Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Türkiye trollerle yönetilmeyi hak etmiyor
Karar:
Yayılma hızı kontrol altında
Yeniçağ:
İBB Başkanı İmamoğlu: 23 Nisan'da yasak gelebilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Uğuroğlu 19 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Af çıktı, gündem oldu: MHP AKP’den kopar mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"18 yıldır; kavga, nefret, kin, iftira, hakaret, saldırı içeren açıklamaları ile siyaset yapıyorlar. Ergenekon, Balyoz, Şike, Casusluk, ihanet, metal yorgunluğu, Man adası, 4 bakanının rüşvet aklaması, çözüm süreci, Suriye batağı, sığınmacılar, 18 Türk adasının yunan işgaline uğraması, ekonomik kriz, geç alınan Covid-19 tedbirleri AKP sicilinin kara lekeleri olarak anılacak.
Ancak bugünlerde yaşanan skandal boyutunda öyle büyük bir hatası var ki ilk seçimde AKP’yi iktidardan indirecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Ankara ve İstanbul başta Millet İttifakının CHP’li belediye başkanlarının 250 il ve ilçede açtıkları ya da açacakları bağış kampanyalarının durdurulması kararından söz ediyorum.
Merhum Turgut Özal’ın, “Halka hizmet Hakka hizmettir” sloganını ilke edinen ve güya Özal’a sahip çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin bu hatasının faturası ağır olacaktır.
Erdoğan da AKP’liler de 31 Mart yerel seçim hezimetini hala kabullenemediler.
Korona Virüs tedbirleri nedeniyle zor duruma düşen millete yardıma koşan belediyeleri, “CHP’li” oldukları için engelleyen Erdoğan hükümeti bırakın siyasi açıdan hesap vermeyi İslami açıdan da büyük bir günah işlediler.
Anlaşılan o ki bu yardımlardan da AKP’ye siyasi rant bekliyor.
Ve görüldü ki İstanbul ve Ankara’nın Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş için “izinsiz bağış toplamak” suçundan soruşturma açılmış.
Hala anlamadılar ki halka hizmeti engellemek için attıkları her adım AKP’ye büyük oy kaybettiriyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki sandalye dağılımları şöyle:
Toplam Milletvekili sayısı: 589
Adalet ve Kalkınma Partisi: 291
Milliyetçi Hareket Partisi: 49
Cumhur Koalisyonu toplamı: 340
Cumhuriyet Halk Partisi: 139
Halkların Demokratik Partisi: 61
İYİ Parti: 37
Türkiye İşçi Partisi: 2
Büyük Birlik Partisi: 1
Demokrasi ve Atılım Partisi: 1
Demokrat Parti: 1
Demokratik Bölgeler Partisi: 1
Saadet Partisi: 1
Bağımsız Milletvekili: 5
Muhalefet partilerinin toplamı: 249
Görüyorsunuz ki AKP’yi iktidarda tutan 49 milletvekili olan MHP’dir.
Türk siyasi hayatında aldığı sürpriz kararlarla tanınan Bahçeli desteğini kestiği gün AKP’deki parçalanma ve çöküş iktidarı kaybetmesiyle sonuçlanır.
Derseniz ki böyle bir ihtimal var mı?
Siyasette 24 saat bile çok uzun zamandır ama şu gelişmeleri de gözden kaçırmamamız lazım derim.
Birincisi Devlet Bahçeli erdi muradına. İnfaz yasası ile seçmenine verdiği sözü tuttu AKP iktidarı tarafından beklentisi karşılandı.
Peki, af konusunda şiddetle karşı çıkan Erdoğan neden bu geri adımı attı?
Tek bir nedeni var:
Çöken AKP iktidarını ayakta tutan tek dayanak MHP’dir, Devlet Bahçeli’dir.
...***
Taha Akyol 19 Nisan tarihli Karar gazetesinde, "Kriz dönemlerinde iktidara güvenmek"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya halkın yüzde 75’i güveniyor. Siyasi kabilelere bölünmüş gibi kutuplaşmış bir ülkede Sayın Koca’nın böyle bir güvene sahip olmasını çok iyi analiz etmek lazım. Evvela virüsle mücadeledeki önemi bakımdan çok iyi analiz edilmeli… Herkesten önce de iktidar sahipleri bu analizi yapmalıdır; muhalif belediyelerin aşevlerini bile kapatmak toplumda güveni azaltır mı, artırır mı?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Universal McCann (UM) adlı medya ajansının Nisan başında yaptığı araştırmaya göre “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamalara güven” yüzde 75 oranındadır.Bu sütunda, bir ay önce ben de şöyle yazmıştım:
“Sağlık Bakanı Sayın Koca evvela demagoji yapmıyor, şov yapmıyor, şuna buna bağırıp çağırmıyor, destan yazmıyor… Ağırbaşlı, yeterince ve teknik dille konuşuyor. Güven sağlamasındaki en önemli faktörün bu olduğunu düşünüyorum.
Diğer önemli faktör, ‘Bilim Kurulu’ oluşturarak çalışması… ‘Bizden’ kişilerin değil, siyaseten muhalif tavırlı tıp uzmanlarının da takdir ettiği ehliyetli, liyakatli tıp profesörlerinden oluşan gerçek bir Bilim Kurulu…” (15 Mart)
Evet Koca bugüne kadar hiç demagoji yapmadı. Sağlık sistemine güvenimizi arttırırken konuşmalarının içine siyasi propaganda sokuşturarak sözlerinin kıymetini düşürmedi. Yetki alanında belediyelere ayırımcılık yapmadı, muhalefet partilerinin de takdirini kazandı.
Hemen belirteyim, ben Sayın Koca ile hayatta hiç karşılaşmadım, hiçbir temasım olmadı. Objektif gözlemlerimi yazıyorum.
Hükümete güven faktörü gerçekten çok önemlidir çünkü büyük krizler toplumda büyük dayanışmaları, büyük yardımlaşmaları, krizi aşmak için canlı bir toplumsal enerji oluşmasını hem mümkün kılar hem gerekli…
Kısıtlayıcı tedbirlere ve getirilen yükümlülüklere toplumun istekle katılması, mücadeleyi güçlendirir.
Daron Acemoğlu, uzak doğu ülkelerinin virüsle mücadeledeki başarısına dikkat çekerek “sivil toplumun güçlü olması ve devletin gücünü dengeleyebilmesi… Devlet ile özel sektörün eşgüdümlü çalışması… Halkın da tüm önlemlere uyması ve devleti denetlemesi” faktörlerinin rolünü vurguluyor. (2 Nisan)
Devleti yöneteneler siyaseten firmalar, kuruluşlar, belediyeler arasında ayırım yaparsa bu düzeyde dayanışma gerçekleşebilir mi?
...***
Mehmet Kara, 19 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, " Yeni bir “yargı paketi” mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Koronavirüs ile mücadele edilirken, 300 bini aşkın kişinin cezaevlerinde bulunduğu bir ortamda mahkûmların salgından etkilenmesini engellemek için “cezaevlerindeki doluluğu azaltmak” amacıyla hazırlanıp 31 Mart’ta Meclis Başkanlığı’na sunulan İnfaz Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda 15 günün ardından kabul edildi. Yasa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmî Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girdi. Tahliyeler başladı. CHP, başta “eşitlik ilkesinin ihlâli” gerekçesiyle yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edeceğini açıklasa da AYM’nin bu müracaatı ne zaman gündemine alacağını kestirmek zor."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Yaklaşık 90 bin mahkûma tahliye yolu açacak olan bu yasa teklifi gündeme geldiği andan itibaren, kamuoyu ve muhalefetin itirazları “terör tanımı” üzerinden oldu. Muhalefet ayrıca siyasî tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu ve hükümlü gazetecilerin de tasarıya girmesini istese de yasayı hazırlayanlar kulaklarını tıkadı, bütün itirazları görmezden gelip, kanunu kendi istedikleri şekilde çıkarttılar.
“Terörün yeniden tanımlanması” isteği kanunun hazırlama aşamasından, Meclis’e gelip komisyonda ve Genel Kurul’da görüşülmesine kadar neredeyse her aşamada ifade edilse de “kabul edilen” 70 maddelik kanun metnine bu konuyla alâkalı herhangi bir madde konulmadı.
Tasarının görüşmelerinin son maddesine gelindiğinde AKP Grup Başkanvekili, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaş, “Ceza ve suçların tanımlamasına ilişkin değil, ceza infazının yerine getirilmesine ilişkin bir paketi görüştük dolayısıyla bu konuyla ilgili suçlar ve cezalarıyla ilgili bir tanzim değil, suçun cezasının çekilmesiyle ilgili bir düzenleme getirilmiştir” demişti.
Bu söz muhtemel yeni bir paketi akıllara getirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “Bu düzenleme ile infaz adaleti ile ilgili tüm amaçlarımıza ulaşmamız mümkün değildir” ifadesini kullandı. Peşinden de “ceza kanununda suç ve yaptırım dengesini tümüyle yeniden ele alacak kapsamlı bir çalışma”ya başlayacaklarını ifade etti. Erdoğan, önümüzdeki yasama döneminde bu çalışmanın Meclis’in ilk işlerinden birisi olacağını söyledi. Bu da en erken Ekim ayı demek…
Ancak, yeni uygulamaya giren infaz kanunu etrafında konuşulduğu üzere kamuoyu ve hukukçular bu tasarının bir an önce getirilmesi gereği üzerinde duruyor.
Çünkü, yeni çıkan kanun ile 90 bin kişi cezaevinden çıksa da içeride 210 bin kişi daha kalacak? AKP iktidara geldiğinde 59 bin 187 hükümlü ve tutuklu bulunduğu hesaba katılırsa, neredeyse üç-dört katı insan cezaevlerinde ve şu ana kadar cezaevlerinde 17 kişide görülen ve 3 kişinin ölümüne sebep olan salgın tehlikesi bitmiş değil…
İnfaz kanunu Meclis’te kabul edildi edilmesine de şu anda adaletin önemli sorunları arasında yer alan KHK ile işlerinden atılanların durumu dikkate alınmıyor.
15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünden sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname’lerle on binlerce kişi görevden uzaklaştırılırken, pek çok kurum kapatılmıştı. KHK ile işinden atılanlar Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na başvurmuştu. Yıllardır devam eden incelemeler neticesinde geri dönenler olduğu gibi başvuruları reddedilenler de oldu.