Nisan 08, 2020 08:42 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: AB'den koronavirüs itirafı: Yetersiz kaldık 

Yeniasya:

Berat Albayrak'tan 'nakdi yardım' açıklaması

Cumhuriyet:

‘Muhalif basın cezaevine giremeyecek’

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Akif Beki, 7 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Bırakın Maliye ve İçişleri kızsın bu saçmalıklara!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sabah yazarı Engin Ardıç değil sadece, sivrilerek göze girme taklaları atan iktidar propagandistleri bir süredir aynı senaryoyu işliyor: Sokağa çıkma yasağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tuzak kurmak için isteniyormuş. 

‘İktidar altından kalkamaz, kapanılan evlerde açlık baş gösterince de sosyal patlama olur, iç savaşa kadar gider’ hesabı yatıyormuş ısrarların arkasında... Muhalefeti ne rahatsız edecek bu uçukluklar, asıl Maliye ve İçişleri bakanlarına dokunuyor ucu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Direkt şöyle karalamadıkları kaldı: ‘Kasada ihtiyat akçesi mi var, kara gün parası çoktan harcandı, muhalefet haklı, sokağa çıkma yasağını finanse edemeyeceği için topa basmıyor devlet, maaşların kiraların sorumluluğunu alamadığı için çalışma hayatını istop ettirmiyor, biz de asıl nedeni saklamak için işte böyle akla ziyan kılıflar uyduruyoruz’...

Putin açıkça söyledi mesela, Rusya ekonomisi korona yüzünden zor durumda diye. Zorda olsak, herhalde bizde de yetkililer lafı dolandırmaz, yekten söylerdi.

Dünya ne kadar küçüleceğini hesaplarken Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, bizim ekonomimizin büyüme hedeflerini tutturacağını müjdeliyor. Dünyadan ‘pozitif’ yönde ayrışan belki de yegane ülke olmaya adayız şu halde.

Ne hakları var şimdi işgüzar propagandistlerin, aldatmacalarla bu iyimserliğe gölge düşürüyor, hazineyi aciz gösteriyorlar.‘Kimsesizlerin kimsesi olamayacağı, evde gelirsiz kalacaklara bakamayacağı için devlet sokağa çıkma yasağı ilan etmiyor’ deseler...İktidar savunusu adına pompaladıkları bu zırvalardan daha fazla zarar veremezlerdi iktidara.

Yumurtaya kulp takma gayretiyle, beter borazanlıklar da dolaştırılıyor. 

İstanbul, Ankara ve İzmir başta, CHP’li belediyeler önlem alacağına daha çok insan ölsün de iktidar yıpransın diye sinsice çabalıyormuş da...Sokakları boşaltıp İstanbul’u terör örgütlerine teslim edecek, sonra da FETÖ yardımıyla devlet içinde paralel devlet kuracakmış, İmamoğlu’nun tezgahı buymuş da...

Yavaş’ın akşam bir WhatsApp grubunda önerdiği yasak, Şahin’in Soylu’ya iletmesiyle nasıl oluyor da sabah hemen hayata geçiriliyor?

Sormazlar mı; yardım kampanyasını devlet içinde devlet olmak, ayrı baş çekmek, ikilik ve fitne çıkarmak için açtılarsa...

Cumhurbaşkanlığının bir sözüyle nasıl oluyor da aynı İmamoğlu ve Yavaş, ulaşım hatlarında bedava yüzbin maske dağıtmaya başlıyor, ikiletmeden? 

Hem daha çok insan ölsün, açlık çıksın, iktidar zorda kalsın diye hastalığı yaymaya, herkese bulaştırmaya çalışıyorlarsa...

Niye yardım organize etsin, sorumluluk alsın, engellemelere rağmen ellerini taşın altına koymakta diretsin ki CHP’li belediyeler? 

Üstelik sokağa çıkma yasağı o kadar tehlikeliyse, sokak darbesine davetiye çıkarmakla birse...

Salgın yüzünden cezaevlerini boşaltmaya, azılı mahkumları bile çıkarmaya hazırlanan iktidar, Twitter’da “asılsız ve provokatif paylaşımlar”ı affetmiyor. 

...***

Yusuf Karaca, 7 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Para basmak kurtuluş mu çöküş mü!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Aldığım haberlere göre, iktidar  para basmaya başlamış.  Peki,darphane hangi parayı basıyor sizce!  "Türk lirasını tabi ki, ABD parasını değil ya!" diyeceksiniz.  Türkiye, yıllardır dışarıdan aldığı krediler karşılığında ihtiyacı olan parayı basıyor. Türkiye ne üretiyor da, karşılığında para bassın! Herkes cebindeki paraya baksın lütfen. Ne yazıyor? Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası mı yazıyor, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası mı yazıyor? Gördünüz, "i" yok olmuş. Yani Türkiye'nin Merkez Bankası dahi , Türkiye Cumhuriyeti'nin değil. Basacağı paranın kendine ait olduğunu sanmak saflık olmaz mı!"diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP iktidarı ne yazık ki, Merkez Bankası'nı bağımsız yaptı.

2001 krizinden sonra "bağımsız" olma temelleri atılan Merkez Bankası, AKP iktidarıyla, tam "bağımsız" olmuştu. Türkiye, tam bağımsız olmalı iken, merkez bankası "tam bağımsız" olmuştu. Ve hatırlayın lütfen, Merkez Bankası yöneticileriyle Sayın Erdoğan, her seferinde kavga etti.

Sebebi şu, Merkez Bankası Türkiye'nin değil.

Yani başındaki adamı Erdoğan'ın atamasına bakmayın. Oraya oturan bağımsız hareket etmek zorunda. Edince de, Erdoğan ile kavga ediyor. Erdoğan'ın söz geçiremediği tek kurumdur, Merkez Bankası, işte bu yüzden. Türkiye'ye ait olmadığı için!...

Türkiye'nin kendi milli parasını basmadan önce Merkez Bankası'nı millileştirmesi gerekiyor. Türkiye'den bağımsız merkez baknası, tabi ki kredi kuruluşlarına bağlı. Vatandaş bu ihaneti anlamış olsa, "eyvah" diye saçlarını yolar.

Şu kadarını söyleyelim "bağımsız" yapılan Merkez Bankası, o ülkenin emek ve üretimini, kredi satan küresel tefecilere, peşkeş çekmiştir. Yani, parayı sıfır maliyetle basıp, işçiye, çiftçiye, memura velhasıl vatandaşa vermek yerine, alınan kredi karşılığı para basıp, "maliyetli para" olarak insanlara vermiştir.

Hem insanlar soyuluyor, hem devlet soyuluyor. Bir ülkenin merkez bankası, o devletin ve milletin değil de "bağımsız" ise o ülkenin parası kendine ait değil demektir. Bağımsızlık kulağa hoş gelir ama ülke bağımsız olmalı, Merkez Bankası değil.

Türkiye'nin kendine ait bankası bile  yok. Eğer Merkez Bankası senin değilse sana ait olan bankalar dahi, tefecilere ait. Bankanın binası senindir, bir de içindeki "ırgatlar" senin. 

Mesela Halkbank devletin değil mi? Ama değil işte, Merkez Bankası senin değilken, nasıl o bankarın sana ait olduğunu sanırsın.

Türkiye neden işgal edilmiyor çünkü Türkiye'de ele geçmeyen hiç bir şey yok. 82 milyon küresel beylere çalışan ırgat, neden işgal edilsin. Para ile işgal, asker ile işgalden daha kolay ve daha sonuç alıcı...

...***

Ufuk Söylemez, 7 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, " Türk lirasında parasal genişleme, peki dövizde ne olacak?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu köşede 19 Mart ve 26 Mart 2020 tarihlerinde yayınlanan yazılarımızda özetle şöyle demiştik; “…kısa vadede yapılabilecek en etkili şey Hazine Özel Tertip tahvillerinin, bankacılık sektörüne verilerek, TC Merkez Bankası vasıtasıyla, piyasaya, firmalara, hane halkına fon ve likidite sağlanmasıdır. Akut haldeki krizi en azından kronik hale getirebilmek, yani ilk etapta kanamayı durdurabilmek adına kısa vadede başkaca etkili bir çare orta yerde görünmüyor…” Nitekim bizim yazımızı takiben, çok sayıda ekonomist ve yazar da benzer önerileri dile getirdiler. Bu konuda genel bir görüş birliği oluştu kamuoyunda."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tabi ki, parasal genişlemenin ayrıntılı-derli-toplu bir planlamayla, enine-boyuna düşünülerek yapılmasının önemini de vurgulamıştık.

Çünkü hesapsız-kitapsız, bölük-pörçük yapılan parasal genişlemenin, gelecekte çok daha ağır sorunlara, hiper enflasyona, dolarizasyona, rekor bütçe açıklarına sebebiyet verme olasılığı var. Şu an için ekonomide, hem arz-hem talep yönlü bir şok yaşandığı ve ekonomi ani duruş yaşadığı için, parasal genişlemenin, enflasyona etkisi çok yüksek olmayacaktır. Ama bu salgın kontrol altına alındıktan sonra, büyük bütçe açıklarına, enflasyonist bir talep patlamasına ve paranın dolarizasyona yönelerek kurların yükselmesine sebep olabilecek bir riski olduğu da unutulmamalıdır. Yani plansız-hesapsız, bölük-pörçük bir parasal genişlemenin yaratacağı riskleri de göz önünde bulundurmak zorundayız.

Türkiye ne yazık ki iki paralı, esasında üç paralı bir ekonomidir. Yani milli paramız Türk lirası dışında, dolar ve avro ikilisinden oluşan, ağırlığı dolar bazında olduğu için “dolarizasyon” olarak adlandırılan fiili bir ikili para sistemine sahiptir.

Türkiye, ihracatının yüzde 50’sini AB ülkelerine, yüzde 25’ini ise petrol ihraç eden ülkelere yapmaktadır. Kovid-19 salgınının yol açacağı ön görülen ekonomik resesyon nedeniyle, ihracatında büyük düşüşler yaşaması ihtimali oldukça yüksektir. İhracattan sonra en önemli döviz girdisi kalemi turizmde ise 2020 yılının kayıp bir yıl olacağı anlaşılıyor.

Bu genel çerçeveden bakıldığında, Türkiye’nin önünde dış borçlanmasını çevirmek, enerji-ilaç ve diğer üretim için gerekli ithalatını yapabilmek bakımından ortaya konulacak seçenekler sınırlıdır. Gerçekçi ve akılcı olmak, en sağlıklı yöntem olarak görülmelidir. Bu nedenle, 10 gün önce yazdığımız Ekonomi Danışma Kurulu önerimiz -ehliyet ve liyakat sahibi isimlerden oluşturulması kaydıyla- yararlı olabilir.

Döviz ile ilgili sorunlar, çözüm önerileri ve bunların yarar-risk ve maliyetleri önümüzdeki en yakıcı ve öncelikli konuların başında gelecektir.