Mayıs 04, 2020 09:10 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türk-İş Genel Başkanı Atalay: ‘Normalleşme durumunda hepimizi çetin bir mücadele bekliyor’

Karar:

İyileşen hasta sayısı vaka sayısını geçti

Yeniasya:

OHAL ortamından artık çıkalım

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 3 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yerli ilaç şirketlerinin satışı yasaklanmalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“Kâr getirmiyor... Kazançlı değil.. Bunların araştırmalarına çok para harcıyoruz.. Çok daha ucuza dışarıdan istediğimizi satın alabiliriz..” Yakın zamana kadar, AKP iktidarının bilime bakışı böyleydi. Para getirecek, kazandıracak nesne.. Şöyle konuşuyorlardı: Hocalarımız şirket kurmaktan çekinmesinler, para kazanmaya kirli iş gözüyle bakmasınlar.. Piyasaya çıksınlar.."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bilim para kazanılacak bir şeyden çok, sorun çözecek bir yöntem, kurumsal yapıdır öncelikle. Şu sırada yeni koronavirüse karşı aşı ve ilaç geliştirme çalışmaları, mesela bunun bir örneği. İklim değişimi araştırmalarının tümü, mesela... Lab’larda yapılan genetik araştırmalar vb. Fizik, uzay vb. araştırmalarının tümü.. Düşünün CERN çarpıştırıcısına yapılan milyarlarca dolarlık yatırımları, tamamen saf bilim; ama arkasında şüphesiz ki muazzam bir mühendislik var.

Mühendislik, bilimin her noktasında var artık. Bilimin projelerini, kuramlarını, düşüncelerini hayata geçirmek ve aynı zamanda bilgilerin doğruluğunun testleri için, bazen muazzam mühendislik araçlarına ihtiyaç var. Bilgisayar modellemelerinden tutun, uzayı gözlemek ve dinlemek için muazzam çanaklara, gözlemevlerine...

Tüm bu girişimler genellikle kamusal kaynaklarla ve bu amaçlara yönelik kurulu vakıfların destekleriyle gerçekleştiriliyor. Üniversitelerin bütçeleri gibi.

Ama tamamen teknoloji odaklı ticari girişimler var, bunlar bilimsel verilerden yola çıkarak piyasada satılacak teknolojiler, ürünler, sistemler vb. üretiyorlar.

TÜBİTAK, yeni koronavirüsün bulaşıcılığını engelleyecek aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarına özel destek programları açıkladı. Sayıları 10’u geçti. Aşı ve ilaç geliştirme, Türkiye’nin çok uzak olduğu konulara dönüşmüştü. Parayı ver satın al, yeni liberal dönem politikalarının gereğiydi. Aşı birikimimiz yok edildi, ilaç şirketlerimiz bir bir satıldı, ülkeye on para etmez dövizler girdi!

Yerli az sayıdaki ilaç şirketi, ulusal stratejik değer ilan edilmeli ve asla satılmamalı! Onlara ulusal görevler yüklenmeli.

Çünkü, artık parayla, şimdiki pandemide olduğu gibi, henüz öncelikle satın alamayacağınız ilaç ve aşı gündeme geldi. Bazı öncelikler ortaya çıkınca, hemen öyle para ile satın alınamayacak ilaçlar aşılar olabileceğini öğrendik. Bunu zaten daha önceleri sanayi şirketlerimiz biliyordu, ancak zamanı geçmiş üretim teknolojilerini satın almak durumunda kalıyorlardı ve rekabet güçleri olmuyordu.

Türkiye’de şüphesiz, yeni fikri olan akademisyenler üniversitelerin teknokentlerinde şirket de kuruyor, başarılı olanlar var, TÜBİTAK’ın fonlarından yararlanıyorlar. Buralarda daha çok ticari olma kaygısı ön planda. En sonunda ürünlerini satarak çalışmalarını finanse edecekler. Şüphesiz ki destekliyorum.

Ama meseleye ulusal düzeyde, ulusal ihtiyaçlar açısından baktığımızda, yeni koronavirüsün ortalığı dağıtan varlığı ve yayılışı ile yeniden tartışmaya açılmalı. Ulusal bilim ve teknoloji politikaları, siyasi iktidarların güdümünden mutlaka çıkarılmalı. Ulusal bir komite veya seçkin bir kurumsal yapı tarafından orta ve uzun vadeli ihtiyaçlar ve gelecek perspektifinde belirlenmeli.

...***

Orhan Uğuroğlu 3 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Erdoğan erken seçim yapar mı yapmaz mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP ve MHP milletvekillerine, “Recep Tayyip Erdoğan erken seçim yapar mı?” diye sordum. Çoğunluk, “2023’e kadar neden yapsın ki” başlığı altında seçimin zamanında yapılacağını ifade ettiler. Diyeceksiniz ki; “Tek kişinin kararı ile mi seçimin erken ya da zamanında yapılacağına karar verilir?”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Çok haklısınız, erken seçim için karar verebilecek tek kişi değil, iki kişi var:

·         Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan

·         MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli

Başkentin siyasi kulislerinde tartışılan, “erken seçim 2020’nin Kasım ayında olur mu?” sorusuna yanıt bulmak için iktidar ve muhalefet kanadının ekonomistleriyle gazetecilileriyle, siyasetçileriyle, iş insanlarıyla ve bazı sivil toplum kuruluşlarının yöneticileriyle konuştum.

Önce “2023’e kadar neden yapsın ki” diyenlerin gerekçelerine bakalım.

·         Ekonomik verilerin düzeltilmeden,

·         İşsizlik yangını söndürülmeden,

·         Çarşı - Pazar enflasyonu düşürülmeden,

·         Ve en önemlisi yeniden seçilebilme şartları bugün yok denecek kadar az iken Erdoğan erken seçim kararı almaz.

Deneyimli bir AKP milletvekili dedi ki;

“Erdoğan iktidarı bırakmak istemez. Baktı ki yüzde 50+1 ile seçilmesi mümkün olmayacak “B” planını devreye alır.”

Sordum: Nedir “B” planı?

Hukukçu AKP milletvekili dedi ki;

“Bir silahı da muhalefetin hem fikir olduğu parlamenter rejim talebidir. Seçim tarihi yaklaştığında Erdoğan ya da Bahçeli bu konuyu gündeme getirir. Muhalefet partilerinin tamamı destek verir.

Uzlaşılması gereken aslında iki ya da en fazla dört, beş madde muhalefet ile oturulacak masaya konur.

1.  Cumhurbaşkanının yüzde 50+1 ile seçilmemesi,

2.  Partili – Partisiz cumhurbaşkanı konusu,

3.  Kuvvetler ayrılığının sağlanacağı, TBMM’nin güçlendirileceği, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi

4.  Güçlendirilmiş parlamenter rejim

5.  Yepyeni anayasa”

Anlaşılan o ki Erdoğan 18 yıllık iktidarını sürdürebilmek için “B” planı hatta “C” planı dahi hazırlıyor.

Anlaşılan o ki “erken seçim” söylentileri gerek AKP’lileri gerekse MHP’lileri kızdırıyor, hırçınlaştırıyor ve siyasi açıklamalarını da hakarete hatta tehdide dönüştürüyor.

CHP grup başkanvekili Özgür Özel’e yapılan saldırı ve tehdit çok kötüydü.

FOX TV ana haber yapımcısı Fatih Portakal’a dava açılması trajikomikti.

Cumhuriyet Gazetesinin emekçilerinin ifadelerinin alınması basın özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmaktı.

Habertürk yazarı ve “Teke Tek” programı yapımcısı Fatih Altaylı’ya gelince her nedense beni sevmez ara sıra da adımı vermeden eleştirir.

Canı sağ olsun ben her özgür gazeteciyi severim.

Fatih Altaylı da özgür gazetecidir, başarılı bir televizyon programcısıdır.

Son günlerde ağır saldırı altında olduğu için ben de onun yanındayım. Yapılan saldırıları şiddetle kınıyorum.

Böyle bir hukuk düzeni olabilir mi?

Bir haber için Oda TV web sayfasının yayını yargı kararı ile tümden engellendi.

Anayasa Mahkemesinin açık kararına rağmen sadece o haberin yayını engellenmeli iken yayın organı tamamen kapatıldı.

...***

İsmet Özçelik 3 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, " Bu yıl seçim olur mu?"başlıklı yazısını okuyucular paylaşıyor.

" Son günlerde siyaset hızla ısınıyor. Millet can, geçim derdinde; Siyasiler seçim. İktidar da, Meclis’teki muhalefet de; Esip gürlüyor. Sanki ülkede koronavirüs salgını yok. Seçim öncesi hava yaşanıyor. Eskiden Ak Parti gerilim politikası izlerdi. Son günlerde, CHP Ak Parti ile yarışıyor. Parti yetkililerinin açıklamaları; Sürekli tartışma yaratıyor. Kontrol iyice kaybedilmiş gibi. Nedenini merak ettim. İlginç bir durumla karşılaştım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP’lilere göre; “Ak Parti baskın seçime hazırlanıyor. CHP’li belediyelerin; Faaliyetlerinin engellenmesi; Yardımlarına yasak getirmesi; Hükümet desteklerini öne çıkarması; Merkez Bankası’nın; Sürekli para basıp dağıtması …”

Erken seçim işareti.  “Halka gönderilen maske, kolonya. Paketlerin özelliği. İçine konan mektup. Yurtdışına gönderilen yardımlar. Hepsi Cumhurbaşkanlığı armalı. Erdoğan odaklı kampanya. Seçim stratejisi aynı…” Seçim kampanyasının şifresi olarak yorumlanıyor. CHP kurmaylarının tespiti bu.

Özet olarak; “Ak Parti fırsat kolluyor. Koronayla mücadeledeki başarıyı; Oya çevirmeyi planlıyor” diye düşünüyorlar. Bunun paniğini yaşıyorlar. Durum bu olunca; Sosyal medyadaki; Ve bazı sağlık örgütlerindeki; Korona ile mücadeleyi sabote eden; Girişimler dikkat çekiyor. Peki bu tespitler gerçekçi mi? Bana pek gerçekçi gelmiyor. Ak Parti’nin sıkıntı yaşadığı; İktidarını uzatmaya çalıştığı doğru. Ama koşullar uygun görünmüyor. Ekonomik kriz sürüyor. Düzelme için şartların olgunlaşması lazım. Sadece bizde değil; Dünyada da düzelmesi gerekiyor.

IMF ülkelerin büyüme tahminlerini revize etti. Türkiye’nin ihraç pazarlarında; İşler iyi değil. İhracatımızın yüzde 50’sini yaptığımız; Avrupa ülkelerinde; Yüzde 6-8 arası küçülme öngörülüyor.

İhracatımız açısından risk büyüyor. 35 milyar dolarlık gelir kapımız; Turizmde umutlar tükeniyor. En çok turist gelen Almanya. Yöneticiler halka çağrı yaptı. “Bu yıl tatili erteleyin” dedi. Sadece bu sektörde 1 milyon işsiz. Dünya küçülürken, Türkiye büyüyemez. Büyüme ile seçimler. Birbiri ile bağlantılı. İktidarlar açısından doğru orantılı. Büyüme yüksekse, iktidarın lehine. Ama düşükse işi kötü. Bu 2008-9 krizinde açıkça görüldü.