Nisan 04, 2020 08:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yargıtay’da virüs paniği

Yeniasya:

İçişleri Bakanlığı'ndan koronavirüs tedbirlerine ilişkin yeni genelge

Karar:

İnfaz düzenlemesi meclisten geçti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Taha Akyol 3 Nisan tarihli Karar gazetesinde “‘Devlet içinde devlet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Belediyelerin virüs mağdurlarına yardım etmek üzere kampanya açması hiçbir şekilde “devlet içinde devlet” anlamına gelmez. Devlet nedir? Egemenlik yetkilerine, yani yasama, yürütme ve yargı erklerine tekel halinde sahip en yüksek kamu hukuku kuruluşudur. Belediyeler perişan vaziyetteki virüs mağdurlarına yardım etmek için bağış kampanyası açtığında “yasama, yürütme, yargı” yetkilerini mi gasp etmiş oluyorlar?!”diyen yazar yazısını devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İçişleri Bakanı Soylu’nun da referans yaptığı Yardım Toplama Kanunu, valinin izniyle, “gerçek kişiler, dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler yardım toplayabilirler” diyor. (Madde 3) Peki o zaman “dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler” de bu mantığa göre “devlet içinde devlet” mi oluyorlar?!

Milyonlar perişan, nereden gelirse gelsin, yardım bekliyor. Onlara en yakın kamu idaresi, belediyelerdir.Zaten “sosyal yardım” belediyelere kanunla verilmiş bir görevdir.Mansur Yavaş, 1 Nisan günü 18.30’da yaptığı açıklamasında rakam vermişti:“Bu saat itibarıyla ihtiyaç sahibi başvuran sayısı 124.508’e, işini kaybeden vatandaşlarımızdan gıda ve nakit başvuru sayısı 22.849’a ulaşmıştır…”İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bir günde gelen yardım talebi 60 bindir, katlanarak devam ediyor.Çünkü yardım deyince vatandaşın ilk aklına gelen belediyelerdir.

Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu ve ardından diğer büyük şehir belediyeleri yardım kampanyası başlattıktan sonra…30 Mart’ta, bakanlarla yaptığı uzun toplantının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan saat 18.00’de “Biz bize yeteriz Türkiyem” kampanyasını açtı.Bütün bunlar tamam, bütün bunlar doğru…Fakat hemen İçişleri Bakanlığı, belediyelerin yardım kampanyasını yasakladı! 31 Mart’ta valiliklerce belediyelere tebliğ edildi. Yardımlar bloke edildi!Saadet lideri Temel Karamollaoğlu “Yardımı sadece ben yaparım demek partizanlıktır, belediyeleri engellemek siyasi hesaplaşmadır” diyor; apaçık ortada.

Felaket dönemlerinde belediyelerin yardım kampanyası açmasına yetki veren bir kanun maddesi yok. Ama Cumhurbaşkanının yardım kampanyası açmasına yetki veren bir kanun maddesi de yok!Her ikisi için de bu yetki, görevlerinin içinde ‘mündemiç’tir, hukuka uygundur.Valilik iznine gelince… Kanunda açıkça sayıldığı gibi bu izin “kişiler, dernekler, kurumlar, vakıflar, spor kulüpleri, gazete ve dergiler” için söz konusudur.Belediye hukuken “kamu kurumu” bile değildir, anayasayla düzenlenmiş “kamu idaresi”dir. Anayasada merkezi yönetim de belediyeler de “idare” başlığı altında düzenlenmiştir. (Madde 126-127)

Biz bunu Hukuk 2. Sınıfta okumuştuk!Kaldı ki yeni sistemde Cumhurbaşkanı partisinin lideridir. Çankaya’da salgın konusunda yaptığı toplantıya bile sadece partisinin yetkililerini çağırdı. Telekonferansla iki gün önce partisinin il başkanlarıyla, dün de partisinin belediye başkanlarıyla toplantı yaptı.Parlamenter sistemde partisiz cumhurbaşkanı partileri ve toplumsal kuruluşları yanına alarak kampanya açsa kim ne derdi?

Kaldı ki, iktidar amacının parti siyaseti değil, “dayanışma’ olduğunu göstermek istiyorsa bu çok kolaydır: Belediyelerin kampanyalarına valiler izin verir, sorun biter…Fakat amaç bu olmadığı için belediyelerin yardım kampanyasını yasakladılar. Niye büyükşehir belediyelerini yardım toplama imkanından mahrum ediyorsunuz? Pandemi felaketi büyükşehirlerde en yüksek oranlarda değil mi? 

...***

Kazım Güleçyüz 3 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde “İktidar sınavı kaybetti, Meclis de kaybetmesin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Koronavirüsün raftan indirttiği infaz indirimi, iktidar partisi açısından, bunca zamandır devam eden hukuksuzlukları çok geç ve kısmen dahi olsa telafi edip, bunların getirdiği vebali hafifletmek için bir fırsat olabilirdi. Ama Meclise sunduğu teklifle bu fırsatı yine kaçırdı. Ne yaptı etti, uyuşturucu suçlularına “ev hapsi” yolunu açarak, ortağı MHP’nin talebini yerine getirdi; ama gazetecileri, akademisyenleri, avukatları, insan hakları savunucularını, siyasetçileri, bebekleri, anneleri, hastaları, yaşlıları kapsam dışı tutmaktan vazgeçmedi.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Oysa temasa geçtiği muhalefet partilerinin yapıcı önerileri için başta olumlu mesaj vermişti, ama sonra yan çizerek bildiğini okumaya devam etti. Böylece herşeyden önce siyasî ahlâk sınavını bir defa daha kaybettiğini göstermiş oldu.

Vicdan ve hukuk sınavını baştan beri zaten yitirmişti; bu düzenleme belki kurtarma fırsatı olabilirdi, değerlendiremedi, yine kaybetti.

En birinci ağızdan seslendirmiş olduğu “Devlet kendisine karşı işlenen suçları affedebilir, kişilere ve topluma karşı işlenen suçları affedemez” sözünü çiğneyip tam tersini yapmak suretiyle, tarihe geçecek bir tutarsızlık ve samimiyetsizlik örneği daha sergiledi.

Sağlık Bakanının “Görüşeceğim” dediği KHKzede korona uzmanına verilen sözün tutulmayıp tersine yine üzerine gidilmesinde olduğu gibi. 

İnfaz indirimi yasasında şimdi top Mecliste. İktidarın 90 binini çıkarıp kalanını korona riskiyle başbaşa bırakmak istediği mahpuslar için bilhassa muhalefet partilerinin çok daha fazla gayret göstermesi gerekiyor. En azından “Elimizden geleni yaptık” diyebilmeliler.

Teklifin Meclise sunulmasından önceki temaslarda CHP ve HDP net bir duruş  ortaya koydu. Ama İyi Parti’nin tavrı anlaşılamadı. Oysa bu partinin, Yavuz Ağıralioğlu’nun bir Meclis oturumunda KHK hukuksuzlukları için söylediği ve sosyal medyada çok paylaşılan “Artık yeter, ahiret var, hesap var” sözlerine uygun bir duruş ve yaklaşım sergilemesi gerekir ve beklenirdi.

Umarız, teklifin Meclis sürecinde bütün muhalefet partileri, hatta iktidar vekilleri hukuk ve vicdan eksenli bir  tavırda birleşirler. Bebekler, anneler, yaşlılar, hastalar ve tüm masumlar için.

...***

Arslan Bulut 3 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde “ "Merkezi hükümet" kavramı da bir virüstür!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Korona virüs salgını ile bütün dünyada mücadele sürerken, Türkiye'de konu, "merkezi hükümet-yerel hükümet" tartışmasına çevrildi!  Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediyelerinin, salgından dolayı işsiz ve yardıma muhtaç hale gelen vatandaşlara yardım için devlet bankalarında hesap açtırması, iktidar tarafından hoş karşılanmadı.”diyen yazar yazısının  devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, devlet adına hesap açtırdı sonra da Diyanet İşler Başkanı Ali Erbaş, "Yardımları veya zekâtı ulusal hesaba yatırmak caizdir" diye fetva verdi. Bu da yeterli olmayınca, belediye hesaplarını Cumhurbaşkanı'nın emriyle bloke ettirdiğini söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, FOX TV ve Halk TV'de "merkezi hükümet-yerel yönetimler" ayrımı yapıldığını,  idari sistemde "yerel hükümet" diye bir şeyin söz konusu olmadığını söyledi ve bu anlayışı PKK'nın savunduğunu belirtti.

Erdoğan da "Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur." diye konuştu.

"Merkezi hükümet-yerel hükümet" kelimeleri, Türkiye için kullanılamaz. Çünkü Türkiye üniter bir devlettir. Bu kavramlar yerine "İdare Hukuku" kavramları olarak "merkezi idare-yerel idare" denilebilir.

Fakat "merkezi hükümet" kavramını, Türkiye'de ilk kullanan siyaset adamlarından biri de bizzat Tayyip Erdoğan'dır. Öyle ki 8 Mayıs 2003 tarihli Anadolu Ajansı bültenine göre 81 ilin valisini Ankara'da toplayan Başbakan Erdoğan, "Bu güne kadar hiç bir siyasi iktidarın göze alamadığı bütünlüklü bir kamu yönetimi reformunu gerçekleştireceğiz. Merkezi hükümet tasarruf genelgesi yayımlamış bazı valiler illerinde bu genelgeyi uygulamamış, uygular gibi görünmüş!" diye devam eden bir konuşma yaptı.

Bunun üzerine 9 Mayıs 2003 tarihinde yani bir gün sonra çıkan Yeniçağ'da "Tayyip Erdoğan'ın merkezi hükümeti!" başlıklı bir yazı yazdım ve şöyle dedim:

 "Sadece Erdoğan değil, birçok AKP yöneticisi de konuşmalarında, 'merkezi hükümet' kavramını kullanıyor...

Bir ülkede 'merkezi hükümet' kavramının kullanılabilmesi için ayrıca yerel hükümetlerin olması gerekir! Yani o ülkenin bir federasyonla yönetiliyor olması durumu söz konusudur... Yerel hükümetler yoksa merkezi hükümetten bahsedilemez, çünkü başka hükümet yoktur, hükümet bir tanedir!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış bir kişi olarak, Erdoğan'ın merkezi hükümetin ne anlama geldiğini bilmemesi mümkün değildir."

Sabah gazetesinin 7 Ocak 2020 tarihli haberine göre Beştepe'deki kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanlığı adına açıklama yapan İbrahim Kalın, yerel yönetimlerle ilgili bir yıl önce bir komisyon kurulduğunu hatırlattı. Kalın, "Birleştirici ve kuşatıcı bir yönetim anlayışı çerçevesinde, yani yerelden ulusal düzeye, belediyeden merkezi hükümete kadar o ilişkileri de kuracak bir zemindi" dedi...

Görüldüğü gibi "merkezi hükümet-yerel hükümet" söylemi esas olarak AKP'ye aittir. CHP'li belediye başkanlarının veya medyanın bu kavramı kullanması da doğru değildir.