Şubat 22, 2020 09:18 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Almanyalı Müslümanlar: Uyarılarımız ciddiye alınmadı

Aydınlık:

Babacan'ın partisinin kuruluş tarihi belli oldu

Milli gazete:

Yurtdışına giden sermaye Türkiye'de kalsa işsizlik biter

Şimdi ise hafta içi köşe yazarları:

...***

Tuncay Mollaveisoğlu, 21 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İş Bankası nasıl ele geçirilir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir illüzyonun içindeyiz; Meclis var ama demokrasi yok... Yargıç var ama özgürlüğü yok... Sandık var ama güvenliği yok... Kanun var, adaleti yok... Anayasa, sizlere ömür... İş Bankası’ndaki CHP hisselerinin Hazine’ye devri yeniden pişirilip gündeme getirilince, “Bu kimin hazinesi?” diye düşündüm... Her yurttaşın cebinden kesilen paralarla devletin kullanımına sunulan Hazine yandaş müteahhitlerin arpalığına döndü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Devlet dediğiniz ise tüm kurum ve kuruluşları ile Saray’ın kontrolünde...

Hazine millete ait olmaktan çıkmış, devlet ise parti devleti...

Yani söyledikleri şu: “İş Bankası yönetimindeki CHP üyeleri yerine biz oturacağız...”

Peki, gelip de ne yapacaklar?

Kontrol ettikleri bankalardaki tablo, bize ne olacağını söylüyor.

Ziraat Bankası üçüncü çeyrekte 2.3 milyar, Halk Bankası ise 1.3 milyar TL zarar etti.

İş Bankası’nın aynı dönemdeki kârı ise 4.6 milyar TL.

Dünyanın en saygın 10 bankası arasında.

Bütün mesele bu varlığı ele geçirmek, kontrol etmek..

Türkiye’nin gözbebeği kuruluşlarını, THY’den BOTAŞ’a, PETKİM’den ÇAYKUR’a bir fon oluşturup içine attılar. Başına Damat Berat Albayrak’ı getirip doğrudan Saray’a bağladılar. Fonun yönetim kurulu başkanı bizzat Recep Tayyip Erdoğan...

Yani millete ait milyarlarca dolarlık varlığı bir ailenin kontrolüne bıraktılar.

“Fon devletin kontrolünde” demek isterdim ancak elim varmıyor. Çünkü hepimiz biliyoruz; devletin tüm aygıtları, denetim ve kontrol birimleri tek bir kişinin gözünün içine bakıyor.

AKP özel bir komisyon kurarak çalışma yapıyormuş. Bankacılık hukuku, uluslararası hukuk, siyasi partiler kanunu gibi birçok başlıkta İş Bankası operasyonu için yol-yöntem arıyormuş.

Hukukun kırıntısı bile varsa bu yolu bulamayacaklar. Geriye sadece iki yöntem kalıyor:

İş Bankası hisselerini kontrol etmek için, ya CHP’yi kapatacaksınız, ya da anayasal düzeni askıya alacaksınız. 

…***

Elif Çakır, 21 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “yargıda yeni dönem”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kasım 2014 tarihinde Abdülhamit Gül AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı olarak Bursa’da bir toplantıya katıldı. Sayın Gül yargıda yaşanan sorunlara değinerek şunları söyledi: Türkiye’de maalesef yargıya olan güven önceleri yüzde 60-70’lerdeyken şimdilerde yüzde 70’lerin altına düşmüştür. Yargının sorunlarını çözecek bir yasa çalışması içindeyiz. Bu tür yasal çalışmalarla hakim ve savcılarımızın da uygulamalarıyla yargı Türkiye’de hak ettiği yeri bulur.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yok, hayır, Sayın Gül bu sözleri söylediğinde Adalet Bakanı değildi. Bu konuşmadan yaklaşık üç yıl sonra Adalet Bakanlığı görevine geldi.

Adalet Bakanlığı görevine geldikten kısa bir süre sonra şu açıklamayı yaptı:“İnşallah çok yakın zamanda vatandaşlarımız mahkeme kapılarında ‘Ne zaman adalet yerine gelir, karar verir’ gibi adalete güvensizliklerden kurutulacak.” (19 Ağustos 2017)

Sayın Gül ‘adalet’, ‘hukuk’, ‘hukukun üstünlüğü’, ‘yargı sorunları’, ‘yargıya güven’ gibi konularda iddialı, köşeli konuşan bir adalet bakanı olarak tarihe geçecek dersem abartmış olmam.

Hem fikir vermesi hem de hafıza tazelemek için Sayın Gül’ün konuşmalarından seçtiğim şu örneklere bakalım:

Sayın Gül, 10 Mayıs 2018 tarihinde şöyle dedi:

“Bugün yargı normalleşiyor. Adalet kendi içerisindeki bütün vatandaşlarımıza hak ettiğini güçlü bir şekilde verme mecrasına giriyor.”

Gül’ün bu konuşmasını iktidara yakın medya okurlarına ‘Yargı normalleşiyor’, ‘Yargıda normalleşme süreci’ başlıklarıyla müjdelemişti.

Gül, 12 Nisan 2018 tarihinde Kopenhag’da katıldığı toplantıda adalet ve ekonomik yatırımların iç içe giren konular olduğunu ifade etti. Ancak şu sözleri daha da önemliydi:

“AİHM demokratik güvenlik kavramının hayat bulması için kurulmuş olan Avrupa Konseyi sisteminin en önemli güvencelerinden biridir.”

Hafıza tazelemeye devam edelim:

2018 seçimlerinden sonra yeniden Adalet Bakanlığı görevine geldiğinde şöyle söyledi:

“Biz Adalet Bakanlığı olarak bu dönemde güven veren bir adalet tesis edeceğiz.” (10.07.2018)

Yargı Reformu Stratejisi Toplantısı’nda hakimlere ve savcılara yaptığı konuşmada ‘uzun tutukluluk’ sorununa değindi. Bütün kamuoyunun karşısında hakim ve savcıların yüzlerine karşı “Geciken adalet vicdanları yakan bir ateşe dönüşür” diyen Gül şunları söyledi:

“Temel hak ve özgürlüklere orantısız müdahaleler, uzun süren soruşturmalar, açılmayan  davalar, yine bu tür müdahaleler, yargısal tasarrufların meşruiyetine ve yargıya olan toplumsal desteğe de zarar verebilmektedir.”

Ve şu müjdeyi verdi:“Yargının lügatinden ‘pardon’ sözünü sileceğiz.” (30 Kasım 2018)

Hatırlamakta fayda var. Sayın Gül, eski adalet bakanlarıyla yargının sorunları üzerine bir toplantı yaptı. Geçmiş dönemin adalet bakanları o toplantıda “Son dönemde adalet sorunlarının iyice arttığını, çok kolay tutuklamalar yapıldığını, uzun süren tutuklulukların olduğunu, yargıda kalite sorununun olduğunu, cumhurbaşkanlığı sisteminde problemler olduğunu bütün bunların ülkenin hukuk devleti ilkesine zarar verdiğini” dile getirdiler. (5 Aralık 2018)

28 Şubat 2019 tarihinde şu müjdeyi verdi:

“Yargının sorunlarını çözme konusunda önemli mesafeler aldık. 2019 yargıya güven yılı olacak.”

6 Mart 2019’da yaptığı açıklama ile bir adım daha attı:

“Türk yargı sisteminde bir ilk olarak tüm hakim ve savcılarımızın bağlayıcı şekilde uyacakları etik ilkeleri belirledik. Bu ilkeler ile yargı mensuplarına ve Türk yargısına güven artacak.”

Adalet Bakanı Gül, 24 Mayıs 2019 yılında güven veren adaletin nasıl olacağını açıkladı:

“Adliyenin önünden geçen, içine giren, yolu düşen bir insanda ‘Orada gerçekten hakim ve savcılar var, adalet, yargı sistemine güvenirim’ inancının oluşması lazım.”

Sayın Gül temennisini açıklamış demek daha mı doğru olurdu?

Sayın Gül’ün açıklamaları böyle… Peki ya uygulamalar?

Sayın Gül’ün Adalet Bakanlığı döneminde yerel mahkemeler AYM ve AİHM kararlarına direndiler. AİHM’in HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karar mahkeme tarafından uygulanmadı.

Yerel mahkemelerdeki hakimler AYM’nin Mehmet Altan kararını uygulamadı. Hukuk tarihimizde ilk kez yerel mahkemelerdeki hakimler AYM’ye “görev gaspı yapıyor” diyebildi!

Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay hakkındaki yargı kararları ortada.

Uzun tutukluluklar ile ilgili durum ortada. Yaygın tutuklamalar hala devam ediyor.

Deniz Yücel davası, Büyükada davası, Rahip Brunson davası, Enis Berberoğlu davasında siyasi etkiler açıkça görüldü.

AİHM’in Osman Kavala hakkındaki ‘derhal tahliye’ kararı uygulanmadı.

…***

Esfender Korkmaz, 21 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde “Faiz-enflasyon ve kur çıkmazı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası, gösterge faizini 10.75'e düşürdü. Ayrıca Hükümet, 4 kamu bankasına da, kredi faizlerini düşürmesi için baskı yapıyor. Hükümetin amacı, enflasyonu düşürmek ve ekonomiyi canlandırmaktır. İlk bakışta bu yaklaşım makul geliyor. Ancak eksi faiz Türkiye şartlarında ters tepme olasılığı daha yüksek görünüyor.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Enflasyon açısından faizlerin düşmesi hem doğru, hem de yanlış olabilir. Reel faizin düşmesi, yatırım maliyetlerini, işletme maliyetlerini düşürür. Mal arzı artar. Perakende fiyatlara yansır. Ne var ki, Türkiyede faizi sıfırda yapsanız yatırım ortamı ve güven ortamı olmadığı için kimse yeni yatırım yapmıyor ve işletmeyi genişletmiyor.

Kaldı ki, eksi reel faiz halinde TL el yakar . Eğer yatırımlar artarsa istihdam artar ve gelir artışı olur. Bu yolla büyüme kalıcı olur. Ne var yatırım ortamı yok. Banka kredilerini zorlayarak talep artışı yaratmak geçicidir. Hem bankaların dönmeyen kredilerinin artmasına ve istikrarın daha çok bozulmasına neden olur.

Halen Merkez Bankası reel kur endeksine göre kurlar zaten yüzde 26 oranında daha değerlidir. Bu nedenle  eksi reel faiz kur artışını önlüyor.

Kurlar kısa dönemde  artmasa da, kritik eşik oluşur.  Kur kritik eşikte ise aniden ortaya çıkacak ekonomik veya siyasi olaylar kur şoku yaratabilir.

Sonuç evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Evet veya hayır diyebilmek için konjonktürü,  iktisadi gelişmeleri iyi tespit etmek gerekir.