Nisan 24, 2016 10:08 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, yeniçağ gazetesinde, “Konut kredisinde faiz oranı önemli mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanı'nın ilk gün icraatı faizleri indirmek oldu.Merkez Bankası'nın faiz indireceğine yönelik beklentiler o kadar güçlenmişti ki...Özellikle siyasi kanattan gelen baskılar özerk(?) Merkez Bankası'nı adeta faiz indirmeye mecbur bıraktı.Aklıselim işini bilen tüm ekonomistler, Türkiye için faiz indirim kararının erken olduğunu söylediler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Dünyaca ünlü ekonomist Daron Acemoğlu geçen hafta hem siyasetçileri hem de Merkez Bankası'nı uyararak faizlerin indirilmemesi gerektiğini söyledi. Çünkü Türkiye, henüz bu indirime hazır değildi. Türkiye üretmeyen, neredeyse sadece tüketen bir ülke olarak ve en önemlisi sıcak paraya hep ihtiyaç duyan bir ülke olarak olası faiz indirimi bizi sıkıntıya sokabilir.Geçmişte faizler düşüktü ama bunun nedeni vardı.Bütün dünyada bir para bolluğu vardı. Şimdi ise Amerika'nın faiz artırdığı bir ortamda Türkiye'nin çok büyük döviz girdisi varmış gibi siyasi bir kararla faiz indirmesi hiç mantıklı görünmüyor.Siyasiler niçin faiz indirimi için ısrar ediyorlar?Bunun tek nedeni bir süredir tıkanan iç piyasayı yeniden canlandırmak ve büyümeyi sağlamak.İlk bakışta mantıklı olarak görünüyor ama yüzde 11 işsizliğin olduğu ve en önemlisi her üç kişiden 1'inin borçlu olduğu, her 10 kişiden 3'ünün batık olduğu, iflas erteleme davalarının yüzde 200 arttığı bir ülkede tüketime dayalı büyüme nasıl olur?Elbette olmaz!Vatandaşlar artık ev, araba ve cep telefonu gibi şeyleri borçlanarak almamalı. Son 10 yılda sadece ama sadece inşaat sektörü ile büyüdü.Lüks siteler ve plazalar en önemlisi de AVM'ler Türkiye'nin kağıt üzerinde büyümesine neden oldu. Türkiye, parayı üretime yani fabrika gibi istihdam yaratacak tesislere değil de hiçbir zaman ülke ekonomisine katkı sağlamayacak projelere yatırdı.İlk aşamada bu projeler Türkiye'yi büyüyormuş gibi gösterdi ama harç bitti. büyüme bitti!Konut fiyatları aşırı derecede manipüle edildi.Zaten son aylarda konut fiyatları durmadan yükseldi. Bunun nedeni ise faiz düşüş beklentisiydi. Nitekim veriler konut fiyatlarının yılbaşından bu yana yüzde 13 oranında arttığını gösteriyor.Gelelim hesap kitaba...Şu anda konut kredilerinde faiz oranı tarihi zirvede.En yüksek bankanın oranı 1.13. Merkez Bankası'nın indiriminden sonra bu oranın yüzde 1'e kadar gerilemesi bekleniyor. Bu farkın konut piyasasına ciddi bir talebin gelmesine neden olacağı söyleniyor.Peki 1.13 ile yüzde 1'in arasında parasal olarak ne kadar fark var?Bankadan 100 bin lira kredi aldığınızda 5 yıl için ödeyeceğiniz 1.13 faizle toplam tutar 138 bin 244 lira. Eğer faizler yüzde 1'e düşerse ödeyeceğiniz tutar 133 bin 466 lira. Toplam 5 yıl için fark 4 bin 770 lira.Oysa konut fiyatları zaten faiz beklentisiyle yılbaşından bu yana yüzde 13 oranında arttı. Bazı semtlerde bu artış yüzde 20'ye kadar çıktı.O halde faizlerin düşmesi vatandaşın pek de lehine bir durum değil.Vatandaş faiz indiriminden 4 bin lira kazanacak iken, satın alacağı eve en az 30-40 bin lira fazladan para ödüyor.Türkiye'de zaten her şey son 10 yıldır bir illüzyonla gidiyor.

…***

Orhan Dede, Yeni Mesaj gazetesinde, “Boğazımıza kadar IŞİD’e bulaştık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İslam coğrafyasının kalbine saplanmakta ve hedef olarak Müslümanları seçmekte İsrail ile ortak olan IŞİD terör örgütü, Türkiye’de köklerini salmaya devam ediyor.Gelişmeler bu tehdidin her geçen gün büyüdüğünü ortaya koyuyor.İddialara göre Suriye ve Irak’ta yüz binlerce masum Müslüman’ı katleden IŞİD, militanlarına Türkiye sınırları içerisinde kurduğu kamplarda silahlı eğitim veriyor.Üstelik bu kamplar Güneydoğu vilayetlerinde değil. Nerede peki?Sıkı durun, İstanbul’da…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dün bu iddiayı ortaya atan gazetede yayınlanan söz konusu haberde Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 31 ile gönderdiği ve 81 ille paylaştığı talimatlarda IŞİD bağlantılı muhtemel eylemlere dikkat çekiliyor.

Emniyet’in risk altında olduğuna vurgu yaptığı iller şöyle:

Adana, Adıyaman, Ağrı, Ankara, Batman, Bingöl, Bitlis, Bursa, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Antep, Hakkâri, Hatay, Iğdır, İstanbul, İzmir, Maraş, Kars, Kilis, Kocaeli, Konya, Malatya, Mardin, Mersin, Muş, Osmaniye, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van.

Bu durum Türkiye’nin boğazına kadar IŞİD’e bulaştığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de IŞİD’in düzenlediği bombalı saldırılar düşünüldüğünde militanlara silahlı eğitimin sadece Suriye ya da Irak için verilmediği anlaşılıyor.

Hem sınır ötesindeki hem de Türkiye içindeki IŞİD militanlarıyla etkili mücadele edilebilmemizin ancak, ülkemizin Suriye ile işbirliğine engel olan şeyleri ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceği artık görülmelidir. Çünkü ister IŞİD olsun ister başka bir örgüt, kökleri Türkiye sınırlarının ötesindedir.

Türkiye başta Suriye olmak üzere bölgedeki ülkelerle yeni birer sayfa açmayı başaramadığı takdirde her türlü terör, Türkiye içinde bir tümör gibi için için büyümesini sürdürecektir ve can almaya devam edecektir.

…***

Cevher İlhan, Yeniasya gazetesinde, ““Dokunulmazlıklar” algı operasyonu…”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’de terörle kan gövdeyi götürürken, son on ayda 480’e yakın can verilirken gündemi perdeleme hesâbına kamuoyunu işgal eden siyasî manevralara başvuruluyor. Terörle mücadelede ortaya çıkan güvenlik ve istihbarat zâfiyetinin üstünü örtmek hesâbına âdeta sun’î gündemler üretiliyor. Türkiye’yi yakıp kavuran bütün gündemler siyasete, politik hesâplara âlet ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarına dair dört bakan hakkındaki “fezlekeler”in yargının önüne gelmesini açıkça engelleyen iktidar partisinin “yasama dokunulmazlığı”nı düzenleyen Anayasa’nın 83. maddesinin değiştirilmesi tartışması da bunlardan biri.

Yeni bir politik manevra olmazsa önümüzdeki hafta Meclis Anayasa Komisyonu’nda ele alınması beklenen ‘dokunulmazlıkların kaldırılması teklifi’ uyarınca, anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, “yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyası bulunan” milletvekillerinin dokunulmazlığının başkaca bir işleme gerek olmaksızın kalkmış olacağı belirtiliyor.

Buna göre, teklif yasalaşırsa, 25’i AKP’li, 51’i CHP’li, 45’i HDP’li, 7’si MHP’li, 1’i ise bağımsız 129 milletvekilinin dokunulmazlığı kalkacak.

Ne var ki zâhirde “bütün dokunulmazlıkların kaldırıldığı” algısını veren “teklif”in satır aralarında, özellikle söz ve ifâde hürriyeti dışındaki yolsuzluk-rüşvet ve diğer suçlardan soruşturulmaları ve yargılanmaları gereken başbakanın ve bakanların kapsam dışına bırakılıyor.

İktidar partisi sözcüleri her ne kadar, tıpkı “Hodri meydan!” diyen Başbakan gibi, “Madem ithamınız var, AK Parti’nin, CHP’nin, MHP’nin, HDP’nin hepsini kaldıralım el mi yaman bey mi yaman görelim!” diye konuşsalar da, muhalefetin en azından bir defaya mahsus olmak üzere bütün milletvekillerinin ve bakanları da içerecek şekilde kürsü dokunulmazlığı dışında bütün dokunulmazlıkların kaldırılması tekliflerine yanaşmıyorlar…

Aslında hukukçular, Anayasa’yı değiştirmeden ve “yasal düzenleme” yapmadan İçtüzük’le terör örgütüne destek ve üye olmaktan fezlekeleri olan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılabileceğini; mevcut mevzuatla “teröre yardım ve yataklık suçları”yla vekillerin yargılanabileceğini belirtiyorlar.

“Ağır cezâyı gerektiren suçüstü hali” bağlamında “milletvekili seçilme yeterliliği”ne dair Anayasanın 76. maddesindeki “milletvekili seçilme yeterliliği”ne engel teşkil eden “zimmet, ihtilâs, irtikap, (...) kaçakçılık, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle ilgili” dokunulmazlık dosyaları Meclis Karma Komisyonu ve Genel Kurulda ele alınabileceğini bildiriyorlar.

Yine 14. maddedeki “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı (…) amaçlayan faaliyetler”e ilişkin fezlekelerin zaten yargıya intikal ettirilebileceğini kaydediyorlar.

Neticede, iktidar partisinin teklifinde asıl icrada olan, soruşturulup yargılanmaları gereken başbakanın ve bakanların dokunulmazlıkları kaldırılmıyor.

Oysa kalıcı ve köklü çözüm için düşünce ve ifâde özgürlüğünü koruyan “kürsü dokunulmazlığı” dışındaki bütün dokunulmazlıkların geçmiş, mevcut ya da oluşacak dosyalar için hemen kaldırılması, milletvekilleriyle beraber eski-yeni bakanların fezlekelerinin yargının önüne çıkarılması gerekiyor.

Aksi halde “dokunulmazlık” konusu da sadece bir algı operasyonundan ibâret kalıyor...