir şey mi var?” sorusuna yanıt aranıyor. NE OLDU? “İşler iyi gidiyordu. Suriye ile üst düzey temaslar başlamıştı. Görüşmelerin devamı kararlaştırılmıştı. Rusya ile beraberdik. Birdenbire her şey karıştı. Amerikalılar peşimize düştü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ne oldu?” deniyor. Suriye’nin İdlib’i teröristlerden temizlemesine; Türkiye’nin niye itiraz ettiği anlaşılamıyor.
“Göç dalgası” gerekçesi inandırıcı bulunmuyor. “Rusya ve Suriye ile anlaşırsın bu iş çözülür” görüşü hakim. Şehitlere bir anlam verilemiyor. ABD’nin tutumu için;
“PKK/PYD’ye onbinlerce TIR silah verdi. Yüzmilyonlarca dolar aktardı. 2021 yılı bütçesinde bile pay ayrıldı. Şimdi bize niye destek veriyor. ABD’nin planı belli.
Suriye’yi üçe bölmek.
Bizim için de büyük tehdit. NATO’dan çıkmayı konuşurken; İdlib’de NATO’dan destek istiyoruz. Bu kadar çelişki olur mu?” ifadeleri kullanılıyor. Konunun uzmanları da şaşkın.
Emekli komutanlar, diplomatlar, ... İdlib’de yaşananlardan endişeliler. En üst seviyede yapılan açıklamalara vurgu yapıyorlar.
Diplomatik hamleleri ortadan kaldırdığını söylüyorlar.
“İdlib’de ilk düğme yanlış iliklendi” görüşünü dillendiriyorlar. Suriye politikasının iç politikadaki yansımasını; Ak Parti’ye etkisini merak ettim. Kamuoyu araştırma kuruluşları yöneticileriyle görüştüm. Aralarında Ak Parti için çalışanlar da var.
Değerlendirmeleri özetle şöyle:
“Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekatında;
Ak Parti’ye destek arttı. Erdoğan’a destek Ak Parti’den daha da fazla arttı. Ama İdlib için aynı durum yok. Henüz sonuçlar kesin değil. İlk işaretleri almaya başladık. İdlib konusu ters tepiyor. Ak Parti oyları artmıyor. Tam tersi bir durum söz konusu.
Şimdilik eğilim bu.”
NEDEN? Nedenini sordum. “Hayat pahalılığının yüksekliğini, Fiyat artışlarının herkesin belini bükmesini,
Doğalgaz zammının hesapları şaşırtmasını, Türkiye’deki Suriyelilerden rahatsızlığı,
İşçi, memur, emekli, çiftçi, esnaf, sanayici, ... Herkesin zorda olmasını, Bu koşullarda halkın sorunları yerine Suriye ile uğraşmayı, ...” gösterdiler. Bir başka sıkıntıya daha işaret ettiler.
“Rusya ile gerilim yükseliyor. İlk akla gelen uçak krizi dönemi. Turizmci, yaş meyve-sebze üreticisi, tekstilci, ...
Herkes kaygı içinde. Şimdiden Ak Parti sorumlu görülüyor. Ama daha anketlere yansımadı” dediler. Ak Parti 2011’de büyük hata yapmıştı.
Sonra yanlıştan döndü. Son açıklamalara ve uygulamalara bakılırsa; Şimdi de “doğrudan dönme” eğilimi var. Ak Parti’ye karşı ciddi bir kumpas kuruluyor. Öyle görünüyor ki; Ak Parti farkına varamıyor. Kumpas Ak Parti ile sınırlı da değil. Türkiye’ye kumpas kuruluyor. ABD gövdesiyle işin içinde. Şu anda İdlib de bu kumpasın ana merkezi...