Mart 11, 2020 10:35 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Sağlık Bakanı Koca: Koronavirüs ülkemizde

Yenişafak:

Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahil çalışanlarının yıllık izinleri iptal edildi

Karar:

Çalışmadan büyüdük

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam, 10 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde,” Kırılgan ekonomi küresel şoklara zor dayanır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Koronavirüs salgınının yayılmasıyla oluşan küresel paniğin üzerine petrol şoku da gelince, piyasalar iyice karıştı. Sert biçimde değişen dengeler üzerine dünya piyasalarında kimse önünü göremez oldu. Tüm ülkeler bundan etkilenecek. Baştan söyleyelim ki kırılgan ekonomiler küresel şoklardan, kısa sürede küçük yararlar sağlasalar bile eninde sonunda en fazla zarar gören ekonomiler olurlar. Kırılgan ekonomiyi, yöneticilerin gerekenleri yapmadığı, ülkenin siyasi ve ekonomik risklerini iyi yönetemediği, iyi yöneteceği konusunda ileriye dönük umut veremediği bir ülke olarak da tanımlayabiliriz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Çin’de ortaya çıkan koronavirüsün yeni versiyonu yayıldıkça piyasalardaki panik havası büyümeye başladı. Salgının küresel paniği büyütmesinin en önemli nedeni, Çin’deki üretimin önemli ölçüde gerilemesi. Küresel değer zinciri içinde tüm ülkeler birbiriyle ilişkili olduğu için bir ülkedeki üretim kaybı diğerlerini etkiliyor. Bu ülke en önemli üretim merkezi Çin olunca, siyasi düşmanı ama ekonomik partneri olan ABD başta olmak üzere, tüm dünya etkilenmeye başlıyor. Tekstildeki kıpırdanmadan yola çıkarak Çin’deki durumun Türkiye’nin üretimini olumlu etkileyeceğini düşünmek ise biraz zorlama gözüküyor. Tersine; Avrupa başta olmak üzere Türkiye’nin ihracat yaptığı pazarlar daralacağı için bizdeki üretimin de düşeceğini beklemek daha akıllıca.

Koronavirüsün öte yandan seyahatleri olumsuz etkileyeceği, zaten havayolu şirketlerinin hisselerindeki büyük düşüşle açığa çıktı. Türkiye’nin cari açığını düzelten, son 2 yıldır ekonomik faaliyetlerin dinamosu olan turizmin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Fed’in, virüsün yayılması üzerine verdiği olağanüstü faiz indirme tepkisi, bir yandan ileriye dönük likidite bolluğu için umut verse de, piyasalar “şok kararın ardında ne var” diye daha fazla korkar oldu. Peki, bu şoklar nedeniyle yeni genişleme programları uygulanırsa, bu bizim yararımıza olmaz mı? Oradaki likidite bize kısa vadeli sermaye olarak gelip de piyasaları rahatlatmaz mı?

Bu soruyu yönelttiğim, uluslararası finans çevreleriyle yakından ilişkili bir bankacı, küresel likiditeki bolluğun kalıcı olup olmayacağının belirleyici olacağını, yani virüsün etkisi azaldığında paranın geri çekilip çekilmeyeceğinin önemli olacağını söyledi. Peki, diyelim ki likidite bolluğu salgının etkisi azalmasına rağmen, ABD seçimlerinin de katkısıyla, bir süre daha devam ederse bize sermaye girişi olur mu, diye de sordum. Bankacıdan aldığım yanıt, “Bize özgü riskler o kadar çok ve birikmeye devam ediyor ki diğer gelişmekte olan ülkeler küresel likiditeden ciddi paylar alsa bile bize çok az geleceğini tahmin ediyoruz” oldu.

…***

Faruk Çakır, 10 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Güçlü devlet nasıl olunur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hangi konuda olursa olsun ‘güç’ tek başına bir anlam ifade etmez. Bir reklâmda ifade edildiği üzere kontrol edilemeyen güç, sahibine de zarar verir. Güç denildiğinde akla ekseriyetle ‘askerî güç’ gelse de bu güç eğer ‘planlama ve akıl’la desteklenmese yine de caydırıcı olmaz. Bu noktada ‘eğitimli nüfus’ ile ‘eğitimsiz nüfus’ karşılaştırması da yapılabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TBMM eski Başkanlarından Cemil Çiçek de, İstanbul’da düzenlenen “Türkiye’deki Yargı Reformları” konferansında yaptığı konuşmada bu meseleye dikkat çekmiş. Güçlü millet ve devlet olmanın genellikle güçlü silâhlı kuvvetlerle denkleştirilmeye çalışıldığını aktaran Çiçek, bunun olmazsa olmaz olduğunu, ancak güçlü bir devlet ve toplumun aynı zamanda ‘güçlü bir yargısı’ olması gerektiğini hatırlatmış.

Bir ülkede yargıya güven yoksa o devletin bir ayağının topal olduğunu da ifade eden Cemil Çiçek, “Bağımsız devlet diyorsak bunun alâmetifarikalarının biri bağımsız yargıdır. Varlığını hissetsek de hissetmesek de önemini yeteri kadar kavrasak da kavramasak da yargı, madem ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlarıyız, bağımsız bir devletimiz var, o zaman mutlaka kendi adına müstakil karar verebilecek bir yargı mekanizmasının olması gerekiyor. Devletin varlık sebeplerinden biri de yargıdır. Devletin birçok görevi arasında vatandaşın huzurunu, barışını sağlamak, kamu düzenini tesis etmek ve birlikte yaşayabilecek bir ortamı oluşturmak vardır. Bunun en önemli araçlarından biri de yargıdır” değerlendirmesinde bulunmuş. (AA, 5 Mart 2020)

“Yargı alanında yapılması gereken birçok işler var” diyen Çiçek, bunların bir kısmını şöyle özetlemiş: “Ülkemizle ilgili birinci derecede imajın oluşmasındaki en önemli kurumların başında yargı geliyor. Eğer hukukun egemen olduğu, (...) bir ülke imajını veriyorsanız bu beraberinde pek çok fırsatı da getiriyor. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. (...) Diyelim ki 5. sınıf bir ilçede verilen bir gözaltı kararı, (...) burada dikkat çeken çarpıklıklar varsa 2 saat sonra Brüksel’de cevabını bulur. Ondan sonra Türkiye’yle ilgili karar vericiler 9 defa düşünür. Onun için Türk yargısı kararlarını verirken böyle bir sorumluluğun olduğunu da iyi bilmesi lâzım.”      

Aynı zamanda hukukçu olan TBMM eski Başkanı Çiçek, Türkiye’nin temel sıkıntısını tarif ederken de şöyle demiş: “Çağdaş yasaları çıkarırsınız, adalet sarayları yaparsınız, bilgisayarlarla donatırsınız her tarafı, ama bütün bunların hepsi adalete erişimi sağlayacak olan hâkim ve savcı da bitiyor. Onun için bu işin ana omurgası hâkim ve savcıdır. Ötekiler ne kadar mükemmel olursa olsun, işin bu kısmında gerekli başarıyı sağlayamıyorsak, kaliteyi tutturamıyorsak yaptığımız bunca emek boşa gidiyor. Şu an Türkiye’nin en temel sıkıntısı da buradadır. (...) Diploma var, ama hukuk yok. Hukukçu olmak, hukuk diploması almak anlamına gelmiyor. (...) Dosyanın içerisindekilere, hukukun genel kurallarına ve kanuna göre değil de ideolojilerinize göre işi yaparsanız bu Türkiye’de adaleti tecelli ettirmez, tam tersi bu türlü uygulamalarla memleketi paramparça ederiz.”

Bu hususta çok şey söylemek mümkün, ama belki de en iyisi az şey söylemek: Ey Türkiye’nin idarecileri. Akıl için bir olan yolu tercih ediniz. Herkesin bildiği gerçekleri görmezden gelmeyiniz. Adaletin mülkün temeli olduğunu unutmadan hak, hukuk ve adalet yolunu tercih ediniz!

…***

Elif Çakır, 10 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Yargıtay Başkanı yargıdan mı şikayetçi, toplumdan mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Antalya’da düzenlenen Fikri ve Sınai Mülkiyet Suçları Çalıştayı’nda konuşan Sayın Cirit demiş ki: “Toplumun yargıya güven duymadığı hukuk sisteminde, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz.” Sayın Cirit’in bu sözlerini hayretle okuduğumu söylemeliyim. Zira hukuk sisteminde kural Sayın Cirit’in söylediğinin tam aksidir. Bütün dünyada da böyledir. Yeryüzünde Sayın Cirit’in ortaya koyduğu matematiksel hesabın geçerli olduğu bir tane ülke yoktur. “diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İki kere ikinin dört ettiği ne kadar net,  siyahın siyah, beyazın da beyaz olduğu tartışmaya ne kadar kapalı ise yargıya güven duygusunun matematiği de şudur: Yargı bağımsız ve tarafsız değilse toplum güven duymaz. 

Kaldı ki “bir ülkenin” Yargıtay Başkanı’nın “bu kadar zikzak yapmamalı” eleştirisinde bulunduğu bir yargıya toplum güvenebilir mi?

“Bir ülke” bizim ülkemiz. 

Hatırlayacaksınız: FETÖ davasında yargılanan Korg. Metin İyidil hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren yerel mahkemenin kararını, İstinaf mahkemesi bozup berat ve tahliye kararı verince, Yargıtay Başkanı Cirit de tepki göstermiş “yargı bu kadar zikzak yapmamalı” demişti. 

Sonra HSK, beraat ve tahliye kararı veren İstinaf hakimleri hakkında inceleme başlatmış, başlattığı incelemenin sonucunu beklemeden de davanın hakimlerini bir gecede başka illere atamıştı.

Ve nihayet bu son yaşanan hadise karşısında Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit tepki göstermişti. 

Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk’e konuşan Cirit şöyle demişti:“Yargıda aynı konuda bu kadar farklı değerlendirmeler olabilir mi? Olmaması lazım. Beraat kararı veren mahkeme başkanı ve üyelerini kararın arkasından görevden alan HSK’nın bu tavrı da yanlıştır. O zaman işte yargı bağımsızlığına gölge düşüyor.”

Maalesef kritik davalarda hakimlerin yeri bir gecede değişiyor, ve bu vahim rutin toplumu artık neredeyse şaşırtmıyor bile.

Yerel mahkemeler AYM’ye kafa tutuyor, AİHM kararlarının uygulanmaması olağan hale geldi. 

Yargımız son yıllarda sürekli zikzaklar yapıyor, mahkemelerimizin aynı dosya, aynı kişiler hakkında verdikleri kararlar bir uçtan bir uca savruluyor…