Şubat 26, 2020 10:45 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yeni asgari ücret eridi

Yeniasya:

En ağır yargı krizi

Yenimesaj:

4'lü zirveye Rusya soğuk

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esfender Korkmaz, 25 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüketicinin morali bozuk”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“TÜİK tarafından açıklanan sektörel güven endeksleri, 2020 ilk çeyreğinde de GSYH'da büyüme olacağını gösteriyor. 2019 üçüncü çeyreğinde yüzde 0.9 büyüme olmuştu. 2019 son çeyreğinde de yüzde 5 üstünde büyüme bekleniyor. 2020 ilk çeyreğinde de büyüme olur ve böylece öncesinde  üç çeyrek daralmış olan GSYH, bu defa üç çeyrekte büyüme gerçekleşmiş olur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Güven endekslerinde 100 güven sınırıdır. Şubat 2020’de geçen seneye göre, hizmet sektöründe perakende ticaret sektöründe ve inşaat sektöründe güven endeksinde artış var. Bunlardan yalnızca perakende ticaret güven sınırının üstünde yüzde 102.9 olmuş. Diğerleri yine güven sınırının altında kalmış.

İnşaat sektörü 2019 yılında dip yapmıştı. Bu sene Şubat ayında geçen yıla göre artış var ve fakat endeks hala 2016, 2017 ve 2018 seviyesinin altında seyrediyor.

Konut kredilerinde teşvik ve kredi artışı, mevcut konut stokunun bir kısmını eritebilir. 2020 yılında da zorlamaya rağmen inşaat sektöründe güven eski seviyesine ulaşmaz.

Güven endeksleri büyüme göstergelerinden yalnızca birisidir. Endekslerde  artışın devam etmesi için talep artışı olması gerekir. Büyümede banka kredilerinin artması etkili oldu. Bundan sonra devam eder mi? Devam etmesi için yatırımların ve istihdamın da artması gerekir. Yatırımlarda hala anlamlı bir artış beklenmiyor.

Tüketici güveninin artması gerekir. Gerçekte ise sektörel güven endeksleri artmış olmasına rağmen tüketici güven endeksi son beş yıldır düşmeye devam ediyor. Geçen seneye göre de, düşme var. Tüketici güveninin düşmesinde etkili olan sorunlar yaşıyoruz;

* Tüketicinin bir önceki ay, ocak ayına göre maddi durum beklentisi düştü. 12 aylık dönem için genel ekonomik durum beklentisi de geriledi.

* Aykut Erdoğdu, 2,5 milyon kişinin kredisini, 2 milyon 700 bin kişinin de kredi kartı borcunu ödeyemediğini açıkladı. Bu şartlarda tüketici yeniden borçlanmak istemez.

İşadamları da Çin'den ithalattan vazgeçmiyor. Söz gelimi; Türkiye oyuncak  piyasasının yaklaşık yüzde 65'ini Çin'den gelen ürünler oluşturuyor. İş adamları bunları içeride üretmenin tam zamanıdır demek yerine,   İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Üyesi  bir işadamı ''Çin'den gelen oyuncaklardan korkmayın virüsle ilgili milyonda bir bile risk yok" diyor.

Mevcut stratejik sorunlara ilaveten, bir de plansız, programsız başı bozuk ve günübirlik politikalar varken, kalıcı istikrar ve büyüme hayal olarak kalır.

…***

Cevher İlhan, 25 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Felâketi siyasileştiren” asıl felâket”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“En son İran’ın Hoy şehrinde meydana gelen 5.9’luk ve sınırda Van’ın Başkale köylerinde dokuz vatandaşın can verip dokuzu ağır 39’unun yaralandığı deprem fırtınası devam ediyor.

Verilen bilgilere göre Elazığ ve civarında 2 bin 500’ü, Manisa - Akhisar ve havalisinde 3 bini aşan deprem olmuş; yetkililer sözkonusu deprem bölgesinde günde 100-150 depremin meydana geldiğini, küçük ve orta büyüklükte de olsa peşpeşe depremlerle yorgun olan binalarda oluşan çatlakların ve hasarlı binaların kat kat arttığını bildiriyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şimdiye kadar yapılan incelemelere göre bir tek Elazığ’da yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı toplam bina sayısı 8 bin 137 olurken; bağımsız bölüm sayısının 19 bin 294 olması; Malatya’da yıkık, âcil yıkılacak ve ağır hasarlı toplam bina sayısı 3 bin 540, bağımsız bölüm sayısının 6 bin 977’i bulması” vahameti ele veriyor. (Elazığ Son Haber, 7.2.20)

Çarpıcı olan, bu süreçte bütün bunlara karşı muhalefetin peşpeşe “depremlerde ihmallerin araştırılması, alınması gereken önlemlerin görüşülmesi” amacıyla âcil bir çalışma yürütülmesi” için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması ve sadece AKP iktidarı döneminde “deprem vergisi”yle toplanan “36 milyar dolar deprem vergisi kalem kalem nereye harcandığı”na ve “felâkete tedbir” önerilerine dair önergelerine peşinen “iktidar cephesi”nce red tavrının sürdürülmesi. 

Yargının “devletin denetim görevini yeterince yerine getiremediği, denetim mekanizmasını kuramadığı için meydana gelen can ve mal kaybından sorumlu olduğu” kararlarına rağmen, hâlâ deprem paralarının yerine göre harcanıp harcanmadığı tekliflerinin iktidar partisince reddedilmesi.  

Musibetin - felâketin bu denli umumileşmesine rağmen siyasi iktidarca hâlâ kamuoyundan ve muhalefetten gelen araştırma ve işbirliği çağrılarına yanaşılmaması.

“Menfi siyaset”in “felâketi dahi siyasileştiren” tavrıyla “asıl felâket” bu.

…***

Elif Çakır, 25 Şubat tarihli Karar gazetesinde, “Parlamenter sisteme dönüş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Suriye’deki durumumuz gittikçe daha sıkıntılı bir hal alıyor…. Tek tek isim zikretmeye lüzum yok, Avrupa Birliği ülkeleri ile zaten aramızda çok uzun zamandır soğuk rüzgarlar esiyor. ABD ile ilişkiler Trump’ın psikolojisine bağlı! Kala kala elimizde bir tek Rusya kalmıştı, “dostum Putin” sözü ile hitap ediyorduk… Şimdi en büyük sorunu Rusya ile İdlip’te yaşıyoruz… İktidara yakın medyada “Putin’in Türkiye’yi yalnızlaştırma politikası”na Türkiye “Rusya’yı sınırlandırma hamlesi ile cevap vermesi gerekiyor” yazılarının çıkmasına ramak kaldı, diyeceğim ama…! Sadece bu da değil, İslam ülkeleri ile ilişkilerimiz de AK Parti iktidarı öncesinden çok daha kötü durumda…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor: 

…***

Tablo bu… Aksini söylemek mümkün mü? 

Oysa bugün iki yıl öncesinden daha da kötüleşmiş değil, iki yıl öncesinden çok daha iyi bir tabloyu konuşuyor olmamız gerekiyordu… 

Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin dış politika vaadi bu değildi, böyle değildi. Uçacak olan sadece ekonomi değildi, Türkiye dış politikada da uçacaktı. 

Kelimesi kelimesine, noktası virgülüne vaat şöyleydi:

“Cumhurbaşkanı sistemini içeren hükümet modeli, Türkiye’nin dış politikasını ve uluslararası ilişkilerdeki etkinliğini sağlamlaştıracak ve özgün kapasitesini artıracak. Daha proaktif bir dış politika olacak. Ülkeler arası dostane ilişkiler tesis edilecek. NATO ülkeleri ve komşularının bölgesel ve uluslararası iş birliklerinde arabulucu ve söz sahibi olacak. Avrupa Birliği ile etkin ve verimli ilişkiler içinde olunacak.  Etkin ve hızlı kararlar alınarak Türkiye’nin uluslararası arenadaki gücü pekişecek. Birleşmiş Milletler için model ülke olunacak. Uluslararası krizlerle etkin mücadele edilecek. Türkiye, iç istikrarını uluslararası ilişkilerine de yansıtacak.” 

İktidara yakın medya bu maddeleri okurlarına “Cumhurbaşkanlığı sistemi ile etkin dış politika”, “Güçlü lider ile güçlü dış politika” manşetleriyle duyurdular. (27 Şubat 2017 tarihli Sabah ve Yeni Şafak, Star, 7 Mart 2017 tarihli Sabah Gazetesi)

Aksine, gelinen nokta bu propaganda sözlerinin tam aksi oldu. Bugün dış politika ağır bir sorunlar yumağı haline dönüştü. Ekonomi, hukuk, eğitim, sağlık, iç güvenlik, demokrasi, hürriyet, açılan her başlık iç karartıyor. 

“Türkiye’yi uçuracak” denilen sistem bugün ağır bir sorunlar yumağıdır. Bir sistem daha birinci yılında arıza sinyalleri vermez. Ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi birinci yılında arıza sinyalleri vermeye başladı. 

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik “hükümet sisteminde yer yer kireçlenmeler, tıkanmalar” olduğunu açıkladı. (12. 07. 2019) 

Yine sistemin iyi çalışmadığını, sistemi “rehabilite” etmenin aklın gereği olduğunu açıklayan kişi CHP değil AK Parti Grup Başkanıydı. (29. 06.2019)

Yine bu sistemde kendilerini “Züğürt Ağa” gibi hissettiklerini söyleyenler AK Partili milletvekilleridir.

Ülkemizin saygın hukuk bilginlerinden Prof. Dr. Kemal Gözler kaleme aldığı akademik makalesinde sistemin hangi noktalarda nasıl başarısız, performansının düşük olduğunu somut örneklerle madde madde ve istatiksel verilerle ortaya koydu: 

“Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yürürlüğe girdiği 9 Temmuz 2018 tarihinden bu yana (26 Aralık 2019) toplam 55 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır. Bu 55 Cumhurbaşkanı kararnamesinden 31’i diğer Cumhurbaşkanı kararnamelerinde değişiklik yapılması hakkında Cumhurbaşkanı kararnameleridir. Yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bir buçuk yılda gerçekte 24 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmış, çıkarılan bu 24 kararnamede değişiklik yapmak için ise 31 adet Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır! (...) Yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yapmaktan çok, kendi yaptığı şeyleri değiştirmek ve düzeltmekle zaman harcamıştır.”

Toplumda parlamenter sisteme dönülsün diyenlerin oranı her geçen gün daha da artıyor. Temmuz 2019’da PİAR araştırma parlamenter sisteme dönülsün diyenlerin oranını yüzde 62.5 olarak açıklamıştı.