Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Krediler 3 trilyonu aştı
Yeniasya:
İsrail’i salgın bile durduramıyor
Milli gazete:
Bakan Koca'dan açıklama: Vefat sayısı düşüyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara, 18 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "Erken seçim de nereden çıktı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bütün dünya gibi Türkiye de bir salgın ile mücadele ederken, iç siyasette yaşanan sert tartışmalar erken ya da baskın seçimi gündeme getiriyor. CHP’li iki yöneticinin sözleri üzerinden çıkartılan “darbe söylentileri” ile başlayan tartışma erken seçim tartışmasına dönüştü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Darbe tartışmaları devam ederken, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın geçtiğimiz hafta sonu twitter hesabından “Üç Hilâl’in tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır” paylaşımı erken seçim tartışmalarını alevlendirdi. Bir anda “Ne oluyor, erken seçime mi gidiliyor?” değerlendirmeleri yapılırken Bahçeli’ye ait olan bu sözleri 2011’deki bir konuşmasında sarf ettiği ortaya çıktı. Yalçın, ardından “Hiç kimsenin endişesi olmasın Cumhur İttifakı dimdik ayaktadır” paylaşımı yaptı, ama Bahçeli’nin 9 sene önceki sözlerinin neden paylaşıldığı tam olarak ortaya çıkmadı.
AKP’nin cumhurbaşkanı seçimi kriterlerinde 50+1’i değiştirmek için çalışma yaptığı; bu sözlerin buna gözdağı olduğu gibi birçok tahmin yapılsa da gerçek sebebi henüz ortaya çıkmış değil…
“Peki Semih Yalçın bu tweet’i niye attı?” sorusu Bahçeli’nin Cumhur İttifakı’nın dimdik ayakta olduğu söylemesine, Erdoğan’ın seçimlerin 2023’te yapılacağını ifade etmesine rağmen önümüzdeki dönemde Türkiye’nin gündeminde olmayı sürdürecek…
Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine göre erken seçim kararını hem Cumhurbaşkanı ve hem de TBMM alabiliyor. Her iki halde de hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimi birlikte yapılacak. Meclis, üye tam sayının beşte üç (360) çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilecek.
Şu anda AKP’nin 291, MHP’nin 49 milletvekili var. Yani, Cumhur ittifakı erken seçim kararı almak istese de gerekli milletvekili sayısı bulunmuyor. Muhalefetin de oyu 360 sayısına yetmiyor.
Diğer yandan, anayasanın 101. maddesine göre bir kişi en fazla iki sefer Cumhurbaşkanı olarak seçilebiliyor. Eğer Cumhurbaşkanı ikinci (yani son) döneminde ise Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabiliyor. Fakat Cumhurbaşkanı’nın ikinci döneminde Cumhurbaşkanının kendisi tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi durumunda ise Cumhurbaşkanı ikinci dönemini tamamlamış sayılacağı için tekrar aday olamıyor.
Ancak burada bir tartışma daha var. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Ağustos 2014 ve Haziran 2018 tarihinde iki defa cumhurbaşkanı seçilmişti. Haliyle anayasada bir kişinin iki defa cumhurbaşkanı seçilebileceği ile ilgili hüküm olduğu için erken ya da zamanında yapılacak bir seçimde aday olamayacağı söylenirken, diğer bir kanaat ise Erdoğan’ın yeni sisteme göre bir defa seçildiği için yine aday olabileceği yönünde.
Bütün bunları alt alta koyunca şunlar ortaya çıkıyor. Ben seçim olur mu? sorusuna “zor olur” diyenlerdenim. Ama burası Türkiye… Geçmişte hiç gündemde yokken erken seçim yaşamış bir ülkede yaşıyoruz, notunu da düşelim…
Şu anda erken seçimin olması için bir atmosfer yok. Bu atmosfer iktidar açısından erken seçimi kaybettireceğini herkes gibi iktidar ortakları da görüyorlardır. Burada erken seçimin gündeme gelmesini AKP içinden çıkan yeni partilere kayışlarının önüne geçmek ve kendi seçmenini “diri tutmak” olarak değerlendirmek lâzım.
Yani erken seçim şimdilik sadece seçmen tabanını korumak için “lâfta” bir söylem olarak görünüyor.
...***
Remzi Özdemir 18 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Yazık bu millete!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Kredi faizleri düştü mü? Kâğıt üzerinde bakarsanız gerçekten düşmüş. Konut kredisinde faiz oranı yüzde 1'in altında. İhtiyaç kredisinde aylık 0.80 bile var. Bu Türkiye'nin en parlak döneminde bile olmayan oranlar. İlk bakışta bankalar neden bu oranla kredi veriyor diye düşünüyor. Bir bankanın 0.80 ile kredi vermesi onun zarar etmesine neden olur."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bankaya baktığınızda elini taşın altına koyuyor. Ekonomimizin sıkıntılı olduğu şu dönemde esnaf, KOBİ ve vatandaşa destek çıkıyor. Nitekim bilançodaki karlarını bile saklayıp, iletişim ajansları vasıtasıyla "ekonomiye şu kadar destek verdik" diye açıklama yapıyorlar.
Hepsi yalan!
Bu oranların hepsi bir aldatmacadan ibaret. Tam bir illüzyon.
Nasıl mı?
Örnek verelim: 0.80 yani aylık faizi yüzde 1'in bile altında ihtiyaç kredisi veren bir bankaya gidip kredi alın. 20 bin lira.
Bu parayı 24 ayda geri ödeyeceğinizi düşünün. Ayda 936 TL ödemeli. 24 ay sonunda 22 bin 487 lira ödeyeceksiniz. Ne kadar güzel değil mi?
Aslında hiç de öyle değil.
Bu paranın maliyeti 2 milyon 487 lira değil. Banka size bu krediyi verirken hayat sigortası yapıyor. Yaşınıza göre maliyeti var. Her ne kadar yasal olarak sizin en ucuz sigortayı seçme hakkınız varsa da buna izin vermiyorlar. Gerekçeleri ise bizden sigorta yaptırırsan bu oran. Yoksa faiz yükselir. Bu açık bir ticari ahlaksız tekliftir.
Vatandaş mecburen dışarıdan 200 liraya yaptıracağı sigortaya bin 500 lira ödüyor.
Bu parayı da kredi maliyetinin üzerine ekleyin. Bir de bazı vicdansızlar ikinci sigortayı şart koşuyor. Bu genelde ev-eşya sigortası oluyor. En az 500 lira da bu sigorta biniyor. Sizin krediye ödeyeceğiniz faiz kadar sigorta ücreti ödüyorsunuz.
Bir anda 0,80 faiz size yüzde 1'in üzerine çıkıyor. Gidip kredi kartı ile para çekseniz bazen ondan daha ucuza geliyor.
Bankalara bu zoraki ve sigorta şirketi seçme hakkı vermediği için milyonlarca ceza kesildi. Ne değişti?
Hiçbir şey. Çünkü bankalara kesilen ceza, faiz dışı gelirin yüzde biri bile değil.
Türkiye, bankaların kar için sattığı saçma sapan poliçe çöplüğüne dönüştü.
2 bin 500 adet masrafı 50'ye düşürerek şu memleket için en hayırlı işi yapan BDDK, neden şu zoraki sigorta olayına el atmıyor anlamıyorum.
Hazine Bakanlığı, Türkiye'deki bu sigorta vurgununa dur demeli.
...***
Yıldırım Koç 18 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde "Ekonomide işler nasıl gidiyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomideki gelişmeler hepimizi yakından ilgilendiriyor. Nasıl ilgilendirmesin? Geçim kaygısı giderek büyüyor. Diğer taraftan, insanların artan ekonomik sorunlar karşısındaki olası tepkileri konusu da, politikayla ilgilenen herkesin öncelikli ilgi alanı. Kimse “ayranım ekşi” demez. Ülkeyi yönetenler olumlu bir tablo sunar. Ekonomide olumlu tablo sunmanın ekonomiye olumlu etkisinin olduğu da bilinir. Diğer taraftan, “ekonomi çöktü” diyenler de olur. Ekonominin çökmesini isteyenler de böyle bir tablo sunmaya çalışır. Hangisi doğru?"diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Güvenilir verilere bakıp, siz kendiniz karar vereceksiniz.
Ekonomideki genel durumu değerlendirebilmek için öncelikli olarak bakılması gereken bazı veriler var. Ben, 50 yıllık ekonomi politik öğrencisi ve 47 yıllık iktisatçı olarak, öncelikli olarak bu verilere bakarak değerlendirme yapmayı tercih ediyorum.
Devlet bütçesi ne durumda?
Devletin iç borçları ne durumda?
Ülkemizin dış borçları nasıl gelişiyor?
Türkiye’nin döviz ihtiyacını karşılayabiliyor muyuz?
Kredi kartı borçları artıyor mu?
Çeşitli ürünlerin üretimi ve satışı nasıl gelişiyor?
İşsizlik ne durumda?
Meslekten iktisatçı olmasanız bile, bu konularda yayınlanan verilere baktığınızda ekonomide işlerin nasıl gittiğine ilişkin genel bir tabloya ulaşabilirsiniz.
Eskiden bu verilere ulaşmak çok zordu ve geç olurdu. Şimdi, elinizin altında internet bağlantılı bilgisayar ve/veya akıllı telefon var. Bu konularda da belirli aralıklarla veri yayınlanıyor. Bunlara kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
Peki, bu veriler güvenilir mi?
Enflasyon konusundaki verileri tartışabilirsiniz; ancak yukarıda belirttiğim konulardaki veriler, işin özelliklerini biliyorsanız, güvenilirdir.