Mayıs 06, 2020 09:23 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Asgari ücretli 4 ayda 64 dolar yoksullaştı

Karar:

Dolarda yükseliş sürüyor

Yeniasya:

'Tıbbi malzeme talep eden 128 ülkenin yarısına yardım ettik'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Faruk Çakır, 6 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "Adalet çağrısı duyulsun"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Adalet sisteminde ciddî sıkıntılar olduğu noktasında ihtilâf yok. Gerek iktidar ve gerekse muhalefet milletvekilleri zaman zaman bu hususta beyanlarda bulunuyor ve sistemin ‘âdil’ işlemesi konusunda görüş beyan ediyorlar. Adaletin vazgeçilmez olduğu ve ‘mülkün, devletin temeli’ olduğu hususunda da farklı görüş yok. Herkes bu konuda da ittifak halinde. Ancak sıra adaleti uygulamaya geldiğinde ihtilâf çıkıyor. Şahsî menfaatler için adalet anlayışından tavizler veriliyor ve ortaya tam olarak ‘adaletsizlik hali’ çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

11 kıdemli ve uzman hukukçu kamuoyuna hitap eden ortak bir açıklama yaparak adalet çağrısı yapmış. Bu çağrı görünüşte hukuk uygulayıcılarına hitap ediyor olsa da esasında fert fert bütün Türkiye’ye de hitap ediyor denilebilir. Çünkü ortada bir hukuksuzluk ve adaletsizlik varsa herkesin, hepimizin bu ‘yanlış’a uygun yollarla itiraz etmemiz icap eder. “Bana dokunmayan hukuksuzluk varsın devam etsin” demek insanî bir tavır olarak görülemez. Ayrıca ‘adalete çağrı ya da adalet çağrısı’ sadece hukukçuların üzerine düşen bir vazife de değildir. Hukukçuların yaptığı bu çağrı, kişilerden bağımsız olarak sivil toplum kuruluşlarının da sahip çıkması icap eden bir çağrıdır. Türkiye’nin âcil bir şekilde hak, hukuk ve adalet yolunda ilerlemesi gerekiyorsa bunun için 11 imzalı değil, onbir bin imzalı çağrı yapılsa yeridir.

“Kamuoyuna beyanımız, adalete çağrımızdır” başlıklı açıklamada özetle şu tesbitler yapılmış:

* “Af tartışmaları, iktidar partilerinin talep ve programları doğrultusunda kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun gerek hazırlık, gerekse yasalaşma safhasında muhalefetin, yargıç, savcı ve baroların, sivil toplum kuruluşlarının, uzman akademisyenlerin talep ve itirazları dikkate alınmamış, kamu vicdanı yaralanmıştır.

* “Basın faaliyetleri nedeniyle yargılanıp mahkûm edilen kişilerin başta ifade özgürlüğü ve âdil yargılanma hakkı olmak üzere anayasal hakları yok sayılmıştır.

* “İktidar (Meclis çoğunluğu) elbette infaz rejiminde değişiklikler yapabilir, suç ve cezalarla ilgili tasarruflarda bulunabilir, istisnaî durumda Meclisin 3/5 çoğunluğunun rızasıyla af da çıkarılabilir. Ancak bunun sınırı, âdil bir ölçünün göz ardı edilmemesi(dir). Çıkarılacak yasanın “kamu” yararını gözetmesi gerekir.

* “Bu kanun özel af mahiyetinde hükümler barındırmış olmasına rağmen, nitelikli çoğunluğa riayet edilmemiştir. 

* “Bu yaklaşımın ülkemizdeki siyasal yarılmayı derinleştireceğine, şu günlerde en büyük ihtiyacımız olan toplumsal barışımıza zarar vereceğine inanıyoruz. Siyasal çoğulculuğun, anayasal ilkelerin, hukuk ve adaletin ne ölçüde hayatî olduğunu, 100 yıllık tarihimizden çıkan dersleri hatırlatarak bir kez daha vurguluyoruz.” (t24.com.tr, 4 Nisan 2020)

Hukuk ve adaletin devlet ve cemiyet hayatı için vazgeçilmez olduğunu tartışmaya ihtiyaç var mı? Madem adalet mülkün temelidir, o halde adalet çağrısı duyulmalı ve bu çağrı başka sivil toplum kuruluşlarınca da tekrarlanmalı. 

Herkes için, hepimiz için adaletin tam olarak tecelli ettiği ve edeceği bir dünya isteyelim vesselâm.

...***

Taha Akyol, 6 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Maske dağıtımı ve sistem sorunu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Amerika’ya, Avrupa’ya tonlarca maske hediye eden Türkiye, kendi ülkesinde maske dağıtımını düzenli bir şekilde başaramadı… Dışarıya gönderdik içeride kalmadığından değil, dağıtımı tekel altına almak istediğimizden! Aman Belediyeleri dışlayalım, her kamu faaliyeti “bizim” damgamızı taşısın, “bize” oy getirsin anlayışı…İsmet Berkan “Gündem” adlı bültende, “Maske Dağıtma fiyaskosu bitti, hükümet teslim oldu” diye yazıyordu! Tam bir ay önce maske satışı yasaklanmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan “vatandaşa maskesini biz yollayacağız” demişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kendisi adına gönderilen maske ve kolonyalar “Cumhurbaşkanının selamı var” diyerek çeşitli kamu görevlilerince dağıtılmıştı.

Bütün vatandaşlarla kiriz süresince maske dağıtmak fikri de çok cazip gelmişti anlaşılan.

Devletin bütün vatandaşlara maske ulaştıracak bir teşkilatı yoktu; olması da gerekmezdi.

Önce PTT dağıtacak denildi, tabii PTT altından kalkamadı… Eczacılar denildi olmadı. İşverenler denildi olmadı…

Üstelik maskesiz sokağa çıkış yasaklanmıştı!

Bir ay böyle geçtikten sonra 4 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı şu açıklamayı yaptı:

“Bugüne kadar piyasada satışına izin vermediğimiz cerrahi maske ve bez maske satışına halkımızın kolayca ulaşabileceği yerlerde izin vermeyi planlıyoruz. Maske türlerine göre üst fiyat belirleyerek halkımızı mağdur edecek girişimlerin önünü keseceğiz.”

Baştan düşünmek, dağıtımın hangi organizasyonla yapılacağını araştırmak gerekmez miydi? 

Belli ki, dağıtımın “nasıl”ı, fizibilitesi, teşkilat kapasitesi düşünülmeden “biz dağıtalım” kararı alınmıştı…

Halbuki rasyonel düşüncenin ilk adımı nasıl sorusudur. İktidar “kim” diye düşündükçe rasyonellik oranı düşüyor; “bizden” mi değil mi?

Belediyeler ve muhtarlar bunun için dışlandılar çünkü hepsi “bizden” değil! Hele de en büyük seçmen kitlesini barındıran büyük şehir belediyeleri!

Bırakın maske dağıtımında onların da katılımını sağlamayı, aşevleri kapatıldı, ekmek dağıtmaları engelledi, yardım toplamaları yasaklandı.

İktidarda vatandaşın gözüne girme enerjisi olur da muhalefet beledilerinde olmaz mı? Olmalı üstelik.

İbrahim Kalın akademik ve etik dürüstlükle açıkça ifade etti; “belediyelerimiz iyi işler yapıyor.”

Vatanın, milletin, ülkenin, insanımızın, halkımızın yararına olan; bütün kurumların hizmet yarışında olması değil mi? 

Siyasi çıkar düşüncesiyle engellemek neticede toplam hizmet kalitesini düşürmez mi?

Maske dağıtımında belediyeler dışlanacağına onların da katımı ile daha geniş kesimlere maske ulaştırılmış olmaz mıydı?

Ama belediyeler hem kısıtlandılar hem hiçbir hukuki işlem yapılmadan “FETÖ- PKK” diye suçlandılar!

Türkiye’nin önünde dağlar gibi ağır bir ekonomik sorun var. Sistem mutlaka kuvvetler ayrılığına uygun ve rasyonel hale getirilmeli, en azından dilde ve uygulamada kapsayıcı ve rasyonel olmaya özen gösterilmelidir.

...***

Burhan Ayeri, 6 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " "Corona Virüs Sınavları""başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Erdoğan, Ak Parti Genel Başkanı... Eğer bu unvanı taşımasa kimsenin ona kızmaya hakkı olmaz. Ancak üzerinde cumhurbaşkanı cübbesi de olunca söylediklerine şaşırmamak mümkün mü? Muhalefetin ağzını bağlayıp, sadece hakaret cümleleri kullanmak hak-hukuk-adalet oluyor mu? Bence bu arada, FETÖ tehlikesine "Dokunan yanıyor" uyarısıyla ilk dikkat çekenlerden biri olup mücadele etmiş Ahmet Şık'ın HDP'den istifası çok iyi incelenmeli. Şık'ı kınayabiliriz ama demokrasi anlayışını sorgulayamayız."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sadece yüksek öğretim sınavlarında son anda yapılan değişiklikleri hangi mantığa sığdırabiliriz?

Bir yap-boz örneğini de maske konusunda yaşadık. Sonunda işin karara bağlanma formülü ortaya çıktı:

"Manhattanlıya beleş, Ankaralı Coşkun'a 25..."

Konu buraya bağlanınca, bir tek Somalilere helalı hoş olsun diyorum. Afrika'daki ilk ve tek dostumuz. Onlarla birlikte yaşadım bire bir saygı ve sevgilerine tanık oldum. Aradan bunca yıl geçti değişen bir şey yok.

Bazılarına şimdi bir takım sorular yöneltmek isitiyorum. Yine beleşle başlayacağım. Ahmet Hakan'ın devamlı konuğu olan uzman(!) konuklara hiç mi ödeme yapılmıyor. Bu hocalar, bu takılmaları meccanen mi yapmakta. Yoksa "bul karayı al parayı"na inanmamızı mı bekliyorlar.

Bu arada 65 yaş üstülere getirilen bir kaç saat mola iyiydi.  Bir şarkı sözünden montaj gibi oldu. Senede Bir Gün'den yürütme gibi.

Öte yandan AVM'ler'in 11 Mayıs'ta açılacak olmasına aşırı sevindim.