Nisan 22, 2020 09:20 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Bayrampaşa Hali'nde sokağa çıkma yasağı izdihamı

Star:

Ekonomik, askeri, sosyal güvenlik... Türkiye'den 6 ülkeyle dev anlaşmalar

Yeniasya:

İçişleri Bakanlığı'ndan Ramazan tedbirleri genelgesi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz 22 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, "Adalete “terör” engeli"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçen yıl aylarca konuşulup hazırlığı yapıldıktan sonra Meclisten geçirilen ve yılbaşında yürürlüğe giren yargı paketindeki düzenlemelerden biri, TMK’ya “Haber ve eleştiri niteliğindeki yayınlar terör örgütü propagandası suçu oluşturmaz” şeklinde bir maddenin ilave edilmesi olmuştu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu maddeyle, örgüt propagandası iddiasıyla açılan soruşturma ve davaların önünün kesilmesi, en azından azaltılması öngörülüyor olmalıydı. Ki, AB ile yapılan ve bir türlü sonuçlandırıl(a)mayan vize muafiyeti görüşmelerinde mesafe alınamayışının bir numaralı sebebi, terör tanımındaki anlaşmazlıktı.

Brüksel bu tanımın düşünce, ifade ve basın özgürlüğünü kısıtlayıp engelleyecek şekilde çok genişletilerek yorumlanmasından vazgeçilmesini ısrarla talep ederken, Ankara “Bizim durumumuz ve şartlarımız buna izin vermiyor” gerekçesiyle direnmeyi sürdürdü.

Ve bu direniş hâlâ devam ediyor.

TMK’da yapılan ve iktidarın “Bununla ifade ve basın özgürlüğünün önünü açtık” dediği değişikliğin fiiliyatta işe yaramadığı, bilâhare verilen mahkeme kararlarıyla görüldü.

Bunlardan biri, Özdabak’la birlikte yargılandığımız davadan çıkan mahkûmiyetler.

Suçlandığımız yazı, tweet ve haberlerde hiçbir şekilde şiddete çağrı ve teşvik  olmadığını tekrar belirttiğimiz heyete o maddeyi de hatırlatmamıza rağmen bu kararı verdiler.

Zaten bu genel bir problem durumunda.

Terör ve propaganda suçlarının ancak silah ve şiddet unsurlarının ve şiddete çağrı şartının varlığı halinde tahakkuk edeceği, yüksek mahkeme ve AİHM içtihatlarıyla karara bağlandığı halde ne yazık ki mahkemeler hâlâ bunları dikkate almadan karar veriyorlar.

Demek ki TMK’daki değişiklik yetmemiş.

Bu anormallik elbette ki hukuk içinde düzelir. Ancak bunun için yargı üzerindeki baskı ve yönlendirmelerin kalkması, siyasî müdahalelerin sona ermesi, HSK’yı hâkim ve savcılara karşı sopa gibi kullanma garabetinin bitirilmesi, kısaca yargının normalleşip gerçekten bağımsız ve tarafsız şekilde çalışabileceği bir işleyişin tesis edilmesi gerekiyor.

Bunu sağlayacak süreci hızlandırmak için de bu yönde kamuoyu oluşturma gayretlerine yoğunlaşılması icab ediyor. Duyarlı bütün kesimlerin güçbirliği ve dayanışmasıyla.

Adalet, hukuk ve vicdan dayanışması...

...***

Elif Çakır, 22 Nisan tarihli Karar gazetesinde, " Ekmek dağıtmazsa CHP zihniyeti, dağıtırsa paralel!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Halkın oylarıyla seçilen CHP’li belediye başkanları, salgında mağdur olan insanlara yardım eli uzatmakla, devleti karşılarına mı almış oluyorlar, dağıttıkları bir lokma ekmekle bölücülük mü yapmış oluyorlar? Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre öyle. Sayın Erdoğan bakanlarıyla yaptığı toplantının ardından yaptığı açıklamada şöyle söyledi. Durumun iyice anlaşılması için biraz uzunca bir alıntı yapacağım:“Türkiye salgınla mücadele ederken, CHP’li belediyeler ne yapıyor? Cumhurbaşkanlığını, Sağlık Bakanlığını, İçişleri Bakanlığını, valiliği, kaymakamlığı hiçe sayarak kendi başlarına yardım toplamaya, ekmek dağıtmaya ve benzeri işler yapmaya kalkışıyorlar. Bu  tür teşebbüsler geçmişte FETÖ ve PKK gibi örgütler tarafından da  denenmişti. CHP’li belediyelerin amacı halka hizmet vermek değil, şov yapmaktır. CHP’nin başını çektiği kesim bozgunculuk peşinde koşuyor.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

AK Partinin CHP’yi FETÖ ve PKK ile itham etmesi yeni bir şey değil. Özellikle 2019 yerel seçimlerde Cumhur İttifakının dışında kalan bütün siyasi partilere ve toplumun muhalif kesimine, AK Parti ve MHP tarafından FETÖ’cü, vatan hainliği ve teröre destek verenler gibi ağır suçlamalar yöneltildi. 

Ancak bu tür ithamlar, halkın gözünde itibarsızlaştırma girişimleri, karalama propagandaları seçim dönemlerinde yapılırdı.

Salgınla ölümüne mücadele edildiği böylesi bir dönemde birlik beraberlik içerisinde olunması gerekmiyor mu? Siyasetin salgın geçinceye kadar rafa kaldırılarak birlik beraberlik içerisinde olunması daha iyi olmaz mı? 

Siyaset zaten şov işi değil midir? Önemli olan vatandaşa yardım elinin uzanması değil midir? Yardım eli uzansın da isterse şov olsun, isterse yapılan yardımlar samimi duygularla yapılmamış olsun. 

Ben asıl Sayın Erdoğan’ın, CHP’li belediyeleri bölücülükle suçladığı konuşmasındaki şu sözün altını çizdim:

“Geleceğin güçlü Türkiye’sinde muhalefetin seviyesinin özlediğimiz seviyeye yükselmesi gerekmektedir.” (20 Nisan)

Sayın Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde de “muhalefet eksikliği” sorununa dair yaptığı onlarca açıklama vardır. 

Gelin biz çok uzak tarihlere gitmeyelim, en yakın tarihe bakalım, Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı açıklamaya göz atalım: 

Birkaç ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan bir televizyon programına katıldı. Biten Barış Pınarı Hareketi’ni, Türkiye’nin Libya’ya asker gönderme meselesini anlattı, AK Parti iktidarının yaptığı icraatları sıraladı, muhalefet partilerinin iktidara destek vermediklerinden, yapılan icraatlara karşı düşmanca yaklaştıklarından şikayetlendi, milli meselelerde bile yanlarında durmadıklarını ifade etti ve Türkiye’nin bir muhalefet eksikliği olduğunun altını çizdi. Programın sunucusu Sayın Erdoğan’a sordu:

“Peki efendim, siz nasıl bir muhalefet olmasını isterdiniz?”

Cumhurbaşkanı bu soruyu şöyle yanıtladı:

“Şöyle: Yani bu yapılan muhalefetin tam aksinin yapılması lazım. Nedir o?  Doğru muhalefet. Yani muhalefet iktidara aslında istikamet vermeli, ne yapması gerekiyor bunu anlatmalı. Yani buna şunu söyleyebilirim: Yani muhalefetin yapıcılığı belki olmayabilir, istikamet ver ya biz yapalım. De ki, şu şöyle yapılırsa daha iyi olurdu.” 

İktidara gelen bütün siyasi parti liderleri “yol gösteren, halka dokunan, iktidara ışık tutan bir muhalefet” arzu içinde olduklarını ifade eden açıklamalar yapmışlar, Türkiye’nin bir iktidar değil muhalefet sorunu olduğundan dem vurmuşlardır. 

İktidar partileri gerçekten de güçlü bir muhalefet istemişler midir peki?

Siyasi tarihimiz gösteriyor ki,  gerçekte arzu edilen muhalefet tarzı, siyaset üretemeyen, iktidar partilerine cepheden karşı çıkan, milli meselelerde siyaset üstü davranamayan, toplumun geniş kesimlerini kucaklayamayan, iktidar partisinin koltuğunu tehdit etmeyen, sandıkta sürekli kaybeden, halkın gözünde antipatik hale gelmiş, halk nezdinde kolayca itibarsızlaştırılmaya yarayan bir muhalefettir. 

Dolayısıyla bir iktidar partisi, karşısında halka ekmek dağıtan, vatandaşın omuzuna dokunan, toplumun güvenini kazanmaya başlayan, siyaset üretebilen bir muhalefet partisini değil, tam aksi bir muhalefet partisi ister.

...***

Orhan Uğuroğlu, 22 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Fakire ekmek yasak ama..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Millet İttifakı'nın CHP'li belediyelerinin bağış toplamasını ve fakir fukaraya bedava ekmek dağıtımını yasaklayan AKP hükümetinin başı Recep Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum:

Aile fertlerinizin vakıflarına İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden sadece 2018 yılında aldığınız 142.509.972 liralık bağış serbest, Ama fakir fukaraya bedava ekmek dağıtımı yasak… Bu nasıl mantık? Bu nasıl siyaset? Bu nasıl vicdan?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

TÜRGEV:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızının da Yönetim Kurulu Üyesi olduğu vakıftır.

AKP döneminde bu vakıf İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden 51 milyon 593 bin 44 lira 70 kuruş ayni ve/veya nakdi yardım aldı…

OKÇULAR VAKFI:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın mütevelli heyetinde yer aldığı vakıftır.

AKP döneminde bu vakıf İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden 16 milyon 640 bin 457 lira 11 kuruş ayni ve/veya nakdi yardım aldı…

TÜGVA VAKFI:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın Yüksek İstişare Kurulu'nda yer aldığı vakıftır.

AKP döneminde bu vakıf İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden 74 milyon 276 bin 471 lira 18 kuruş ayni ve/veya nakdi yardım aldı…

Şimdi gelin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın aile fertlerinin yer aldığı vakıflara yapılan bağışları toplayalım:

Erdoğan ailesi mensuplarının ilişkisi olduğu bu  vakıflara İstanbul Büyükşehir Belediyesi sadece 2018 yılında 142 milyon 509 bin 972 lira 99 kuruş yardım yapmış...

AKP'li belediyelerin halka yardımı serbest, ailesiyle ilişkil vakıflara bağışları serbest ama CHP'li belediyelerin halka hizmet etmeleri yasak…

AKP hükümetinin başı Recep Tayyip Erdoğan'ın son günlerdeki televizyon konuşmalarını dikkatle izledim. İçinde bulunduğu sıkıntılı ruh hali ile "öfke kontrolü"  yapamadığı izlenimi edindim.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu'nun siyasi eleştirilerine yanıt verememesi,

Demokrasi ve Atılım Partisi lideri Ali Babacan'ın ekonomi yönetimine yönelik eleştirilerine itiraz edememesi de dikkat çekiyor…