Mayıs 09, 2020 08:58 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Başvuracak iş kalmadı

Karar:

BETAM raporu: Koronavirüs işsizlikte tsunami etkisi doğurabilir

Yeniasya:

Erken normalleşme endişe kaynağı oldu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Uğuroğlu 8 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Millet dört gözle sandığı bekliyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"Bugün milletimiz canı ile cüzdanı arasına sıkışmış vaziyette…" Bu sözler CHP sözcüsü ve genel başkan yardımcısı Faik Öztrak'a ait.

Söyleşimizin özeti şöyle

- Soru: Bütün basın toplantılarında oldukça sakin bir görüntü sergiliyorsunuz, bu sakinliği nasıl sağlıyorsunuz? Öztrak: Memlekette bu kadar gerginlik varken birilerinin sakin olması lazım. Milletimiz gerginlikten hoşlanmıyor, söyleyeceğiniz şeyleri gerginlik yaratmadan da kelimelerin gücünü kullanarak söyleyebilirsiniz ben de bunu yapmaya çalışıyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

- Soru: Bugünlerde ekmek askıda, faturalar askıda, sosyal yardımlar askıda oldu. Ekonomi ve siyaset de askıda mı?

Öztrak: Türk ekonomisi korona salgınına zaten kriz içindeyken yakalandı. Gerçek işsizliğin 8 milyondan 16 milyona çıkabileceği söyleniyor. Bu bir afet.

Sene başında 36 milyar dolar olan Merkez Bankası net rezervleri, Mart sonu itibariyle 6 milyar dolara düştü. Tam 30 milyar dolarlık rezerv satılmış.

Bu yetmemiş 669 milyar lira para saray hükümetinin kontrolünden geçmiş.

Biz de soruyoruz bu paralar nereye gitti?

Devlet borçlansın, para bassın tamam ancak milleti borçlandırmak suretiyle bu krizden çıkamazsınız.

Vatandaş artık 'sahipsizim, çaresizim, umutsuzum, tükenmişim beni korona değil bunlar öldürüyor' diyor.

- Soru: Bu krizden çıkabilmek için ne yapmak lazım?

Öztrak: Vatandaşın bu krizde mahrum kaldığı geliri devletin hazinesinden telafi etmek lazım. Vatandaşın alamadığı maaşın yüzde 80'ini devlet olarak vereceksiniz. Esnafın dükkânını kapatması sebebiyle elde edemediği gelirleri hibe olarak vereceksiniz.

Vatandaşlardan gelen şikâyetlerle partimiz ağlama duvarına döndü. Bu şikâyetler saray sosyetesi tarafından hiç bir şekilde duyulmuyor.

- Soru: Türkiye de şu anda ekonomik krizi çözecek anahtar erken seçim mi?

Öztrak: Biz her an seçim yapılacakmış gibi tüm programlarımızla, kadrolarımızla hazırız. Bu ülkede erken seçime karar verecek olan iki kişi var.

"Yeter artık biz bu işi götüremiyoruz" dedikleri noktada herhalde görevi bırakmak isteyeceklerdir. O nedenle de bu sorumluluk onlarda gözüküyor.

Tek adam rejimi çöktü. Millet bu rejimi değiştirmek için dört gözle sandığı bekliyor. Sandığın gelmesine de karar verecek iki kişi var. Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli…

Mevcut sistemi değiştirebilmek için belli ittifaklara ihtiyacımız var. Millet İttifakının iskeleti hazırda duruyor.

- Soru: Sayın Erdoğan'a ekonomi, medya özgürlüğü, sosyal haklar açısından bir çağrınız var mı?

Öztrak: Başbakanlığı döneminde kısa bir süre Hazine Müsteşarı olarak çalıştım. Memlekette hükümetin ortaya çıkardığı yedi tane açık var.

Birinci açık finansman açığı

İkinci açık devlette liyakat açığı

Üçüncü açık kurumsal yapı açığı

Dördüncü açık hesap verme açığı

Beşinci açık hukuk ve demokrasi açığı

Altıncı açık güven açığı

Yedinci açık herkesi kucaklayan tarafsız Cumhurbaşkanı açığı

…***

Esin Ergenç 8 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, “DİSK ne yapmak istedi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu salgın sürecinin başında işçilerin salgından korunmasına yönelik bütün işyerlerinin kapatılması talebi DİSK'ten gelmişti. Bu talebi epey bir zaman bütün işyerleri kapatılsın olarak sürdürdü ardından zorunlu olarak çalışması gerekenlerin dışında diye değiştirdi. Ama o kadar net yaptı ki bu açıklamalarını, kimsenin sokağa çıkmasını istemiyor, temasın önlenmesi konusunda Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulundan bile daha katı duruyor diye algılandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Buraya kadar pek de sorun yok ama gelelim bu tepkinin ne kadar gerçek ve samimi olduğuna. 1 Mayıs günü 31 ilde sokağa çıkma yasağı vardı. Gerekçesi de bu salgının yeniden güçlenip daha fazla insana bulaşmamasıydı. Ancak 1 Mayıs için konfederasyonların belirli sayıda kişiyle Taksim'de çelenk bırakıp kısa bir açıklama yapmasına izin verildi. O da gerekli önlemlerin alınması koşuluyla. Peki işçilerin sağlığını, canını düşünen büyük devrimcilerin yönettiği DİSK ne yaptı? Hazırlıklarına bir gün önceden başladı. 1 Mayıs sabahı çelenk bırakmaya gidecek, belirlenen sayının çok üzerinde insanı Genel Merkez binasında sabahlattı. Sokağa çıkma yasağı olduğu için evlerinden çıkamayacakları düşünüldü. Oysa belirlenen sayıda yöneticiye ve sendika başkanına o gün için izin veriliyordu. Tabii sayıyı aşma niyetindeyseniz o başka.

Sonrası malum DİSK'liler polisle çatıştı ve gözaltılar oldu. Haberlerde birinci sıradan verildiler. Amaç hasıl oldu mu, sanırım oldu. Eğer amaç ucuz kahramanlık değilse neydi? Bütün dünyayı etkisi altına alan, yüz binlerce insanın ölümüne sebep olan, ekonomileri altüst eden koronavirüsü acaba DİSK binasında ve eylem sırasında iç içe olanlarla ayrı bir anlaşma mı yapmıştı? Ya da DİSK yönetimi aldığı bu kararla işçilere, sizin için kendimizi virüse kurban ediyoruz mesajı mı verdiler? İşçiler çalıştırılmasın derken acaba kendilerinin işçi olmamasından dolayı mı böyle karar aldılar?

Şimdi DİSK sokağa çıkma yasağını delerek hükümete mi yoksa virüse mi kafa tuttu anlamadık. Doktor başkanın herhalde vardır bir bildiği diyelim. Yoksa salgından fırsat kahramanlık yapacak değil, milletvekilliği için kamuoyu oluşturacak da değil. Buradan işverenlere işçiyi evden çıkartmayın diyerek, kendi sorumlu olduğu insanların başını yakacağı sonucu da çıkmaz. Belki de binada sabahlayanlara ve eylemde itiş kakış temas halinde olanlara test yapılmıştır, bilemeyiz.

Çoğunluğun değil, örgütlerin sesinin çıktığı ve dediğinin yapıldığı bir örgüt sınıf örgütü olmaktan çok siyasi bir örgüttür. Anlayacağınız DİSK'te her şey aynı tas aynı hamam.

…***

Özgen Acar 8 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tarım ülkesi Türkiye!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar, Türkiye’nin çoğunluğundaki ve ülke ekonomisinin temelindeki “tarımcı nüfusu” her nedense dikkate almıyor!

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası, (TMMOB ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez, virüs salgınının ülkemize en az zarar vermesi için, Cumhurbaşkanı’nca 18 Mart’ta açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanındaki” önlemlerde ve ayrıca, 25 Mart tarihli “Ekonomik Destek Paketi’nde” de “tarım” sektörüne yer verilmeyişine dikkati çekti!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Suiçmez, “Dünyayı tehdit eden ‘koronavirüs’ karşısında, çiftçilerimiz bir yandan sağlık tehdidiyle uğraşırken, bir yandan da geçim için üretim telaşındalar...” diyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Sağlığımızı korumanın tıbbi yöntemler dışındaki en önemli etkenlerden biri de, tarımsal üretimimizi artırmanın mutlak bir zorunluluk olmasıdır.

Tarımsal örgüt enflasyonunda, aslında örgütsüz olan çiftçilerimiz üretimden çekilirken, son yirmi yılda 3.5 milyon hektar işlenebilir tarım arazisini ekmekten vazgeçti!”

Dünya Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım da değişik sektörlerde, “Vergi, borç ötelemeleri, finansman kolaylıkları gibi destekler” içeren “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi’nde tarıma yer verilmeyişini” eleştirdi!

Yıldırım, “Amerika’nın Sesi (VOA)” Türkçe programının sorularını şöyle yanıtladı:

“Açıklanan pakette, tarımla ilgili hiçbir destek ya da önlem yer almadı!

‘Tarım sektörünün’ adı bile geçmedi.

Oysa bu dönemde, sağlıktan sonra, belki de sağlıkla birlikte en önemli sektör, tarım... Özellikle bu dönemde, tarım sektörü açısından hem ekim-dikim zamanı hem de bazı ürünlerde hasat başladı. Dolayısıyla bu faaliyetlerin sürdürülmesi gerekiyor. Eğer yapılmazsa birkaç ay sonra raflarda ürün bulmakta zorlanacağız!”

“Gübre, ilaç, tohum gibi girdilere erişimde şu anda sorun yaşanmadığını” söyleyen Yıldırım, yakın gelecekte bu girdilerin “ithalatında” ve tarlaya ulaştırılmasında “ikmal” sorunları yaşanabileceği uyarısında bulundu!

Yıldırım’a göre: “Dövizdeki artışa bağlı olarak maliyetler de yükselecek! Bu maliyet artışı, önce üreticiye, sonra da tüketiciye yansıyacak!

Ziraat Mühendisleri Odası, “Trabzon Şube Başkanı” Cemil Pehlevan, virüs salgınının tarıma etkileri nedeniyle şu uyarılarda bulundu:

“Önümüzdeki günler, gelecek yılın hasatı için ekim, dikim, bakım, ilaçlama ve gübrelemenin yapılacağı önemli günlerdir... Bu çalışmaların ağır aksak da olsa devam ettirilmesi gerekir. Eğer bu süreci iyi yönetemezsek aşırı fiyat dalgalanmaları, açlık, kıtlık, yoksulluk ve sonrasında gıda bunalımı yaşamamız kaçınılmaz olacaktır!”