Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Ruhani'den Türkiye-İran-Suriye zirvesi önerisi
Karar:
Trump: Erdoğan'la Patriot'ları konuşuyoruz
Yeniasya:
Bakan Koca: İtalya, Güney Kore ve Irak ile tüm yolcu uçuşları durduruldu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Yusuf Karaca, 29 Şubat tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Rusya ile savaşa itiliyoruz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Suriye ile savaş halindeyiz. Rusya ile savaşa ise ağır adımlarla ilerliyoruz. Rusya, füzelerle donatılmış iki gemisini Akdeniz'e gönderiyor. Karadeniz'den hareket eden gemiler, Boğazlarımızdan geçecek.Bu gemileri, Boğaz'dan geçirmemek, Rusya ile bizi tam karşı karşıya getirir. Resmi bir savaş ilanı olmadığı için, bu mümkün değil çünkü. Belki de askerlerimizi vuracak gemileri biz, Boğaz'dan geçerken sadece seyredeceğiz!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye bu hale nasıl geldi, tam 10 yıldır yazıyorum... Lafın tamamı deliye söylenir ama biz, zır deliye söylenecekleri bile söyledik. ABD'nin en çok istediği şeye, bir adım mesafedeyiz.
İsrail için tehdit oluşturan Suriye'nin, başına gelmedik kalmadı.
Balı yer, yine kzıdırırsan sana saldırır!
Esas sorun bizde!
İktidarın Suriye veya Esad takıntısı!
"Takıntı" dediysem siz, böyle anlamayın, aslını diyemiyorum!
Neden diyemiyorum!
Çünkü işin, BOP'u çıkar!
İsrail, ne kadar sessiz değil mi!
Neden?
Çünkü Büyük İsrail için, ülkeler ufalanıyor. Büyük İsrail'in önünden engeller kaldırılıyor. Bölgenin koçları tokuşturuluyor.
Bu ülkelerin halkları, Büyük İsrail yoluna "kurban" edilecek.
Suriye'nin bugün yaşadığı herşey, tahrif olmuş Tevrat'ta var. Eğer, olayları sadece görünen şekliyle değerlendirirsek, eksik görmüş oluruz. Türkiye'nin güneydoğusu, Arz-ı Mev'ud sınırları içinde. Suriye ve Irak'ın kuzeyleri de öyle...
Şimdi, NATO'ya koşuyorlar, Türkiye'yi korusun diye!
NATO demek, ABD demek...
Bütün bunları tezgahlayan, ABD değil mi! Savaşın eşiğinde iken iktidarı eleştirmek doğru değil ama Sayın Akar'a bakınca nedense bir savaş kazanacağımıza, hiç inanamıyorum. ABD'nin, NATO'nun Türkiye'yi kurtaracağına inanmak, saflıktan başka bir şey...
Tekrar ediyorum; Türkiye, Rusya ile savaşa itiliyor.
ABD'nin kışkıtrmasıyla Türkiye, ateşe atılmak üzere.
NATO bizleri koruyacakmış! Şu kafaya bak!
Varlık nedeni sorgulanan NATO, Türkiye-Rus gerginliğiyle, tam işlerlik kazanır.
Türkiye'nin Rusya ile arası açılır. Belki de savaşır. ABD, sınırları dışında, Rusya ile bir savaşa hayır demez. "
Rus ve Türk devlet aklı, biraraya gelmeli.
Batı, Türkiye'yi Rusya ile savaşa iterken, Rusya, Türkiye'yi savaşa çekmemeli... ABD iter, Rusya çekerse eğer, Rusya da tuzağa düşümüş olur.
Batı'nın Türklere ve Ruslara tarihte attığı en büyük kazık, bu iki milleti savaştırmasıdır.
…***
Cevher İlhan, 29 Şubat tarihli Yeniasya gazetesinde, “28 Şubat olayları”başlıklı yazısına yer veriyor.
““28 Şubat”ın içyüzü, 23 yıldır saklanan, kamuoyundan gizlenen, inkâra yeltenilen “gizli” resmî kayıtlarda. Gerçekler, “28 Şubat” haksızlıklara mâruz kalan gerçek mağdurların beyânlarıyla tescilli. Öncelikle “28 Şubat” sürecinde cuntacıların sivilleri, medyayı, üniversiteleri, yargı mensuplarını, iş adamlarını brifinglerle provoke ettiğini, birtakım çarpıtmalarla gerçeklerin tersyüz edildiğini söyleyen İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe’nin “Gerçek şu ki Demirel, 28 Şubat’ta gösterdiği tavrı ile esas darbeyi yapacak ekibi tasfiye etti. Darbe yapılacaktı, ama bu engellendi, 28 Şubat’ta ordu nizâmiyeden döndü, Meclis’i kapatacak bir darbe önlendi” tesbiti çarpıcı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Keza Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak süreci yakından tâkip eden eski bakanlardan Vefa Tanır’ın “28 Şubat’ta olan hadise, askerlerin bir ihtilâlden vazgeçirilmiş olmasıdır. 28 Şubat, bir darbenin kâğıt üzerine inmesiyle tasfiyesidir. Demirel, hazır olan bir ihtilâli bertaraf edeceği bir yol izlemiş, askeri ihtilâlden vazgeçirmiştir. Yüzde yüz bir darbenin eşiğinden dönülmüştür. En az zararla, bir nevi yumuşak geçişle hafife indirilmiştir” ifadeleri, 28 Şubat’ın arka plânını açıklar. (a.g.g., 28.2.14)
“Başından birkaç darbe geçmiş bir lider olarak Demirel, 28 Şubat’ta açık bir darbeyi önledi. Bu süreci maharetle yönetti, aksi takdirde açık bir darbe olabilirdi. Önce bireysel girişimlerle askerdeki gerginliği azaltmaya çalıştı. Hem askerle, hem de hükümetle görüşerek süreci açık darbeden çevirdi ve zamana yaydı” açıklamaları, Demirel’in darbeyi önlendiğinin bir diğer beyânı. (Milliyet, 23.4.12)
Vakıa şu ki “28 Şubat”ta kapıya gelen darbeyi önleyen Demirel, “süreç” içinde bazı mihraklarca kasten ve ısrarla kara propagandayla hep “28 Şubat’ın mimarı” olarak lanse edildi. Bütün faturanın kendisine kesilerek insafsızca eleştirilmesine rağmen, bu konudaki hassasiyetini sürdürdü.
Onca insafsızca ithamlara mâruz kalmasına rağmen, büyük bir temkinle kendisini haklı çıkaracak olayları deşmedi. Sessizliği, devlet adamlığı ciddiyetiyle “yaraları kaşımama”ya dikkat ve özen göstermesindendi.
Ancak bütün bunlara rağmen en çarpıcı ibraz, halen devlet arşivlerinde duran, resmî dokümanlara ve belgelere dayanan tavzihler, yine bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’den gelmişti.
Nitekim vefatından birkaç ay önce Güniz Sokak’taki bir görüşmede gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Kâzım Güleçyüz’ün, hakkındaki “28 Şubat iddiaları”nı aktarması üzerine “28 Şubat tutanakları açıklansın, benim ne tür bir mücadele içinde olduğum görülecek” tepkisi anlamlı idi.
Hatta “MGK zabıtlarının ‘gizli’ ve açıklanmasının yasak olduğu”nun hatırlatılması üzerine, “Hangi yolla ‘gizlilik kararı’ alınmışsa aynı yolla kaldırılır” diyerek zabıtlar üzerindeki yasağın kaldırılmasının yasal yolunu göstermişti.
Hülâsa, kayıtlar açıldıkça, “28 Şubat ukdesi” çözüldükçe, ateşlenen kalkışma fitnesinin önünü kesmeye, demokrasiyi kurtarmaya yönelik “haksıza yardım”la “darbeyi önleme stratejisi”nin “haksız tedbir” tavrının haklılığıyla gerçekler bir bir ortaya çıkacak…
…***
Remzi Özdemir, 29 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “BES bankaların yeni oyuncağı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“BES yani Bireysel Emeklilik Sistemi. Bütün dünyada milyonlarca insana ikinci bir emeklilik fırsatı veren sistem. Türkiye'de BES çok daha cazip bir durumda. Bu sisteme girenlere devlet yatırdığı her 100 liraya 25 lira katkı sağlıyor. Muhteşem bir para. Tasarruf yapmak isteyenler için gerçekten çok iyi bir fırsat. Devlet yüzde 25 katkı payını verirken bir amacı var. O da halkın tasarrufa yönelmesini sağlamak. Türkiye gelişmiş dünya ülkeleri arasında tasarruf oranı en düşük ülke. Bunda yaşanan ekonomik krizlerin de etkisi var. Ancak yine de gerek gönüllü gerekse zorunlu Bireysel Emeklilik ile halkı tasarrufa zorluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bireysel Emeklilik Sistemine girişi en çok bankalar sağlıyor. Emeklilik şirketleri genelde bankaların iştiraki. Bu nedenle bankalara kampanyalar adı altında teklifler sunuyor. Bankalar sisteme soktukları her kişi başına belirli bir komisyon alıyor.
Son dönemde bankacılığı unutan sadece komisyon ve ücretlerle karını katlamaya çalışan bankalar resmen bireysel emeklilik sistemini manipüle ediyor.
Devletin her ay Hazine'den para aktararak desteklediği sistem resmen darmadağın ediliyor.
Dedim ya emeklilik şirketleri bankaları istediği gibi kullanıyor. Tabii ki, bankalar da emeklilik şirketini.
Birisi giriş için her şeyi yapıyor, diğeri alacağı komisyon için. Sistemin zarar görmesinde en büyük sorun bankaların Bireysel Emeklilik Sistemi'ni personeline hedef olarak dayaması.
Zoraki bir hedef olarak verilen BES'lerin büyük bir bölümü müşteriye yeterince anlatılmadan yapılıyor.
Ya kredi verirken zoraki şart olarak koşuluyor, ya da hedef tutsun diye yaptırılıp birkaç ay sonra geri çıkarttırılıyor.
Banka parayı mevduatta tutup, kredi verip riske girmemek için müşterilerine kısa vadeli BES yapıyor. Oysa bireysel emeklilikte sağlıklı bir yatırım en az 10 yıl olması gerekiyor. En büyük 5 banka arasında bulunan bu kurum bu ara formülle bir taş ile 3 kuş vuruyor. Hem parayı mevduata sokup bunu kredi olarak satma riskine girmiyor hem komisyonunu alıyor hem de müşteriyi elinde tutuyor.
Tabii ki olan da devletin o kadar yatırım ve masraf yapıp kurduğu sisteme oluyor. Sonra ekonomi yönetimi çıkıp, Türk halkı neden yatırım yapmıyor diye yakınıyor. İlgili kurumlar sadece 2 bankayı denetlese ve buradaki haksız kazançlara dur dese zaten sistem sağlıklı bir büyüme trendine girecek. BES konusunu işlemeye devam edeceğim.