Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Rehavete kapılıp tedbirleri bırakmayalım
Cumhuriyet:
Hekimler normalleşmeyi hızlı buldu başa dönebiliriz uyarısında bulundu
Yenişafak:
ABD yangın yeri: Minneapolis'te sokağa çıkma yasağı getirildi, başkentte ortalık karıştı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan 29 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, "“Demokrasi ittifakı”nı engelleme hesabına…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"İktidardakiler koltuktan düşmemek uğruna salgın, Ramazan, bayram demeden her türlü hakareti savurmaya, ötekileştirip kutuplaştıran tahriklerle suni gündemleri sahneye sürmeye devam ediyor. Bu uğurda, muhalefete mensup belediyelerin bağış ve yardım kampanyaları engellenip, borç ve kredi talepleri geri çevrilirken, halkın şikâyetlerini duyuran, iktidara en ufak bir eleştiride bulunan, siyasî iktidara övgüler dizmeyen medya, baskılarla, ceza üstüne cezalarla susturulmaya uğraşılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bunun için 12 Eylül darbesinden kalma “siyasî partiler ve seçim kanunları”yla berhava edilen “temsilde adâleti” yeniden sağlamak yerine, “erken - baskın seçim” senaryolarıyla iktidar partisinden kopan “yeni partiler”in seçime sokulmaması için siyasî kavga ve kargaşayı tetikleyen polemik, gerilim ve gerginlikler körükleniyor.
Özellikle son kamuoyu araştırmaları ve anketlerde “cumhur ittifakı”nın yüzde 40’lara düşüp Meclis’teki çoğunluğu kaybettiği, “millet ittifakı”nın “demokrasi ittifakı”yla yüzde 50’leri aşacağı sonuçlarına karşı, yeniden “zillet ittifakı”, “terör ittifakı”, “hastalıklı kirli zihniyet”, “rezâlet ve melânet” benzeri fevkalâde sakil, dışlayıcı tahkirlerle ortalık alevlendiriliyor. “Beka” söylemleri, “hıyanet” ithamları devreye sokuluyor.
“Kuvvetler birliği”yle yürütme, yasama ve yargının “tek şahıs”ta toplandığı “tek adam rejimi” monokrasisine karşı, demokrasinin olmazsa olmazı “kuvvetler ayrılığı”yla, “millet irâdesinin tecelligâhı Meclis’in yasama ve denetim hakkının hayata geçirildiği, hukukun üstünlüğü, düşünceyi ifâde özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve hürriyetler ekseninde “güçlü demokratik parlamenter sistem”in tesisiyle demokrasinin inşasına karşı komplolar kuruluyor.
Bu maksatla, “millet itti- fakı”nda olduğu gibi bir defa daha altı milyon oy almış Türkiye’nin üçüncü partisi HDP üzerinden “demokrasi ittifakı”nı bölüp parçalama oyunu oynanıyor; siyasi gündem zehirleniyor.
Yine bundandır ki, muhalefetin de “dine sahip çıkması”ndan memnuniyet duymak yerine, siyasî rekabet damarıyla -birkaç oy hesâbına- en başta kendisini nakzeden çıkışlarda bulunuyor. Âdeta “dinî söylemlerde bulunmak, dine sahip çıkmak bir tek bize hastır, biz kullanırız, ama siz kullanamazsınız” gibi çarpıklıkların ardı arkası gelmedi, gelmiyor. “Ekonominin çöküşü”ne dair değerlendirmelere Hazine Bakanı, “Ezanlar susturulamaz!” diye karşılık veriyor.
Bu âcziyetle, dini kendi siyasetine has kılan “menfî siyasetçilik”le kendisi dışındaki herkesi “din dışı” gösteren, siyasî rakiplerini “dine karşı” lanse etme isnatlarıyla siyasî rant devşirilmesinin peşine düşülmüş.
...***
Orhan Bursalı 29 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Erken seçim olur mu? İktidar olmak algoritma gerektirir!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çok konuşulan bir konuda birkaç noktaya değineceğim: 1) Yani ne zaman erken derken? Gelecek yıl?! 2) Ekonomi berbat iken iktidar buradan nasıl sağ salim çıkar? Siyasetin ve iktidar mücadelesinin ruhuna aykırı bir öneri. Gelecek yıl mucize mi olacak, birden insanlar işlerine, gelirlerine mi kavuşacak, sürünmekten mi kurtulacak, iktidar hepsini maaşa mı bağlayacak, ne olacak...”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
3) Yaygın bir görüş, “yeni koronavirüse karşı mücadelede iktidar başarı kazandı, bunu seçimde oya dönüştürecek, bak durmadan yeni hastaneler açtı” diyor.
4) Yani “ekonomik olarak berbat durumdayız, eve ekmek götüremiyoruz, boş ver yaşasın hastaneler” mi diyecek seçmen?! İktidarın ekonomi politikalarından, ihalelerinden nemalanan ve geliri tıkırında, ideolojik olarak kafası bağlanmış önemli bir seçmen kitlesi dışında kalan seçmenin böyle düşünmesi zor.
5) Sağlık politikası, hastaneler, üniversiteleri açması, seçmene sağlığı kolaylaştırıcı politikalar, 5-10 yıl öncesinin etkili oy getirisiydi. O zamanlar bu politikalar, müthiş bir tüketim pompalanması ve ucuz paraya ulaşma ile birlikte yürüdü ve etkisi katmerli oldu. İktidar, hâlâ hastaneler politikası ile ekonomik çöküntüyü ve yoksulluğu örtbas etme, yaldızlama peşinde. Eğer hastaneler ve virüsle mücadele bize iktidar yolunu açar sanrısı içindelerse bilemem.
Tartışılan bir konu, seçimleri tek dereceli yapmak. Yani yüzde 50 oy barajını kaldırarak Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koyanlardan kim en çok oyu alırsa kazanmasını sağlamak. Bu AKP’nin MHP’ye de ihtiyacını bitirecek ve Bahçeli’yi saf dışı bırakacak bir öneri.. Ayrıca anayasa değişikliği, yani referandum gerek. Bunu hiçbirinin göze alacağını sanmıyorum. RTE’nin kazanma şansını garanti kim görüyor? Bence boş bir tartışma.. Diğer konu, AKP içinden çıkan iki partinin Meclis’e girmelerini önlemeye yönelik yasa değişiklikleri. Bahçeli önce davrandı ve etik etik diye tutturdu.
Bu konuda bir ilkesel tavır almak zor. Tek gerçek, iktidar ve ortağının sadece kendi lehine sonuç verecek birtakım yasal düzenlemelere gideceği, gitmek isteyeceğidir. Muhalefet gözü kör davranırsa yanlış yapar.
Kılıçdaroğlu’nun ittifaklar politikasını, AKP’nin iki etkin politikacısının yeni kurdukları iki partiyi de içerecek bir şekilde genişletmesini izliyoruz. Öncelikle iktidar ortağının bu partilere karşı şimdiden önlem alma önerilerine “oyunu, kumpası bozacağız” açıklamasıyla yanıt verdi. Kimisi, “partini tek başına iktidara taşımanın yollarını arayacağına, AKP’nin bugünlere gelmesinde etkili iki insana sahip çıkmayı bırak” havasına girdi. Hesap sorulmasını istiyorlar bu iki partiden. Muhasebesini yaparsınız, Davutoğlu’nun Suriye açmazındaki rolünü açıklarsınız.. Babacan’a, “Türkiye’ye akın akın para akarken, neden ülkeyi kendi ayakları üzerine durduracak, makinelerin dönmesi için sürekli dış sermayeye, hammaddeye yüksek teknolojiye muhtaç olmaktan çıkaracak politikalara yönelmediniz...” diye sorarsınız. “Bugünkü çöküntünün temelleri sizin zamanınıza uzanıyor” dersiniz.
Hatta basın özgürlüğü adım adım çiğnenirken, tek bir karşı çıkışınız, açıklamanız var mı, diye sorarsınız.
Tamam da bu gelecek için bir politika geliştirmenize engel değil. Ancak katı ideolojiler veya saplantılar buna engel olabilir.
...***
Yusuf Ziya Cömert, 29 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " Yeni medyada yeni partiler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Yeni partilerin, yani, Gelecek ve Deva Partilerinin siyaset sahnesine çıkışlarının Türkiye siyaseti için ne anlam ifade ettiğine dair görüşler muhtelif. Daima vurguladığım gibi, herkes, her olayı, kendi bulunduğu noktadan, kendi zaviyesiyle anlamlandırıyor. Bu da tabii bir şey. Bulunduğu konumu aşıp, daha hakim bir noktaya çıkıp oradan bakmak istisnai kabiliyetlerin harcıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Var mıdır o istisnai kabiliyetler, kimdir, nedir bilmiyorum. Gözleyebildiklerim, buna çoğu zaman ben de dahilim, hep kendi bulunduğu noktadan bakıyor.
“Bunların maksadı kazanmak değil, kaybettirmektir” bir bakış açısı.
Baktıkları nokta, Cumhur İttifakı’nın ortası.
Öyleyse, iki yeni partinin siyasetteki muhtemel etkisini böyle yorumlamaları yadırganamaz.
Bu bir görüştür ve oradan bakıldığında az çok dayanağı da vardır.
Hemen ardından gelen “Dolayısıyla, bunlar haindir” yaklaşımı ise bakış açısı sayılmaz, belki menşei özdeş olan bir politik yargı ve bir politik ‘taktik’ unsuru olabilir.
‘Cumhur İttifakı’nın ortası’nda olmadıkları halde olaya ‘kısa günün karı’ olarak bakanlar, yani ‘kaybettirme’ ihtimaline meftun olanlar mutlaka var.
Bu da, aynı bakış açısının negatifi.
‘Yeni Partiler’in tezi ise Türkiye’nin sorunlarına yeni çözümler üretmek ve mevcut siyasi alternatiflerden farklı bir siyasi seçenek oluşturmak.
Tabii ki, halkı buna ikna etmeleri gerekiyor.
Davutoğlu’nun sabrını ve tahammülünü takdir etmeyen muvafık veya muarız kimseye rastlamadım.
Benim rastlamadığım bir şey, ‘yok’ demek değildir. Ama rastladığım ‘var’dır. Demek ki, Davutoğlu’nu sabur ve mütehammil bulan muarızları ‘var’dır.
Ev sahiplerinin en azından bir kısmının agresif tutumunu tespit etmeyene de rastlamadım.
Ali Babacan, AK Parti’nin içindeyken katıldığı icraatlar konusundaki sorulara Davutoğlu’na nispetle daha az maruz kaldı.Ama bu sorular, her iki siyasetçi açısından da geçerli sorulardır ve daima sorulacaktır.
Ali Babacan’a yönelen sorularda ve onun verdiği cevaplarda ekonominin bir ağırlığı vardı.
Babacan’ın en dikkat çekici tespiti, dünyada negatif faiz cari iken Türkiye’nin yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmasıydı.
Çatışmacı bir tarzı yoktu.
Özgürlüklere çok sık vurgu yaptı.
…***
Değerli dinleyiciler programımızın sonunda Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012