Mayıs 06, 2020 09:07 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Hükümete AVM uyarısı

Karar:

Fahrettin Koca paylaştı: İstiklal Caddesi iyi bir görüntü vermedi

Milli gazete:

Koronavirüs Bilim Kurulu üyesinden Erdoğan'ın açıkladığı karara tepki

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam 5 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Enflasyon dahil veriler kötü ama faiz düşüşüne devam"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Dün açıklanmaya başlayan nisan ayı ekonomik verileri, ekonomide kötüleşmeyi somut olarak göstermeye başladı. Enflasyon, dış ticaret ve üretime ilişkin öncü veriler nisan ayının kayıp bir ay olduğunu gösteriyor. Ancak buna rağmen Merkez Bankası’nın faiz indirimine devam etmesi de bekleniyor. Açıklanan nisan ayı enflasyon rakamı, talepteki keskin daralmaya ve petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşe rağmen, beklentilerin üzerinde geldi. Nisanda yüzde 0.85 artan tüketici fiyatlarının yıllık artışı yüzde 10.94 oldu. Anketlere göre aylık artış yüzde 0.6 bekleniyordu. Yurtiçi üretici fiyat endeksindeki artış ise nisanda aylık yüzde 1.28, yıllık yüzde 6.71 olarak gerçekleşti."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hızla daralan talebe rağmen nisanda tüketici fiyat endeksindeki toplam 418 maddeden 270’inin ortalama fiyatlarında artış gerçekleşmesi dikkat çekiciydi. Buna karşılık 87 maddenin ortalama fiyatı düştü, 61’inin fiyatı aynı kaldı.

Gıda fiyatlarında düşen talebe rağmen fiyatların bir ay önceye kıyasla yüzde 1.95’ten yüzde 2.53’e çıkması da dikkat çekti. Sağlık açısından yararlı olduğu söylenen meyve-sebzelerdeki artan talebin, tüketici fiyatlarında beklenenin üzerinde meydana gelen artışta etkili olduğu görülüyor.

Bu arada nisanda kapalı olan eğlence yerleri, berberler, lokanta gibi işletmelerde sağlıklı alınamayan fiyatlar için, imputasyon yöntemiyle, daha önceki eğilimlere göre tahmini fiyat saptandığı belirtiliyor. Dolayısıyla haziranda bu işletmelerin faaliyetlerine başlamasıyla alınacak fiyatlar sonucu asıl tablo ortaya çıkacak, gerekli düzeltmeler de otomatik olarak yapılacak. Şahsen; bu aşamada talebi azalsa bile fiyat artışları görülebileceğini, yani haziran ayıyla birlikte bu nedenle artı bir etki gelebileceğini tahmin ediyorum.

Açıklanan resmi olmayan dış ticaret verilerine göre ise nisan ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 41.38 oranında azalarak 8 milyar 993 milyon dolar oldu. Buna karşılık aynı ayda ithalat yüzde 28.31 azaldı, 12 milyar 957 milyon dolar oldu. Bu rakamlarla birlikte nisanda dış ticaret açığı yüzde 45.11 artışla 3 milyar 965 milyon dolara yükseldi.

Üretim ve yeni siparişlerde anketin başladığı 2005 Haziranı’ndan bu yana en belirgin düşüş saptanırken, firmaların hem toplam hem ihracat siparişlerinde sert düşüşler olduğu, siparişlerdeki yetersizliğin son 11 yılın en sert istihdam azalmasına yol açtığı, satın alma faaliyetleri azalırken bunun girdi stoklarındaki düşüşün hızlanmasına yol açması gibi, ciddi sonuçlar yaşandığı görüldü.

İlk veriler Türkiye ekonomisinin nisan ayında nasıl sert bir darbe aldığının kanıtı. Mayısta da benzer bir tablo beklenirken haziranla birlikte başlaması beklenen normalleşmenin seyri yıllık performansı belirleyecek.

Bu veriler bir türlü bulunamayan yüklü dış kaynak ihtiyacı, artması kaçınılmaz mali bozulmayla birlikte düşünüldüğünde karamsar bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu koşullara rağmen hükümetin faizleri düşürmekte ısrar edip aynı zamanda kurlardaki artışa düşük rezervi eritme pahasına müdahaleye devam etmesi ise karamsarlığı artırıyor.

...***

Taha Akyol 5 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Üç OHAL kararnamesi iptal edildi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde çıkarılıp yasalaştırılan üç kararnameyi iptal etti, Resmi Gazete’de yayımlandı. (Karar No: 220/10) Mesele hukuki açıdan son derece önemli olduğu gibi, OHAL yetkilerinin iktidar tarafından nasıl otoriterce kullanıldığını göstermesi bakımından siyaseten de önemli.Diğer önemli bir yönü, iptal kararlarının oybirliğiyle alınmış olması. AYM’de “hak eksenli” ve “otorite eksenli” iki farklı hukuk anlayışı giderek belirginleşiyordu. Bu üç kararname anayasaya öylesine aykırıdır ki, iptaline oybirliğiyle karar verdiler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Önce, OHAL’den istifade ederek nasıl ‘ölçüsüz’ düzenlemeler yapıldığına birkaç örnek…

AYM’nin iptal kararında da belirtiliyor; OHAL döneminde iktidar “OHAL süresince uygulanma niteliğini aşan” kararnameler çıkardı… 

Kişiler hakkında polis ve MİT raporlarına göre işlem yapmaya imkan veren kararnameler çıkardı… “KHK mağdurları” bunun tam örneğidir. 

Hakim ve savcı sınavlarında gerekli olan 100 üzerinden “en az 70 puan” şartını 6 Ocak 2017 günlü KHK ile kaldırdı… Başarısız hukukçular bu sayede “mülakat” yoluyla, siyasi tercihle hakim ve savcı yapıldı… 

AYM’nin bu konuda emsal bir “liyakat” kararı vermesini çok arzu ederdim. Fakat 20 Şubat 2019’da “yüzde 70 başarı” şartı yeniden getirildiği için AYM açısından dava konusu ortadan kalktı. 

Evet, kalktı ama iki yıl içinde yargıda kalite çok düştü, siyasi tercihli çok atama yapıldı.

OHAL yetkileri nasıl kullanılmış, bunlar birkaç örnek.

AYM kararında, öncelikle, ‘kanun’ların nasıl olması gerektiğini belirleyen şu tespit fevkalade önemlidir:

“Kanuni düzenlemelerin… kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılabilir, nesnel (objektif) olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi kullanımlarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.” (Paragraf 64)

Burada “otoritenin keyfi kullanımlarına karşı koruyucu önlem” kavramına dikkatinizi çekerim. Bu, modern anayasa hukukun geliştirdiği bir kavramdır.

AYM’nin üç iptalinden biri bu konuda: İnternet abonelerine ait kişisel bilgilere, kişisel verilere polisin ulaşmasına KHK ile imkan verilmiş, sonra bu yasalaştırılmıştı…

AYM bunu “demokratik toplum düzenin gereklerine uymadığı” için ve “özel hayatın gizliliğine” ölçüsüz müdahale niteliğinde olduğu için iptal etti. 

İptalin bir gerekçesi daha var: Polise verilen yetki “keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir düzenleme niteliğinde” olmalıydı, ama yetki verilirken keyfi kullanılmasını önleyecek kanuni şartlar belirtilmemişti. (Paragraf 92-104)

Kamuya sözleşmeli personel alımında polisin “güvenlik soruşturması” yapmasını da AYM iptal etti. Gerekçesi, Bu yetkinin “kötüye kullanılmasına karşı yeterli güvenceleri” içermeyen bir düzenle polise verilmiş olmasıdır…

AYM’nin iptal ettiği üçüncü KHK düzenlemesi, MİT ve Emniyet raporlarıyla ilgili: Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarının yöneticileri hakkında MİT ve Emniyet “irtibat ve iltisak” raporu verirse o kuruluşların lisans başvuruları reddedilecekti…

Meclis’ten de böyle geçmişti.

Burada hukuki durum, “KHK ihraçları” ile aynıdır. MİT ve Emniyet’in yani yürütme erkinin, iktidarın “iltisak ve irtibat” raporu üzerine getirilen hak mahkumiyetleri, mağduriyetler!

Netice: Kişilere ve heyetlere güvenerek yetki vermek çok risklidir. Yetkiler, güvenin yanında sınırları açıkça çizilerek ve denetim mekanizması açılarak verilmelidir.

...***

Esfender Korkmaz, 5 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Nisan enflasyonu kriz dinlemedi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mart 2020 ayında, aylık enflasyon oranları Tüketici Fiyatları Endeksinde (TÜFE) yüzde 0,85 ve Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksinde ise (ÜFE) yüzde 1,27 oranında arttı. Yıllık olarak TÜFE oranı yüzde 10,94 ve ÜFE oranı da yüzde 6,71 oldu. 2004 yılından itibaren yüzde 10 dolayında seyreden yıllık TÜFE oranları, 2018 kur şoku ile artmış ve  geçen sene Nisan ayında da yıllık yüzde 19,50 olmuştu. Yıllık Yi-ÜFE oranı da yüzde 30,12  oranında artmıştı."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Nisan ayı enflasyonu, 2020 yıl sonu enflasyonu için önemli bir göstergedir. Çünkü enflasyonu etkileyen faktörler içine, olağanüstü durum da eklenmiştir. Buna rağmen enflasyon çift hanede devam etmiştir.

2020 nisan enflasyonunu bütçe açıklarının artması, Merkez Bankasının para arzını genişletmesi ve kur  artışları, Nisan ayı enflasyonunu etkilemiştir. Gıda stokları için gıda talebinin artması, gıda enflasyonunun daha yüksek çıkmasına neden olmuştur.

Nisan ayında, aylık olarak gıda yüzde 2,53, giyim ve ayakkabı yüzde 6,95, ev eşyası yüzde 1,09 oranında, yani  aylık TÜFE oranının üstünde arttı. Bunların TÜFE hesabına esas olan harcama sepeti içindeki payı yüzde 37.49 tutuyor. Ancak çalışanlar, düşük gelir guruplarının harcama sepeti içindeki payı yüzde 80 dolayındadır. Bu demektir ki, düşük gelir gurubunun Nisan ayı enflasyonu (TÜFE oranı) daha yüksektir.   

Nisan ayında, enerji fiyatları yıllık bazda yüzde 11.25 oranında geriledi. Enerji bütün üretimde girdi olduğu için  enflasyonu düşürmesi gerekirdi. Buna rağmen enflasyonun çift hanede devam etti. Eğer enerji fiyatları düşmeseydi, enflasyon oranı daha yüksek olurdu.