Türkiyeden köşe yazarları
Cumhuriyet: Hukukçular yeni kuşak FETÖ’cülere dikkat çekti
Karar:
Korona için 14 gün kuralı
Yenişafak:
Oy pusulası PKK sığınağında
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz 8 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde “ Halk neden mutsuz ve umutsuz? “başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“TÜİK, 10 gün önce yaşam memnuniyeti istatistiklerini açıklamıştı. Bu araştırmaya göre, erkeklerde yaşam memnuniyeti oranı 2010 yılında yüzde 59.6 iken 2019 da yüzde 47'ye geriledi. Ayrıca bu 9 yıl içinde evlenenlerin azaldığını ve evlenme yaşının arttığını da açıklamıştı.Yani TÜİK verilerine göre, halkımızın morali giderek bozuluyor. Metropol araştırma şirketi de, 20 Şubat 2020 tarihli ''Türkiye de yaşam standardı araştırmasını'' açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Genel olarak 'yaşam standardından memnun musunuz?' sorusuna ankete katılanların yüzde 21.7'si memnunum, yüzde 42,1'i ise memnun değilim; diye cevap vermiş. Aradakileri çıkarıp, memnun olan ve olmayanları 100 üstünden değerlendirirsek, halkın yüzde 34'ü yaşam standardından memnun yüzde 66'sı memnun değil demektir.
Daha önemli bir mesele, halkın yarınından umutsuz olmasıdır. Araştırmada ''yaşam standardınızın iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini düşünüyorsunuz? sorusuna ''iyiye gidiyor'' diyenler yüzde 18.1 dir. Oysaki önceki soruda hayat standardından memnun olanların oranı daha yüksek yüzde 21.7' idi. Aynı soruya ''kötüye gidiyor'' diyenlerin oranı da yüzde 58.8 dir. Oysaki önceki soruda bu günden memnun değilim diyenler daha düşük yüzde 42.1 idi. Eğer iyi ve kötü diyerek kesin görüş bildirenleri 100 kabul edersek; cevap verenlerin yüzde 23.5'i gelecekten umutlu, yüzde 76.5'i ise umutsuzdur. Özetle anket sonuçları; yaşam standardında yarının bu günden daha kötü olacağını söylüyor.
Normal olarak yönetimin bu tabloları değerlendirmesi ve çözüm üretmesi gerekir. Muhalefetin de umut olması için proje üretmesi gerekir. Önce halkın neden bu kadar mutsuz ve umutsuz olduğunun doğru tespitini yapmamız gerekir.Türkiye'de son yıllarda yaşanan FETÖ terörü, bu teröre karşı alınan önlemler, yargı bağımsızlığı konusunda endişeler halkın moralini bozdu, umutlarını baltaladı. Bu alanda ikna edici önemler almak zorundayız.Ekonomik sorunlar ve geçim derdi insanların moralini bozuyor. İki örnek vereyim;Birincisi TÜİK işsiz sayısını 4.5 milyon olarak açıkladı. İş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak 6.5 milyon işsiz var demektir. İşsizlik; aileleri ile birlikte 15 milyon kişiyi etkiliyor. İşsize neden moralin bozuk diye sorabilir miyiz? İkincisi…Vatandaşın borcu ve harcı, altından kalkamayacağı bir boyuta yükseldi. Bunun bir nedeni seçimlerde popülist amaçlı isteyen KOBİ ve esnafa rastgele kredi dağıtılmasıdır. Bir nedeni de vatandaşın geçimine ve açlığına kısa dönemli çözüm bulmak sorunudur. 2019 yılında, parasını ödeyemedikleri için 3.5 milyon abonenin elektriği kesildi. 710 bin abonenin de doğal gazı kesildi. Çünkü elektrik ve doğalgaz fiyatları yüksektir. Elektriği kesilenin doğal gazı kesilenin kredi almaktan başka çaresi var mı?Aç kalan insanın da başvuracağı tek çözüm, kredi kartını kullanmaktır. Yarınki ödeme imkanlarına bakamaz.Sonuç olarak, halkın bu gün geçim sıkıntısı var; yarının da daha kötü olacağını bekliyor. Olumsuz beklentiler ekonomik sorunları da artırır. Önemli olan bunları tespit edip çözüm üretmektir.
…***
Mustafa Pamukoğlu 8 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde “İnşaat ve gayrimenkul sektöründe neredeyiz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu darboğaza başlıca neden olan inşaat sektörü ne durumda? Gayrimenkuller satılıyor mu? Satış fiyatları düştü mü? Yeni inşaatlar ne yoğunlukta? Konut stoku ne kadar? Konut kredilerinde son durum nedir? Mart ayı vergi ayı. Taşınmaz satışlarından kazançlar nasıl vergilendirilecek? Bütün bu soruların yanıtını bugün ve gelecek yazımızda vermeye çalışacağız.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
TOKİ’nin 9 Mart-13 Nisan tarihleri arasında 27 ihalede 4.581 adet konut, işyeri ve altyapı ve çevre düzenleme işleri ihaleye çıkartılmış. Bu ihalelerin detayları TOKİ web adresinden görülebilir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinesi, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın destekleriyle “Her Yıl 100 Bin Yeni Sosyal Konut projesi başlamış durumda.
İlk defa ev alanlar için sunulan TOKİ desteği nedir? E-devlet TOKİ başvuruları nasıl yapılır? TOKİ tarafından ilk defa ev alacaklara destek veriyor. Özellikle yeni evlenecek ya da ev sahibi olmak isteyen vatandaşlara destek veriliyor.
Türkiye’nin 81 ilde hayata geçirilmesi planlanan toplu konutlar, şu şartlar göz önünde bulundurularak uygun ödeme koşulları ile satışa sunuluyor:
1- TOKİ başvurusu yapanların başka evinin bulunmaması gerekiyor. 2+1 evler için 500 TL, 3+1 evler için 1.000 TL tutarında teminat yatırılıyor.
2- Konut desteğinden yararlanılması için konut fiyatının yüzde 10’u peşinat olarak alıyor.
3-TOKİ başvurusu yapılan ilde minimum bir yıl boyunca oturuyor olmanın belgelenmesi gerekiyor.
4- Aylık hane geliri 5.000 TL üzerinde olanlar için başvurular alınmıyor.
5- 25 yaşından küçükler için başvuruya onay verilmiyor.
6- TOKİ desteğine başvuruda bulunmak isteyenlerin Ziraat Bankası ya da Halkbank kanallarından birisini kullanmaları gerekiyor.
TOKİ’den ev almak isteyen vatandaşlar başvurularını e-devlet hesapları üzerinden yapılabiliyor.
Merkez Bankası tüketici kredilerinde yaşanan artışın önüne geçmek amacıyla çalışmalara başladı. Merkez Bankası zorunlu karşılık hamlesiyle büyüme, enflasyon ve dış denge üzerinde olumsuz etkilere yol açabilecek tüketici kredileri için düzenlemeler yaptı.
TCMB, yapılan değişikliklerle beraber kredi arzının tüketimden ziyade sürdürülebilir büyümeye destek verecek verimli ve üretim odaklı sektörlere yönlendirilmesine, cari işlemler dengesinin olumlu etkilenmesine ve finansal istikrarın desteklenmesine katkı sunmayı hedefliyor.
2019 yılında yaklaşık 1.4 milyon adet konut satılmıştır.
Türkiye genelinde bir milyonu bitmiş, bir milyonu da halen inşaat halinde olan iki milyon civarında konut stokunun bulunduğu hesaplanıyor.
…***
Abdülkadir Özkan 8 Mart tarihli Milli gazetede “ Sorunu görmezden gelmek çözüm mü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Her fırsatta ekonominin hızla düzeldiği, milli hâsılanın bilmem kaç dolardan bilmem kaç dolara yükseldiğine dair nutuklar atılıyor. Bu arada, ihracatta kırılan rekorlar da işin cabası. Sanırsınız ki, gerek çalışanların gerek emeklilerin hayat seviyesi her geçen gün yükseliyor, kimse geçim sıkıntısı çekmiyor. Keşke gerçekten emekliler ve çalışanların hayat seviyesi her geçen gün biraz daha kötüye gitmese, bizler de iktidar sahipleri gibi hep iyiliklerden ve güzelliklerden bahsetsek.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
….***
İnsanımızın hayat şartları ekonomik bakımdan giderek kötüleşirken siyaseti bir arenaya dönüştürüp sürekli karşılıklı atışmalarla tansiyonun yükseltilmesi insanın aklına söz konusu olan sıkıntıları gözlerden gizlemek için mi yükseltiliyor sorusunu getiriyor. İktidar ve muhalefet olarak ortamın sürekli gerilmesinde özellikle de iktidar ile ana muhalefet tansiyonu yükseltmekten başka sorunlara sunacakları bir çözümleri yok da onun için mi karşılıklı atışmalarla toplumun gözünü boyuyorlar diye insan düşünmeden edemiyor.
Hemen belirteyim ki, emeklilere ödenecek promosyonun miktarının açıklanması sırasında ilk kademeyi oluşturan aylıkları bin 500 liraya kadar olanların sayısı da önem taşıyor. Asgari ücretin altında aylık alan emeklilerin sayısının milyonlarla ifade edildiğini biliyoruz. Bu husus medyaya da sıkça yansıyor. Bu arada genç işsizlerin sayısının her geçen gün arttığı, işsizler içinde yüzde 27’ye ulaştığı sıkça belirtiliyor. Bu durum gençlerimizin de emekli olmuş yaşlılarımızın da ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde olduklarını gösteriyor. Böyle olunca iktidarı ve muhalefeti ile siyasilerin bu ana sorunları tartışması, bunlara çözüm bulmaları gerekiyor. Bu yapılmadan karşılıklı atışma ile günlerin geçilmesi, bir diğer ifadeyle ana sorunların gündem dışında tutulması sorunlara çözüm getirmiyor.
Sürekli laf dalaşı, sürekli gerilim toplumun gerilmiş olan sinirlerini daha da geriyor. Mevcut sorunlara bir an evvel çözüm bulunmazsa toplumun siyasilere olan güveni tükenebilir. Bu ise, siyasilerin bastıkları dalı kesmelerinden farklı bir sonuç doğurmaz. Siyasetin karşılıklı laf yetiştirme meselesi olmadığını, bu tür polemikler taraflardan birine geçici olarak üstünlük sağlıyor olsa da, netice itibariyle bu işten siyaset zarar görür. Bunu geçmişte sıkça yaşadık, hepsinden insanımız ve ülkemiz zararlı çıktı. Bunun için tartışmalar sorunlara sunulan teklifler üzerinde yapılmalıdır. Teklifi olmayanların yaptığı iş sadece kısır döngüye laf yetiştirmekten ibaret kalır.