Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Piyasalara petrol şoku
Karar:
Ali Babacan yola çıktı
Yenişafak:
Arabistan'da taht oyunları
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Aziz Karaca 9 Mart tarihli Yenimesaj gazetesinde “Günü ihmal edenler yarınları imar edemezler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bulundukları makamda ve mevkide, başında bulundukları masada ve kasada dünün hesabını vermekten kaçınanlar bugünü hesap şuuru içinde yaşayamazlar. Geçmişine dair olup-bitenlerin ısrarla unutulmasını, ısrarla üzerine bir sünger çekilmesini arzu edenlerin geçmişi gösteren ayna ile bir problemleri var demektir.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İşgal ettiği makamın, kullandığı yetkilerinin hesabını vermekten kaçınıyorsa bir kişi, mutlaka karanlıktır, karışıktır onun geçmişi.
Bu demektir ki bugünü dahi aynı karanlık, aynı karışıklık ve aynı hesapsız-kitapsız bir şekilde yönetecektir.
Bugünü karanlık ve karışıklık içinde ve dahi hesap şuurundan uzak bir şekilde yöneten kişi ve kadrolara elbette yarınlar emanet edilemez.
Geçmişi tertemiz olanlar ancak yarınları imar edebilirler, yarınları planlayabilirler.
Elbette dünyanın imarında her insanın payına düşen sorumluluklar vardır, herkes gücü nispetinde, etkisi ve yetkisi oranında bu imar faaliyetinde görev alacaktır.
Gelecek nesillere tertemiz bir dünya, mamur bir çevre, yaşanabilir bir atmosfer bırakmak hususunda her birimize düşen önemli vazifeler vardır ama elbette yöneticilerin sorumlulukları daha fazladır.
Dünyanın imarına, yaşadıkları bölgenin ve ülkenin yönetimine talip olanların mutlaka geçmişte ne yaptıkları, nasıl yaptıkları ve hangi eserlere imza attıkları sorulmalı-sorgulanmalıdır.
İnsanlar, her hangi bir bina yaptıracakları zaman, o işe talip olanlardan daha önce yaptıkları eserlerden örnekler göstermelerini isterler de her nedense, her nasılsa hem kendilerinin bugünlerini hem de torunlarının yarınlarını mutlaka ilgilendiren yönetim ehliyeti konusunda aynı hassasiyeti göstermezler.
İnsan bilmelidir ki, hepimiz bilmeliyiz ki ülkemizin, bölgemizin ve şehrimizin yönetimine talip olanların geçmişleri tertemiz olmalıdır, dün yaptıklarının hesabını alnı ak ve yüzü açık bir şekilde verebilir durumda olmalıdır.
Geçmişinin, geçmişte yapıp-ettiklerinin hesabını vermekten kaçınanların aynı kafa karışıklığı, aynı hesap karışıklığı içinde bugünü de berbat edeceği düşünülmeli ve bu zihniyette olanlara kesinlikle yarınlar emanet edilmemelidir. Çünkü günü ihmal edenler yarınları imar edemezler.
…***
Orhan Uğuroğlu 9 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde “Zıvanadan çıkan tek adam rejimi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Öyle üzgün, öyle kızgınım ki ne yazayım? FETÖ ile mücadele eden, PKK ile mücadele eden, AKP'lilerin yolsuzluklarıyla mücadele eden, bunları yazı ve kitaplarıyla ortaya döken yazarımız Murat Ağırel kardeşime, "e-imza" ile "e-tutuklama" kararı verildi… Sanmıyorum ki hakim duruşma yaptı… Sanmıyorum ki savcılığın iddianamesini okudu… Sanmıyorum ki vicdanı ile karar verdi… Sanmıyorum ki hukuki karar verdi… Biliyorum ki siyasi etki altında kaldı… Karar altında e-imza…”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hakim siyasi karar verdiğini resmen belgeledi. Nasıl mı?
İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesi Murat Ağırel için kararını şöyle verdi:
-9. sayfada "serbest" kararı verdi
-10. sayfada "tutuklama" kararı verdi
Anlaşılan o ki hâkim kararını yazarken önce hukuki ve vicdani olarak "serbest" bırakılmasını kararını 9. Sayfaya açık ve net şekilde yazdı. Siyasi baskı… Tam o sırada, "siyasi baskı" geldi…
Allah'ın sopası devreye girdi, hakim "serbest kalsın" yazısını silmeyi unuttu. Kararını yazmaya 10. sayfaya gelmişti ve siyasi baskının altında kaldı ve "Tutuklansın" kararını da yazdı…
Hukukun bittiği noktadayız…
Türk hukuk sisteminde, Adalet dondu, Siyaset kondu…
Adalet bakanı Abdülhamit Gül'e çağrımdır:
-Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Yargı reformunu derhal çöpe atın,
-2. Yargı reformu paketini kesinlikle gündeme getirmeyin,
-Reformun "R"sini ağzınıza almayın,
-Etmezsiniz biliyorum ama bir hukukçu olarak derhal istifa edin…
Bendeniz mağdur olan her medya kuruluşunun, siyasi linçe uğrayan, esir alınan, her gazetecinin yanında oldum, olmaya da devam ediyorum.
Oda TV'nin yayınının durdurulmasını şiddetle kınıyorum… Barış Terkoğlu'nun tutuklanmasını şiddetle kınıyorum… Barış Pehlivan'ın tutuklanmasını şiddetle kınıyorum… Haber emekçisi Hülya Kılınç'ın tutuklanmasını şiddetle kınıyorum...
Gazetemizin yazarı Murat Ağırel'in tutuklanmasını şiddetle kınıyorum…
Türkiye tek sesli olamaz
Ve sözü Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin'e bırakıyorum:
- Haber yazdı diye haberciler hapsedilemez
- Türkiye'nin tek sesli olmasını kimse istememelidir.
- İnsan hayatı en önemli değerdir. Gazeteciler her ne sebeple olursa olsun hayatlarını bu ülke veya bu ülkenin çıkarlarını savunma maksadıyla heba eden kahramanları her türlü saygıyı ve takdiri görmelidir.
- Sessiz, sedasız cenazeleri kaldırılıyor, sanki hiç öyle bir kayıp yaşanmamış gibi davranılması bekleniyor ise, insanımız bunu kabul etmez.
- Türkiye'nin imajını gazeteciler bozmuyor.
- 180 ülkeli Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye'nin 157. Sırada olması ciddi bir "ayıptır.
- Türkiye, 2016'dan bu yana Freedom House raporlarında 'özgür olmayan' ülkeler arasında gösterilmektedir.
- Hapisteki gazeteci sayısı 99'a çıktı, birçok gazeteci de şartlı serbest statüsünde tutuksuz olarak yargılanmakta ki Türkiye'nin parçası olmayı umduğu Avrupa Birliği norm, değer ve yasal mevzuatıyla tamamen ters bir adli mevzuat ve anlayışla gazetecilerin yaşamlarının bir bölümünde hapse düşmeleri kabul edilemez.
- Gazetecilere yönelik şiddetin cezasız kalması,
- Medyaya yönelik suçlarda cezasızlık kuralının nadiren bozulması,
- Demokratik kurumsallığın giderek daha da çözülmekte olduğunun görülmesi
- Eleştirel haber yazan gazetecilerin ithamlarla ve itibar suikastı taktikleriyle savaşmak zorunda bırakılmalarını Türkiye'nin yararına görmek mümkün değildir.
- Samimi dileğimiz tüm bunlara son verecek ve Türkiye'yi demokratik ülkeler ligindeki saygın yerine oturtacak politika değişikliklerdir.
- Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser ve diğer arkadaşlarımızın adli kontrolle serbest bırakılmaları memnuniyet verici gibi görünse de, haber yazmak suç değildir, haberciler de haber yazdıkları için yargılanmamalıdırlar.
- Haberciler haber yazdı diye adli işleme uğramamalı, tutuklanmamalıdırlar.
- Şüphesiz ki gazetecilik suç değildir ve haber yaptıkları için gazeteciler tutuklanmamalıdır…
Siyasileşen yargı bilinsin ki Türkiye'yi ortaçağa götürüyor.
Zıvanadan çıkan tek adam rejimi Türkiye'yi ortaçağa götürüyor.
…***
Enver Aysever, 9 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kılıçdaroğlu’nun eli!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bahçeli ve Kılıçdaroğlu cami avlusunda, asker cenazesinde yan yana düştü. Gelenektendir, tokalaşmak için uzattı elini Kılıçdaroğlu, Bahçeli nefrete benzer bir öfkeyle baktı ve karşılık vermedi. Bu görüntüler üstüne düşündüm. Nasıl bir süreci yaşadığımızın belgesiydi karşımda duran. Peki, havada öylece kalan kimin eliydi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kılıçdaroğlu, sağ siyasal dili kullanmakta ısrarlı, biz de eleştirmekte inatçıyız. Bunu kenara koyarak yanıtlayalım. Kemal Bey’in eli: Cumhuriyeti kuran partinin genel başkanınındır. Ona oy veren milyonlarındır. Büyükşehirlerin neredeyse tümünü kazanan siyasal ittifakındır. Evladını askere tam zamanlı göndermiş babanındır. Daha birkaç ay önce yakılmak istenen bir siyasal liderindir. Eğer demokrasi (!) inancı varsa hâlâ, onun elidir. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir yurttaşın elidir!
O eli sıkmamak, tüm bunları reddetmektir. Sıradan bir tutum değildir. Tersine bir kararın göstergesidir. Muhalefetsiz demokrasi isteğidir. Eleştirisiz basın arzusudur. Kendine uygun millet tarifidir. Aslında milletsiz devlet isteğidir. Otoriterlik inadıdır. Tek tip insan tarifidir. Aydınlanma karşıtlığıdır. Uygarlıktan kopmaktır. Meclis iradesini reddetmektir.
Birçok siyasal gözlemci AKP’li yılların en güç sürecine girildiğini, sonuna yaklaşıldığını söylüyor. Kabul etsek bile, bu siyasal yapının ortaya çıkardığı tablonun ağır faturası orta yerde duruyor. Kaldı ki, iktidar olmaya mahkûm bir yapının, kolayca bunu devredeceğini düşünmek saflık olur. Ne ile karşı karşıya olunduğu iyi kavranmalı. İstanbul seçimi anımsanmalı.
Barış’ların tutuklanması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Kendi hakikatini kuran ve bunun dışında çıt çıksın istemeyen bir parti devleti anlayışı söz konusudur. Örgütsüz muhalefet güçsüzdür. Örgütsüz toplum dağınık itirazlardan, şikâyetlerden öte gidemez. Gerçek şu ki; bu örgütsüz hal muhalefetin de işine yaramaktadır. Diyeceğim; Kemal Bey havada kalan elin kendine ait olmadığını bilmeli!