Şubat 26, 2020 10:46 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Virüs zammı yolda

Aydınlık:

ABD: Türkiye'ye Patriot göndermedik

Karar:

demokraside kayyım olmazı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 26 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Gezi Direnişi büyük bir ‘dava’dır..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2013 yılı haziran ayına damgasını vuran Gezi Direnişi, daha o günlerde içeriğiyle, biçimiyle tarihteki yerini almıştı. İktidar daha ilk günden toplumun derinliklerinden gelen bu barışçıl eylemi yaftalamaya çalıştı. İktidar medyası ise önce yok saymaya girişti, olmayınca AKP’nin karalama kampanyasına dayalı haberlere öncelik verdi. Her şeyi bir kenara koyalım; Gezi’ye ilişkin yayımlanan kitap sayısı 50’nin üzerinde. Biz bu kadarını sayabildik..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Gezi, özellikle gençlerin ülke sorunlarına karşı duyarsız olduğu tezini yıktı. Katılanların çok büyük bir dilimi lise, üniversite çağındaydı. Ankara’da 50’li yaşlardaki bir katılımcı, gençlerin arasında yürürken arkadaki fısıldaşmayı duymuş:

“Arkadaşlar, öndeki yaşlı teyzeyi tanıyan var mı?”

Gezi, Türkiye’nin sadece birkaç ilinde yankılanmadı. İçişleri Bakanlığı kayıtlarına göre 3.6 milyon kişi katıldı. Genel hesaplamayla 8 milyona yakın katılım vardı. 

Katılanların çok büyük bir dilimi ilk kez böyle bir ortamda yer alıyordu. 

Gezi’de üretilen mizah, halkımızın direnme ve dayanma gücünü de gösteriyordu. Olaylara biraz da mizah gücüyle bakılmasa Türkiye gündemi nasıl çekilir!

Şiddete, teröre, sağduyulu kimse evet demez, olumlamaz. “Nereden gelirse gelsin, hedefi ne olursa olsun terörün her türlüsüne hayır”, Gezi’ye katılanların hemen tümünün ortak şiarıydı. Ters yönde tavrı olan herkese “hayır” diyoruz. 

Bunun yanında şunu da vurgulamak gerek; Gezi’de yaşamını yitiren ve yaralananlar dikkatle incelendiğinde şiddetin kaynağı, nedeni de ortaya çıkacaktır.

İktidar Gezi’den hemen sonra harekete geçti; Türkiye’nin hemen her yerinde Gezi davaları açıldı. Bunların neredeyse tamamı beraat kararıyla sonuçlandı. O kadar çok dava açıldı ki; örneğin sadece Kırklareli’ndeki dava sayısı 1238 idi. Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere onlarca ilde yüzlerce dava, soruşturma açıldı.

Bunlardan bir şey çıkmayınca, iktidar yöntem değiştirdi. Seçilen birkaç kişi üzerinden Gezi’yi mahkûm etmeye girişti. Bu da olmadı. 

Osman Kavala davası bu zemine oturtulmaya çalışıldı. Kavala 28 ay süren tutukluluktan sonra 18 Şubat’ta Silivri’deki yargılamada beraat etti. 

Vayyy sen misin beraat kararı veren. 

Ertesi gün, “Gezi olmadı 15 Temmuz verelim” kararıyla daha cezaevinden çıkmadan yeniden tutuklama kararı verildi. Bu karar verilirken Erdoğan da partisinin grup toplantısında kararın gerekçelerini anlatıyordu.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereği olarak aynı anda Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) da harekete geçip, beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma başlattı. 

Önceki gün de Kavala ile ilgili beraat kararının gerekçeleri yayımlandı. Özeti şu:

Gezi’nin finansörü ve düzenleyicisi olduğuna dair hiçbir delil yok!

İktidarı, Gezi’nin altında daha fazla ezilmemeye çağırıyoruz!

...***

Cevher İlhan, 26 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, "Rant’ın “darbe söylentisi” üzerinden siyasî rant"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçen hafta gündeme sokulup sonra üstü örtülen Amerikan Rand Corporation’ın “Türkiye’de yeni bir darbe girişimi bile olabilir” cümlesinin yer aldığı 276 sayfalık raporu da yeterince tartışılmadan geçiştirildi.Anlaşılan, başta ağır ekonomik kriz, gittikçe artan işsizlik, her dört gençten birinin işsiz olması, yeni zam ve vergi sağanağı, Suriye politikasının fiyaskosuyla İdlib’de saplanılan çıkmazla Rusya ile ilişkilerin gerildiği, Libya’ya asker göndermenin hiçbir gerekçesinin kalmadığı, deprem ve çığ gibi felâketlere tedbirsizlik ve yargıya “tâlimat”la yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ortadan kalktığı ve içinden türeyen yeni partilerle iktidar partisinin hızlı çözülüşle oy oranlarının yüzde 40’lardan 30’lara doğru eridiği süreçteki çöküş perdelenmeye uğraşılıyor."diyen yazar, yaızsının devamınd aşu ifadeler eyer veriyor:

...***

Vakıa şu ki yayınlanmasından günler sonra “iktidara ilişik medya”da “darbe yapılacak” diye raporun köpürtülerek iktidarın halkın nezdinde yine “mağdur” gösterilmesi, on sekiz yılın sonunda siyasi iktidarın başarısızlığının gözlerden kaçırılması ve manipülasyonlarla algı operasyonlarında istimalle AKP’nin ömrünün uzatılmak istendiği ve bu amaçla “ütopik senaryolar”ın piyasaya sürüldüğü ortaya çıktı.

Garip olan, iktidar sözcülerinin “Kimse endişe etmesin, milletimiz müsterih olsun, Türkiye’nin yerleşik demokratik kurumları var” tepkisiyle ortalığı  teskin etmek yerine, en üst düzeyde Cumhurbaşkanı’nın “Milletimiz ‘kapıdan dışarı çıkalım mı çıkmayalım mı’ demez. Elinde neyi var neyi yok herkes meydanlara dökülür” diyerek darbeyi önlemeyi yine millete havale eden fevkalâde tehlikeli söylemler kullanması. Ordunun artık bu tür fitnelere âlet olmayacağını vurgulamak yerine, yine tankla halkı, ordu ile milleti karşı karşıya getirecek ifâdelere başvurması.

Türkiye dış politikası, ekonomisi, mezhebi ve etnik yapısı üzerinden ifsad maksadıyla raporlar hazırlayan, stratejiler üreten, Avrupa ve Orta Doğu’ya dair politikalar belirleyen Amerika’nın think tank kuruluşunun raporunun iktidarın propagandasına yaraması. 

Dünyada ve bilhassa Türkiye’deki darbelerin arkasındaki CIA ajanlarının oluşturdukları politika belgeleriyle sadece Amerikan politikalarına değil, Türkiye’deki politikalara da yön vermeye çalışmaları.  

Bu amaçla 700 çalışanı olduğu belirtilen, Amerikan politikalarının yönlendirmesinde büyük etkisi olan ve “gölge CIA” olarak bilinen kurumun 276 sayfalık raporunda tam 161 kez “darbe” kelimesinin kullanılması, Türkiye üzerinden “darbe söylentisi”ni ortaya atmakla işin provoke edilmesi. 

...***

Esfender Korkmaz, 26 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Hepimiz hesabımızı çok iyi yapmalıyız"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası 2003 yılı TÜFE bazlı reel kur endeksini Ocak ayı için 75.72 olarak ilan etti. Ocak ayında aylık ortalama olarak Dolar kuru 5,9539 oldu. Dün öğle saatlerinde dolar kuru 6,1325 idi. Şubat enflasyonunu da dikkate alırsak, TL'nin döviz sepeti karşısında değeri yüzde 26 daha düşüktü. Kur'un gerçek değeri piyasa kurudur, zira riskleri de barındırır şeklinde düşünmekte mümkündür. Ancak ekonomi iyi yönetilseydi, aynı riskler olmazdı. Bir dolar yaklaşık 4.53 lira olurdu."diyen yazar, yazısının  devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu günde kurların artmasında kısmen de olsa reel faizlerin eksiye geçmesi, raiting kuruluşlarının endişesi, virüs gibi sorunlar etkili olmakla birlikte temel sebep  ekonominin aşırı kırılgan olması ve Suriye ile savaş riskidir. Ekonomi aşırı kırılgan olunca esen yelden nem kapıyor. 

Önceki yazılarımda Eksi reel faizin kurlar için kritik eşik olduğunu, bu eşikte TL'nin siyasi ve sosyal olaylara karşı dayanıksız olacağını belirtmiştim.

Aslına bakarsanız yanlış olan Dünyada spekülatif sermayenin küreselleşmeyi fırsat bilerek global ekonomide riskleri artırmasıdır. Biz bu zor geçitte takılan ülkelerdeniz. Spekülatif sermaye girişlerini kontrol edemedik. Sıcak para girişi riski ve kırılganlığı artırdığı için fiziki yatırımlar için doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişini frenledi.

Ayrıca Dolar üstüne kurulan Dünya para sisteminin bizzat kendisi güven vermiyor. Piyasalarda istikrar ABD'nin ne kadar dolar basacağına bağlı hale geldi.

Türkiye de, 2000 Ocak ayını 100 kabul edersek, 2020 ocak ayında TÜFE endeksi 1371 olmuş. Yani 20 yılda 13.7 kat artmış.

Buna karşılık 2000 yılı Ocak ayında 24 ayar bir gram altının fiyatı 5.041 TL'dir. 2000 yılını 100 kabul edersek 2020 şubat ayında gram altın fiyat endeksi 6407 olmuş.  Dün aynı altın 323 TL idi. Yani 20 yılda 64 kat artmış.

Sanayici banka borçlarıyla, devlet bürokrasisi ile boğuşurken, turizmci Ruslar gelecek mi endişesi yaşarken ve virüs riski ile uğraşırken, altına yatırım yapan spekülatörler paralarını enflasyondan sonra net reel değer olarak 44'e katlamışlar.

Dünya dolar hakimiyetinden kurtulmak için yeni bir para sistemi arayışındadır. Küreselleşme konjonktürel olarak inişe geçti. Sistemin kurbanları cari açık veren ülkeler kaynak kaybetti ve dış borç dahil istikrar sorunu yaşıyorlar. Birçok ülkede  gelir dağılımı bozuldu ve yoksul sayısı arttı.

Kur sisteminin değişmesi ve spekülatif piyasaların mutlaka kontrol edilmesi gerekir.

Muhalefetin ağız dalaşı yerine proje üretmeleri, umut olmaları ve siyaseti kalkınma ve refah çizgisine çekmeleri gerekir. Biz vatandaş olarak sıkıntılı günler olabilir diye, kenarda-köşede nakit tutmalıyız. Borçlanmadan kaçınmalıyız.

Birkaç yılda tamamlanacak yatırım projesi olan yatırımcılar, teşvik veya kamu tahsisli arsa talebinde bulunmadan yatırıma şimdiden başlarlarsa maliyetlerini minimize edebilirler.