Mart 16, 2020 09:40 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Tekstilde virüs yangını

Yenişafak:

Koronavirüs teamülleri değiştirdi

Yeniasya:

Vergi ve SGK’lar ertelenmeli

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Dede, 15 Mart tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Ölümcül partizanlık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dünya genelinde 6 bine yakın insan ölümüne neden olan, 150 bin kişiyi ölümcül pençesiyle yakalayan, ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi'nin (CDC) ülkede 1.7 milyon kişinin ölümüne neden olabileceğini, dünya genelinde ise 214 milyon insanın hastalanabileceğini açıkladığı koronavirüs tehlikesi açıkça karşımıza dikilmiş bir durumdayken, Ak Partililerin hâlâ partizanlık yapmalarına ne demeli bilmiyorum. Neden bu cümleyi kurmak zorunda kaldığımı izninizle hemen izah edeyim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Seçildikten bu güne kadar takdir edilecek bir şekilde sadece hizmet ve icraatlarıyla gündeme gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, ölümcül salgın konusunda örnek alınacak hizmetlere imza atıyor. 

Bu kapsamda Ankara Büyükşehir Belediyesi temizlik ekipleri teyakkuz halinde 7 gün 24 saat mesai yapıyor.

Güzel değil mi?

Evet, güzel ancak, koronavirüs yayılmasını önlemek için çok başarılı bir hizmet ortaya koyan Ankara Büyükşehir Belediyesi, okulları ve kamu kurumlarını da herhangi bir ücret talep etmeden dezenfekte etmek için ilgililerden önce sözlü, sonra da yazılı izin istedi.

Ne cevap verilmiş dersiniz?

Hayır mı? 

Yanıldınız, 'hayır' bile demeye tenezzül edilmemiş ve Başkan Mansur Yavaş'ın dezenfekte ekiplerinin izin talebi yanıtsız bırakılmış.

Bu nasıl bir partizanlık Allah aşkına?

Ankaralı vatandaşların her gün gitmek zorunda kaldıkları kamu kurumlarının ve evlatlarımızın eğitim aldığı okulların ölümcül virüslerden arındırılmasına engel olan bu zihniyet sahipleri, ölümcül bir partizanlık girdabına saplanmış durumdalar.

Kimse kusura bakmasın ancak, Türkiye'nin beyni mesabesindeki başkentteki kamu kurumlarını yönetenler böyle bir partizanlık yapıyorsa, bu artık iktidarın en dip noktaya batmış olduğunun göstergesidir.

Bu kafalardan millete faydalı zerre kadar bir hizmetin bugüne kadar gündeme gelmemesine şaşmamak lazım.

Zira bugüne kadar bir nebze olsun gizleyebildikleri içlerindeki partizanlık, Ak Parti'nin yerel seçimlerde hezimet yaşayarak Ankara'da aldığı ağır yenilgi sonrasında artık gizlenemiyor, dışarı taşıyor.

Bu yüzden ölümcül salgınmış, Türkiye'de yayılabilirmiş falan böyle şeyleri düşündükleri yok, varsa yoksa biricik amaçları uğradıkları ağır yenilginin acısını çıkarabilmek.

Ancak yaşadıkları yenilgilerin acısıyla bu yaptıkları şeyler, onlara yakında çok çok daha büyük hezimetler yaşatacak farkında bile değiller…

…***

Mustafa Balbay, 15 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Bize bir şey olmaz’ ile ‘rafları boşaltmak’ arasında!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Koronavirüs, doğanın dengesinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Salgına önce “bize bir şey olmaz” mantığıyla baktık. Çevremizdeki ülkeleri sardı, iktidar hâlâ “bizim önlemlerimiz virüsten daha güçlüdür” nakaratını söylüyordu. Sonra birden “bizde deeee” haykırışı, halkın rafları boşaltma harekâtı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Konu çok ciddi. O yüzden de yanlışı mutlak vurgulayıp doğruya yöneltmek sorumluluğundayız. Birinci konu: Bilgilendirme. 

Kanserle ilgili en kabul gören “ilk bilgi” şu: Kanserden korkma, geç kalmaktan kork.

Depremdeki de şu: Deprem öldürmez, çürük yapı öldürür.

Koronavirüs için de uzmanların verdiği bilgiler ışığında şu söylenebilir: Panik yapma, önlem al!

Önlemin de mutlak bilinçli olması gerekiyor. Halkın anlayacağı dilde anlatılması, halkın ulaşabileceği olanaklar dikkate alınarak önerilmesi gerekiyor.

Devamında da iktidarın sadece “önlem aldım, önerdim” demekle kalmaması, temel gıda ve temizlik konusunda sosyal devletin gereklerini sağlaması kaçınılmazdır. En baştan başlayalım: Temizlik için birinci koşul, temiz su. Resmi rakamlara göre, Türkiye’de evlerin yüzde 95’ine su ulaştırılıyor. Ya içme suyu olarak kalitesi? Su Politikaları Derneği Başkanı, eski DSİ yöneticisi Dursun Yıldız, kırsal alandan başlamak üzere bu konuda soru işaretleri olduğunu vurguluyor.

Temizlik ürünleri kullanımında Avrupa ortalamasının çok altındayız. Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayicileri Derneği’nin verilerine göre, Türkiye’de kişi başına yılda bir diş fırçası ve 125 gram (bir tüp) diş macunu düşüyor. Hileli ve sahte üretimin en yaygın olduğu alanların başında temizlik malzemeleri geliyor. 

Önümüzdeki günlerde en çok eğitim konuşulacak. Tatille birlikte uzaktan eğitim tartışılıyor. Önceki gün bir rektörle konuyu konuşurken şu bilgiyi verdi:

“Biz YÖK’teki toplantıda tatilin çözüm olmayacağını, iyi önlem alınarak daha kontrollü bir yaşamın mümkün olduğunu söyledik. Çoğu rektör bu görüşü savundu...”

Alınan önlemlerin ille doğrusu şu demek zor, ama iki gündür büyük kentlerin otogarı miting alanı gibi. 

Önceki gün bir yurttaş orta büyüklüğün üstündeki bir Anadolu kentinde bir apartmanın girişinde çekilmiş fotoğraf gönderdi. Aynen şu yazıyordu:

“Apartman sakinlerinin dikkatine,

Apartmanımızı koronavirüse karşı nefesi kuvvetli hocaya üflettirdik. Daire başı 300 TL’dir. Not: Her ay düzenli üflettirilecektir. Yönetim.” 

Fotoğrafı gönderen kişiyi aradım. Çektiği yeri söyledi.

Bu çağda, cehaletin bu kadarı olur mu?

Doğru bilgiye ulaşmanın zorluğu nedeniyle derinden konuşulan bir başka konu da şu:

Biyolojik silah olma olasılığı var mı?

Emperyalizmin önceki yüzyıllarda özellikle Amerika kıtasında, Avustralya’da, Afrika’nın kimi bölgelerinde yerli nüfusun toplu ölümüne neden olan mikropları da devreye soktuğu bir gerçek...

Jared Diamond’un 1997’de kaleme aldığı “Tüfek, Mikrop ve Çelik” başlıklı kitapta, Avrupalıların öteki kıtalardaki insanları azaltmak, etkisizleştirmek için mikrop kullanmayı da seçtiklerini vurguluyor. Avrupa insanının bağışıklık kazandığı kimi mikroplar, yeni kıtalarda “yayılınca” oraları birden beyazlamıştı!

Biyolojik silah bir yanıyla şöyle tarif edilebilir:

Bir ülkeye karşı kullanırsan, o da hiç ek çaba harcamadan, aynen bir başka ülkeye karşı da kullanabilir!

…***

Mustafa Pamukoğlu 15 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “Sevgi dilinden uzaklaşan toplumumuzu bekleyen tehlikeler!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Milletvekillerine, bizi idare edenlere, siyasetçilere, sosyal medyaya bakıyoruz ve şu sözü hatırlıyoruz: “Üslub-u beyan, ayniyle insan.” Türk politika hayatına nükte girmedi. Hiciv sanatı hakaret sanıldı. Hakaret yeni bir sanat kolu oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ömer Seyfettin ta o zamanlar bile politikacılar için ne söylemiş: “Onların hangisi ile bir arada bulunsam, kendimi penceresiz ve kapısız bir kümeste zannediyorum.”

Bugün siyasetçileri dinlemeye, sosyal medya mesajlarını okumaya korkuyoruz artık.

Her gün küfür ve hakaretle birbirini yiyen toplum.

Sonunda her alanda birbirine hakaret eden bir yığın insan, siyasetçi ve medya toplumumuzun kimyasını bozdu.

Tam bu sırada koronavirüs çıkageldi. Tam umutsuzluğa düşmüşken acaba bu düşman bizi kendimize getirir mi, diye de ümitlenmiyor değiliz.

Öncelikle bazı şeylerden kurtulmamız lazım.

Bu tür siyasetçilerden kurtulmamız lazım; ama nasıl?

Türk futbolunun darmadağın olmasına yol açan yorumculara artık yeter, demek gerekiyor; ama nasıl?

Daha yazılanı okumadan, bilgi sahibi olmadan fikir beyan ve hakaret eden sosyal medya yorumcularından ve klavye kahramanlarından nasıl kurtulacağız? Sağlığımızı nasıl koruyacağız?

Trafikte en ufak yanlış veya istenileni yapmayan bir harekette neredeyse silah çekecekler ülkesi olmaktan ne zaman çıkacağız?

Hangi tartışma konusu olursa olsun mutlaka kırıcı bitmesini nasıl önleyeceğiz?

Yani nasıl ve ne zaman medeni bir toplum olacağız?

Nükte yapan, hicve kızmayan, kendi ile de alay edebilen, karşıdakini dinleyen, bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmeyen bireylerden, siyasetçilerden ibaret bir toplumu nasıl yaratacağız?

Dünyayı esir alan koronavirüs acaba bizi kendimize getirir mi? Bir görünmez düşmanın nelere kadir olduğunu görüp sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü toplumun kimyası haline getirebilir miyiz?

El temizliği kadar kalp temizliğinin de önemini bize bu düşman kavratır mı?

Bu fani dünyada en büyük silahın sevgi dili olduğunu bize bu korona öğretir mi?

Onu bunu bilmeyiz; kendimize gelmezsek bizi büyük tehlikeler bekliyor. Bakın sayalım: