Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Gül'ün gezi açıklamasına saraydan tepki
Yeniasya:
Yasalar âdil ve tarafsız uygulanmıyor
Star:
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Sayın Gül'ün görüşleri kendisini bağlar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 18 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Çark belediyelerde nasıl işliyormuş?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İktidarın, başta iki büyük şehir olmak kaydıyla, CHP’ye kaybettiği belediyelerdeki sorunlar teker teker ortaya dökülüyor! Bakın, tüm halkı yoksullaştıran, insanları geçim sıkıntısından dolayı en büyük yanlışa, intihara sevk eden yağma ekonomisi çarkı, belediyelerde nasıl işliyormuş?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dün Cumhuriyet’te iki haber ve bir yazı vardı; bunlara özet olarak baktığımızda, çark hakkında kabaca bir fikir ediniyoruz! Birinci haber, FETÖ/PDY yargısı ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki ilişkileri anlatıyordu:
“AKP’li Melih Gökçek döneminde, belediye meclisinde alınan kararlarla bir kısmı halen firari olan eski savcı Şadan Sakınan, eski Yargıtay Genel Sekreteri Aydın Boşgelmez ve ‘Kozmik Oda’nın savcısı’ olarak nitelenen Mustafa Bilgin’in kurdukları konut kooperatifine normalinden üç kat fazla inşaat hakkı tanındığı ortaya çıktı.”
İkinci haber Büyükşehir Belediyesi’nin bir ihalesi hakkındaydı:
“Pasifik İnşaat ve Orpaş AŞ’nin ortağı Fatih Erdoğan, gazetemize açtığı 2 milyon liralık dava dilekçesi ile hazırladığı tekzip metninde, Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden ‘yoksullara gıda yardımı’ çerçevesinde kazandığı yaklaşık 45 milyon liralık ihaleyi yok saydı” diye başlıyor...
“...Fatih Erdoğan’ın, gazetemizde çıkan haberlerle ilgili tekzip başvuruları ilgili hâkimliklerce, Cumhuriyet’te kendisi ve şirketleri ile ilgili haberler yayımlanmasına ilişkin ihtiyati tedbir istemi de mahkemece reddedilmişti” diye bitiyordu.
Ankara’nın eski Belediye Başkanı Murat Karayalçın da yazısında, doğalgaz dağıtımının özelleştirilmesinde halka atılan kazığı, özet olarak, şöyle anlatıyordu:
“...Ankaralılar zaman içinde tükettikleri doğalgaz miktarı üzerinden alınan iki yüz milyon dolarlık krediyi geri ödediler.
...geriye yıllık tüketilen doğalgazın bedelinin Belediye’ye ve oradan da BOTAŞ’a ödenmesi kalıyordu.
Ankaralılar bunu da, 1994 yılında göreve gelen Belediye yönetiminin yeni taktığı, dolar üzerinden güvence aldığı, birer aylık, üçer aylık peşin tahsilat yaptığı sayaçlarla ödediler. Yani ödeme, doğalgaz daha tüketilmeden önden yapıldı.
Ancak bir süre sonra Belediye yönetiminin tahsilatını peşin olarak yaptığı parayı BOTAŞ’a ödemediği bilgisi kamuoyunda yayılmaya başladı.
Bilgiler, Belediyenin BOTAŞ’a taktığı borcun yaklaşık bir milyar dolar olduğu şeklindeydi.
Bir süre sonra AKP’nin TBMM’den geçirdiği bir yasa ile Ankara’nın doğalgaz şebekesinin varlık satışı yoluyla özelleştirmesi, bu iddiaların doğru olduğunu gösterdi.
Çok tartışmalı ihale süreçlerinden sonra Ankara doğalgaz şebekesi 1.1 milyar dolara Torunlar şirketine satıldı...
...Ankaralı, yaklaşık otuz yıl önce ödemiş olduğu şebeke bedelini, şimdi bir kez daha ve birkaç kat fazlasıyla ödemektedir...
...Hatta Başkentgaz’ın Kızılay üzerinden çeşitli vakıflara yaptığı bağışlarla bağlantılı olarak yapılan tartışmalardan, doğalgaz fiyatlandırılmasında (tesis bedeli) ve (işletme bedeli) kalemlerine ek olarak, bir de kâr kaleminin doğalgaz m3 fiyatına yüklendiği anlaşılmaktadır...
...Ankaralılardan peşin olarak tahsil ettiği yaklaşık bir milyar dolarlık bedel, neden Botaş’a ödenmemiştir?
Bir başka soru BOTAŞ’a ödenmeyen bu bir milyar doların nereye harcandığıdır.
...***
Esfender Korkmaz, 18 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " 2013 büyümede milat yılı oldu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhuriyet döneminde en yüksek büyüme, 1923-1950 döneminde yaşandı. Üstelik o dönemde, 1930 dünya buhranı ve ikinci dünya harbinin getirdiği ekonomik sorunlar vardı. Bu dönemde yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 8.1 oldu. Yüksek büyüme oranlarına; Kuruluş yıllarında GSYH'nın düşük olması ve 1933-1938 sanayi planları dönemindeki yüksek büyüme etkili oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Demokrat Parti döneminde de yıllık ortalama yüzde 6.4 oranında yüksek büyüme yaşandı. O zamanda dış borçlanma hızlandı ve 1958 krizi yaşandı. Türkiye dış borçlarda moratoryuma gitti. Ayrıca Milli Korunma Kanunu ve siyasi sorunlar olmasaydı, daha büyük büyüme olabilirdi.
Planlı dönemde ilk yıllar yüksek büyüme oranlarına rağmen ideolojik çatışmalar 1980 krizini ve darbeyi getirdi. Bu dönemde de Türkiye potansiyel büyümesini yakalayamadı.
AKP iktidarında, 2003-2013 arasında GYSH yılda ortalama olarak 5,9 oranında büyüdü. Ancak 2013 sonrasında, 2014 ve 2019 arasında yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 4.3'e geriledi. 2019 yılı için yüzde 1.1 ve 2020 için ise yüzde 3 dolayında bir büyüme bekleniyor.
2003-2013 yılları atasındaki büyüme de dış kaynak girişi de etkili oldu. 2003-2015 arasında dış borç stoku 270.8 milyar dolar arttı.
Dış borç alındığında ülkeye mal veya para olarak kaynak girişi olur. Eğer bu kaynaklar doğrudan yatırım malı ithalatı şeklinde olursa veya fiziki yatırımlarda kullanılırsa, GSYH'da potansiyel büyümeyi etkiler. Ayrıca yeni yatırımlar, ihracat potansiyelini artıracağı için borç geri ödeme kapasitesi de artar.
Dış borçlarda önemli olan dış borçların GSYH'ya oranı değil dış borç ödeme kapasitesidir. Eğer dış borç yükü ödeme kapasitesinin üstüne çıkarsa ülke riski artar, kırılganlık artar ve bu defa büyümeyi negatif etkiler. Türkiye'nin 2013 sonrasında bir yandan iç siyasetteki sorunlar diğer yandan borç yükünün artması da dış borçları çevirme riskini artırdı. Türkiye'nin 5 yıllık tahvillerinin uluslararası iflas risk sigorta pirimi 2013 yılında 120 baz puandan 240 baz puana yükseldi. Dış borç faizleri de aynı şekilde arttı.
2013 yılının milat olmasının bir nedeni de sonradan FETÖ planı olduğu anlaşılan ve 17 Aralık soruşturması veya 2013 Türkiye rüşvet skandalıdır. Aralarında iş adamları, bürokratlar, banka müdürü, çeşitli düzeyde kamu görevlileri ve dört bakan ile üç bakan çocuğunun olduğu kişiler hakkında "rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık suçlarını işledikleri iddiasıyla soruşturma başlatılmasıdır.
Ne var ki bu olay ve arkasından 15 temmuz darbe teşebbüsü, OHAL uygulaması, hukukun üstünlüğünde geri düşmemiz ve başkanlık sisteminde ortaya çıkan intibak sorunu; güven ortamını zedeledi ve yatırımları engelledi. GSYH'da büyüme bir yıl dışında düşük kaldı.
...***
Taha Akyol, 18 Şubat tarihli Karar gazetesinde, "Anayasa mahkemesi, iltisak ve irtibat"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin OHAL düzenlemelerinden tamamen kurtulabilmesi açısından çok önemli bir karar verdi.Çok önemli; çünkü birçok “OHAL kararnamesi” OHAL kalktıktan sonra da “kanun” şeklinde devam etmektedir! Seçim Kanunu’nun OHAL’le ne ilgisi var? Ama OHAL kararnamesiyle Seçim Kanunu’nda değişiklik yapıldı; OHAL kalktığı halde ‘kanun’ olarak aynen devam ediyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Grev ve lokavtı yasaklama yetkisi OHAL döneminde KHK ile genişletildi, şimdi kanun olarak devam ediyor.
Belediye başkanının görevden alınması halinde yerine Belediye Meclis’inde seçim yapılırdı. OHAL döneminde seçim yerine vali tarafından atama kuralı getirildi; bu da “kanun” halinde devam ediyor.
Örnek çok, uzatmıyorum. OHAL tasarrufları üzerinde yargı denetimi olmadığı için iktidar çeşitli kalıcı kanunda KHK’larla böyle değişiklikler yaptı…
Anayasa hukuku açısından sorun şudur: OHAL kararnamesi sonradan kanun haline getirilmişse Anayasa Mahkemesi bu kanunu neye göre inceleyecek? Anayasa’nın OHAL maddelerine göre mi, olağan maddelerine göre mi?
Anayasa’nın verdiği olağanüstü yetkiler yargı denetimine de tâbi olmadığı için iktidar birçok alanda KHK’larla ‘sıkı’ düzenlemeler yaptı; Anayasa Mahkemesi son kararında bu kanunlaştırılmış OHAL kararnamelerinin “OHAL yetkileri” açısından değil, olağan anayasal kurallar açısından inceleneceğini netleştirdi, kesinleştirdi: “OHAL seüresince uygulanma özelliğini aşan” ve bu şekilde “OHAL’in dışına taşarak genel düzenleme niteliği” kazandırılan kanunların iptal edilebileceğine karar verdi. AYM’nin bu kararına göre, mesela bir belediye başkanı belirli sebeplerle görevden el çektirilmişse, onun yerine valinin atama yapması OHAL’de mümkün ama artık Anayasa’ya aykırıdır! AYM bu kararında “mahalli idarelerin özerkliği ve yerinden yönetim” ilkelerini hatırlatıyor.
Türkiye’nin kanayan yarası; “irtibatlı ve iltisaklı” diyerek yargı kararı olmadan getirilen hak kısıtlamaları…