Nisan 12, 2020 09:15 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: 1 ayda yaptığımızı 2 saatte yıktık

Yeniasya:

Korona virüsün iki yeni belirtisi daha rapor edildi

Yeniçağ:

Endişelendiren korona verisi: Türkiye günlük korona virüs vakasında 3. sıraya yükseldi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam 11 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Kanal İstanbul’un ötelenmesi ekonomiye moral olur"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Korona salgınının ekonomiye etkileri her açıdan tartışılırken, üzerinde durulması gereken önemli kararlardan birini “aciliyeti olmayan kamu projelerinin ötelenmesi” oluşturuyor. Sadece bütçeden yapılacak yatırımlar değil, özel sektörle yapişlet modeliyle yapılacak büyük projelerin de ötelenip kamuoyuna açıklanması, piyasada olumlu karşılanacaktır. Bu kapsamda Kanal İstanbul projesi gibi simge bir yatırımın ötelenmesinin ekonomiye moral vereceği kesin."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye’nin ekonomide yaşadığı sıkıntıların etkisiyle, daha az insanının ölmesini sağlayacak, radikal toplumsal izolasyon kararlarını almaktan kaçındığı herkes tarafından görülüyor. Halk sağlığı profesörleri bile, artık Bilim Kurulu’nun aldığı sokağa çıkma yasağı gibi tavsiye kararlarının siyasi otorite tarafından hayata geçirilmesi gerektiğini, aksi takdirde ölümlerin artacağını dile getirmeye başladılar. Yani zaten kıt olan kaynakların sağlık harcamalarına ve salgının ekonomiye, özellikle de dar gelirliler üzerindeki olumsuz etkilerini gidermek amacıyla kullanılması gerekiyor. Böyle bir dönemde hem doğrudan kamu projelerinin, hem de kamunun organize ettiği büyük proje yatırımlarının ötelenmesi, birçok açıdan önemli.

Bir süredir iktisatçılar yoğun biçimde alınması gereken önlemleri tartışıyorlar. Bazı kararlarda geç kalındıkça yeniden hesap yapıp “Bu aşamada bari bunları yapın” diye önemli önerilerde bulunuyorlar. Hemen hemen hepsinin üzerinde mutabık kaldığı konu; süreç içinde gecikerek, parça parça ve bazen birbiriyle çelişen tedbirler almak yerine süresi belirlenip, daha bütüncül geniş bir paket hazırlanarak hem bugün hem de gelecek adına ekonomiye güven sağlayacak kapsamlı tedbirlerin alınması yönünde. Bununla birlikte gerekli dış kaynak için somut adımlar atılması, kaynakların doğru yere tahsisi için aciliyeti olmayan projelerin ötelenmesi ve bunun açıklanması gerektiğini söylüyorlar.

Öte yandan ise ekonomik durum zaten önümüzdeki birkaç yıl içinde bu tür yatırımların artık lüks hale geldiğini, sadece Kanal İstanbul projesi değil, devam eden ya da bu yıl başlaması planlanan tüm yol ve inşaat projelerinin ötelenmesini gerektiriyor. Belki kriz dönemlerinde hep yapıldığı gibi, sadece bitimine çok az kalmış, bittiğinde ekonomik değer yaratacak yatırımlara kaynak ayrılabilir. Kamu yatırımlarının ve diğer büyük projelerin durdurulduğu açıklandığı takdirde, salgınla mücadelede alınan ekonomik kararlar nedeniyle halkta oluşan güven kaybı, belki bir ölçüde giderilebilir. Kapsamlı bir mali ve parasal program, dar gelirlinin korunduğunu gösteren yardımlar, sokağa çıkma yasağı gibi radikal kararlar, dış kaynak temini için somut planların ortaya çıkması ile birlikte böyle bir öteleme kararı, paket halinde kamuoyuna açıklandığı takdirde, hem içeride hem dışarıda güven yeniden kazanılabilir.

...***

Murat Çabas, 11 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, " Kapitalizmle bu tablo düzeltilemez"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Kapitalist dünya Korona'ya hazırlıksız yakalandı. Zira eğer Korona olmasaydı, kapitalist ülkeler zaten resesyona girecekti, bu kaçınılmazdı; Korona bu işin tuzu biberi oldu. Bu, akciğerleri iflas etmiş olan bir hastanın Korona'ya yakalanması gibidir. Korona vakaları gösterdi ki bu tür hastalar en riskli olanlardır. Kapitalist dünya Korona çıkmasaydı, akciğer yetmezliğinden zaten ölecekti, Korona bunu hızlandırdı. Kapitalizm, parayı ve kaynakları tekelleştiren, gelir adaletsizliğine sebep olan, işsizliği normal kabul eden, devleti küçülterek, sermaye sahiplerinin elinde oyuncak haline dönüştüren bir sömürü sistemidir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hasta devletler ve bireyler oluşturmak Kapitalizmin doğasında vardır.

Bağışıklık sistemi güçlü kişiler nasıl Korona'yı rahatlıkla yenebiliyorsa, Çin de öyle yendi. 

Batılı kuruluşlar Korona'nın etkileri konusunda sık sık raporlar açıklıyorlar.

Bunlardan bir tanesi de Oxfam'ın "Yoksulluk değil, onurlu bir yaşam" raporuydu.

Bu rapora göre, dünya genelinde 500 milyon kişi daha yoksullar ordusuna eklenecek. Gelir eşitsizliği daha da keskinleşecek.

Raporda, Türkiye'de milyonlarca çalışanın işsiz kalacağı ve toplam işsiz sayısının 10 milyona çıkacağı vurgulanıyor. Diğer önemli bir rapor ise Dünya Bankası'nın raporuydu. Bu rapora göre Korona, 2020 yılında Avrupa ve Orta Asya'da yüzde 4,4 ile yüzde 2,8 arasında ekonomik daralmaya neden olacak.

Yani raporda durgunluk anlamına gelen resesyondan çok daha kötü bir tablodan bahsediliyor. Bu tablo, yeni iflaslar ve yeni işsizlik demektir.

Raporda şöyle bir tavsiyede bulunuluyor: "uzun değil, hızlı bir toparlanma sağlanmalı..." Dünya Bankası'nın temsil ettiği çürümüş ve çökmüş Kapitalizmle bu hızlı toparlanma nasıl olacaksa?

Avrupa'da destek bulamayan İtalya ve İspanya gibi ülkeler AB'nin anlamsızlığını gördüler.

Bu, AB'de yeni Brexitleri tetikleyecek. 

Peki ya ABD?

Hatırlarsanız, ABD'de bulunan Georgetown Enstitüsü geçtiğimiz yıl bir raporunda ABD'nin iç savaşın eşiğinde olduğunu belirtmişti.

Korona bunun da tuzu biberi oldu.

Örneğin, pandeminin merkezi olan ABD'nin en çok vaka ve ölüm görülen şehri New York...

New York Belediye Başkanı De Blasio, şehrin nüfusunun yüzde 22'sini siyahların oluşturduğunu, Korona ölümlerinin yüzde 28'inin de bu siyahi vatandaşlardan olduğunu açıkladı.

De Blasio ayrıca, şehrin yüzde 29'unun hispaniklerden oluştuğunu, ölenlerin yüzde 34'ünün ise bunlardan olduğunu belirtti.

Dikkat ediniz, ABD'nin merkezi konumunda olan New York'ta binlerce ABD'li ölüyor ve bunların toplam yüzde 62'si gelir seviyeleri düşük olan siyahlardan ve hispaniklerden oluşuyor.

Bu durum ABD'yi gerçekten ciddi bir iç çatışmanın içine sürükleyecek.

Şimdi soruyorum, bu tabloyu Kapitalizm çözebilir mi?

...***

Akif Beki, 11 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Devleti sorgulama hakkına korona kısıtlaması"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olup olmayacağını söylemek için erken. Ama hiç değilse bir konuda şimdiden doğrulandı bu kehanet. Düşünce ve eleştiri özgürlüğü artık eskisi gibi değil.Kanunlar değişmedi ama salgın vesilesiyle uygulama değişti, hukukun kitabı fiiliyatta yeniden yazılıyor.Yargı reformu paketi 24 Ekim 2019'da yürürlüğe girdiğinde, Adalet Bakanı Gül şöyle demişti: "Sıra uygulamada, reform ancak iyi ve doğru bir şekilde hayata geçirildiğinde hedeflerine ulaşacaktır.""diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

"İktidara eleştiri, dava ve ceza konusu olamaz" demişliği de var Bakan'ın.

E gördük, görüyoruz nasıl uygulandığını da...

Düşünceyi açıklamak suç olmayacaktı mesela.

İçişleri, düzenli güncelliyor rakamları. Son 3 haftada, sosyal medyada 'asılsız ve provokatif paylaşım'dan gözaltına alınanların sayısı 229'a ulaşmış.

Anonsu şöyle: "Provokatif paylaşım yaptığı değerlendirilen 616 şüpheli şahıs tespit edildi. şüphelilerden 229'u yakalanırken, diğerleri ile ilgili adli süreç devam ediyor."

Provokatif olup olmadığı nereden mi çıkarılıyor? Şuradan: 

"İlgili kurum ve görevlilerce gerekli ve yeterli tedbirlerin alınmadığı, konunun halktan saklandığı"nı söylemek, bir.

"Toplumu korku, panik ve endişeye sevk etmek", iki.

"Yetkili ve sorumluları kamuoyu nezdinde hedef gösterme amaçlı provokatif paylaşımlar" yapmak, üç.

Bakanlık, bir de bunların çeşitli terör örgütleri ve marjinal gruplar tarafından yapıldığı sonucuna varmış.

Düşünceyi açıklamak ve iktidara eleştiri, reformdan önce de suç değildi oysa zaten.

Hatta Yargıtay, AYM ve AİHM içtihatlarına göre eleştiri sarsıcı, rahatsız ve şok edici yani provokatif olsa bile ifade özgürlüğüne girerdi.

Anlamayanlar da suç olmadığını kafalarına iyice soksun diye, Terörle Mücadele Kanunu'na bir cümle ilavesiyle açık seçik yazıldı da böyle.

"Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da buna teşvik edecek propaganda yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında arttırılır” maddesine ek:  “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."

Bundan da önce Yargıtay 16. Ceza Dairesi; örgüt üyeliği, örgüte yardım ve propaganda suçlarında kriterleri değiştirmişti.

'Bilerek ve isteyerek' örgüte yardım kastı kanıtlanamıyorsa 'adeta amaç ve ağız birliği' içinde görünmenin, örgütsel faaliyet ve yardım suçlamasına dayanak sayılamayacağı gibi.

Somut cebir ve şidddet eylemi, zor kullanmaya alenen çağrı yoksa, iki laf sebebiyle darbe girişimi ithamından  ceza verilemez gibi.

Esasen, hepsi mevcut kanunlarda yazıyordu. Yargıtay, bu içtihatlarla yenilik getirmedi, bilineni tekrar bildirdi.