Mart 07, 2020 10:29 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Açlık ‘asgari’ye yaklaştı

Yenimesaj:

Yunanistan sınırı savaş alanı gibi

Yenişafak:

Suudi Arabistan karıştı: Muhammed bin Selman, öz amcasını ve eski veliaht prensi gözaltına aldırdı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Murat Çabas, 6 Mart tarihli Yenimesaj gazetesinde, “ABD-Rusya arası Suriye politikamız”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Milli Savunma Bakanımız Sayın Hulusi Akar'ın 9 Şubat 2020 tarihinde bir gazeteye yaptığı açıklamaya göre Türkiye'nin Suriye hedefleri madde madde şunlar:

1) Sınırlarımızın, halkımızın ve Suriyeli kardeşlerimizin güvenliği,

2) Suriye'nin toprak bütünlüğü,

3) Bölgenin teröristlerden arındırılması,

4) Yeni anayasanın ve seçimin yapılması, meşru hükümetin kurulması…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bugün Suriye'de yaşanan krizin, kaosun, karmaşanın ve çatışmaların ana nedeni ABD-İsral ikilisinin Büyük Ortadoğu Projesi'dir.

ABD, Suriye BOP'unun düğmesine bastığı için Suriye bu noktaya geldi.

Böyle bir hedefi olan ABD, hiç bölgeye barışı, huzuru getirecek çözüm önerisi ortaya koyar mı, böyle bir çözüme adım atılmasına hiç müsaade eder mi?

ABD, Fırat'ın doğusunda istediğini aldı.

PYD/YPG terör örgütünü SDG adında bir orduya dönüştürdü, burada onlarca askeri üs kurdu, onbinlerce tır ağır silah yerleştirdi ve zengin petrol yataklarının üstüne oturdu.

Ama ABD'nin Suriye için planları sadece bununla sınırlı değil… 

Fırat'ın batısına da bir şekilde hâkim olup, Irak'ın kuzeyinden Akdeniz'e bir Büyük İsrail koridorunu oluşturmak istiyor.

Bu sebeple İdlib bölgesinde bulunan Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) gibi terör örgütlerini destekliyor.

Ve onları siyasi sürece hazırlamaya çalışıyor.

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft Türkiye'ye geldiklerinde Ankara'daki temaslardan sonra Hatay'a gittiler.  

Jeffrey ve Craft, Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan Suriye tarafına geçtiler. Suriye tarafında asılı olan bayrak HTŞ bayrağıydı. ABD, Fırat'ın doğusunda nasıl YPG'yi siyasi sürece hazırlıyorsa, HTŞ ve türevlerini de siyasi sürece hazırlıyor.

Bu şekilde Suriye'yi 3 parçaya bölmeyi arzuluyor.

Ve elbette ki Cenevre'deki BM gözetiminde yürütülen Suriye görüşmelerinde bu hedeflerini masaya koyacak, koyuyor da…

Hatta hatırlayalım ABD'nin başını çektiği Küçük Grup, Suriye ile ilgili bir rapor sunmuş ve bu raporda, YPG için merkezi yönetim yetkisine sahip bir özerk yönetim talebinde bulunulmuştu.

Elbette ki bu özerk yönetim ABD'nin askeri varlığına ve petrol hırsızlığına resmi onay verecek olan bir yönetim olacak...

Aynen Barzani bölgesinde olduğu gibi…

Şimdi aynı hedefi Fırat'ın batısında da gerçekleştirmek istiyor. Bu sefer YPG/PYD ya da diğer ismiyle SDG değil, HTŞ ya da transformasyona uğramış başka bir isim…

Şimdi bu hedefleri olan ABD ile diplomasi kurarak Milli Savunma Bakanı Akar'ın yukarıda madde madde saydığı Suriye hedeflerimizi hayata geçirmemiz mümkün mü?

Kuzuyu parçalamak üzere hazırlanmış kurtla kuzunun güvenliğini sağlayacağız!

Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve terörün buradan tamamen temizliğini sağlayacak olan tek adım Suriye ile yürütülecek diplomasidir ama maalesef bizler bu noktaya hiç gelmedik.

…***

Esfender KORKMAZ, 6 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kamu bankalarının zararı cebimizden çıkıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“1980 sonrası, Dünyada özelleştirme, ideolojik saplantıya dönüştü. Özelleştirme felsefesi, piyasanın yaptığı özel malların üretiminin piyasaya bırakılması, kamu altyapılarının ise devlette kalması şeklindeydi. Telekom gibi altyapı tekeli olan bir kamu kurumunu özelleştirmenin bu gün ne kadar yanlış olduğunu internette yaşamakta olduğumuz sorunlar gösteriyor. Rekabete kapalı olan internet hem daha pahalıdır  hem de uygulamada aşırı kesinti yaşıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kaynakların en verimli ve etkin kullanılması ve en yüksek büyüme sağlanması için Devletle Piyasa arasında optimum denge olmalıdır. Et Balık Kurumunun özelleştirilmesi ile et fiyatları arttı. Stokçuluk arttı. Oysaki Et ve Balık Kurumu üreticinin malını normal fiyata alıyor ve üstüne yüksek kar koymadan satıyordu. Yani üretici de kazanıyordu, tüketici de ucuz et yiyordu.

Tekelleri ve tanzim satışları özelleştirip kamu bankalarının sayısını artırmanın iktisadi bir gerekçesi yoktur.

Kamu bankalarından Ziraat Bankasının görevi, tarım sektörüne ucuz kredi vermektir. Düşük faiz farkından doğan zararı hazine karşılıyor. Tarım kredilerini özel bankalarda verebilir. O zaman faiz farkını yine hazine karşılar.

Esnaf kredilerini  de halk bankası yerine başka bir özel banka verebilir. Aradaki farkı yine hazine karşılar. Hatta devlet ihale açar en düşük faizi veren banka ile sözleşme yapar.

Vakıfbank'ın, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen yüzde 58.5 oranındaki A ve B grubu hisseleri de hazineye devredildi.

Vakıfbank'ın kamusal bir görevi yoktur. Aslına bakarsak Türkiye de vakıfları kamunun ve özel kişilerin tasallutundan kurtarıp yeni bir düzen getirmek gerekir. Vakıfbank'ın da adını değiştirmek gerekir.

Her şeyi özelleştiren siyasi iktidar kamu bankalarını neden elinde tutuyor?

Önceki hafta; Bloomberg'in haberine göre, kamu bankaları doların 6 TL'yi aştığı Cuma günü ve öncesinde olmak üzere 4 milyar dolar sattı. Kamu bankaları hükümetin talimatı ile pahalı dolar alıyor. Kur artışını önlemek için ucuza satıp zarar ediyor. Aradaki zarar da vatandaşın vergileri ile karşılanıyor.

Önce sabah gurubunun sonra Hürriyet gurubunun satışında, kamu bankaları kredi verdi. Bu krediler içinde dönmeyen krediler olursa, zararı hazine karşılayacak yani yine vatandaşın cebinden vergi olarak çıkacak.

Özet olarak, geçmişe ve bu gün kamu bankaları hükümetlerin elinin altında kullandığı fonlar haline geldi. Bunun içindir ki Türkiye de kaynaklar çarçur edilmiş oluyor bir türlü istikrarı sağlayamıyoruz. 

İller Bankası ve Eximbank dışında kamu bankalarının piyasa değeri takriben 100  milyar lirayı geçer. Kamu bankalarının özelleştirilmesi ile bütçe açıklarının önemli bir kısmı da kapatılır.

Sonuç: İller Bankası ve Türk Eximbank, piyasa elinde aynı işlevleri göremez. Bu iki bankayı kamu elinde tutmak ve kalanını özelleştirmek gerekir.

…***

İsmet Özçlik 6 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde “Suriye’yi kaybetmek kime yarar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor:

“Suriye ile Moskova’da masaya oturmuştuk. Üst düzey temas kurmuştuk.Tam işler düzelirken İdlib krizi çıktı. Türkiye ile Suriye arasında çatışmalar başladı.Zamanlama manidar. Gazetelerde, televizyonlarda yapılan yorumlar; Saç baş yolduran cinsten. Hayatında bir kez Suriye’ye gitmemiş; Bir tek Suriye vatandaşı ile konuşmamış; Suriye’yi sadece haritada görmüş uzmanlar; Sabah akşam döktürüyorlar. Suriye ile ipleri koparmışlar. “Yıkılsın İdlib, yansın Suriye” havasındalar.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Suriye’nin tarihini bile bilmiyorlar. Cahillikten yapılanlar bir yana; İşi “görev” olarak görenler de var.

Daha önce de yazmıştım. Şam’da, Halep’te, Lazkiye’de, ...

Halkta “Türkiye düşmanlığı” artıyor. Bu durun son günlerde daha da hızlanmış görünüyor. Bugünün yarını da var. Türkiye ve Suriye hep komşu kalacak. İç politika için yapılan açıklamalar.

Suriye’de de yankılanıyor. Şam’dan gelen haberler; Esad ve çevresi Türkiye ile ilişkiden yana. Esad Rus devlet televizyonu Rossiya 24’e konuştu. Türk halkıyla hiçbir sorunları olmadığını söyledi. Ama Suriye’de herkes Esad gibi düşünmüyor. Yaşananlardan Türkiye’yi sorumlu görenlerin sayısı artıyor. Türkiye’den uzaklaşma eğilimi hissediliyor. ABD, Suudi Arabistan, BAE, ... pusuda. Hem Suriye’yi bölmeye çalışıyorlar. Hem de Suriye’yi bölge ülkelerinden koparmak için; Her olanağı değerlendiriyorlar. Türkiye-Suriye gerilimini fırsata çevirme gayretindeler. Arap Birliği’ni de bu plan için kullanıyorlar.

2011 öncesi Suriye ile can ciğerdik. Davutoğlu’nun “stratejik derinliği” her şeyi mahvetti. ABD’nin kuyruğuna takıldık. Sonuç ortada. Hatadan döndük. Ama şimdi de “ABD’nin İdlib tuzağı” ile karşı karşıyayız.

İçimizde Suriye düşmanlığını körükleyenler; Şam’a gitmekten söz edenler; “Esad’ı devirme” planları yapanlar; Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmiyor. Suriye’yi kaybetmemiz kime yarar? Türkiye büyük devlet. Büyük ve uzun vadeli düşünmeli. Adım atarken birkaç adım sonrasını hesaplamalı. “Suriye’yi kazanmak” diye bir sorunumuz da var. “Devlet aklı” hakim olmalı.