Mayıs 31, 2020 15:33 Europe/Istanbul

Karar: Türkiye'de son durum: Yeni vaka sayısı tekrardan binin altında

Cumhuriyet:

Gezi 7 yaşında

Yeniasya:

Ortak paydada toplanma mecburiyeti var

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Erdal Sağlam 30 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Kamu bankalarına verilen görev ve büyüme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomi yönetiminin, “kamu bankaları kredileriyle iç talebi artırarak büyüme oranlarını artırma” planına devam edeceği anlaşılıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ekonomide normalleşme konusunda yaptığı açıklamalar, bu tercihi açıkça ortaya koyuyor. Bakan Albayrak’ın yaptığı açıklamalardan son dönemki sermaye hareketlerinin kısıtlanmasına dönük kararların devam edeceğini, gerek gördüklerinde ek kısıtların devreye gireceğini anlıyoruz. Önümüzdeki dönem için önemli bir dış kaynak umudunun kalmadığı, belki Katar benzeri birkaç swapla yetinilmek zorunda kalınacağı gözüküyor. Belli ki buna bağlı olarak da ekonomi yönetimi iç talebe dayalı büyüme planlarını pekiştiriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu arada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme rakamlarını açıkladı. Piyasadaki ortalama tahmin yüzde 5 civarındayken gerçekleşme yüzde 4.5’te kaldı. Pandeminin neredeyse hiç etkili olmadığı ilk çeyrek rakamlarında, yatırım harcamalarındaki yüzde 1.4 oranındaki gerileme dikkat çekiyor. Bununla birlikte 7 çeyrektir yatırımların düştüğünü söylemek gerekiyor.

İlk çeyrek rakamlarının ardından bu yıla ilişkin büyüme tartışmaları da alevlendi. Konuştuğum iktisatçılar ve piyasa uzmanlarının büyüme tahminleri ciddi farklılıklar gösteriyor. Karamsarların 2020 yılı büyüme tahminleri, IMF gibi, yüzde 5 oranında daralmaya kadar gidiyor. İyimser kesim, tahminlerini “eksi 1 ile artı 1 arasında” yapıyor. “Hükümete yakın gözükmeye veya tepki çekmemeye çalışanlar” olarak adlandırabileceğim bir kesim ise sadece “2020 yılında pozitif büyüme bekliyoruz” diyorlar. Tahminler çok farklı ama hepsinin hazirandan itibaren toparlanma varsayımı ile yapıldığını söylemek gerek. Yani pandemide yaşanacak sapmaların büyüme tahminlerini değiştirme ihtimali hâlâ yüksek.

Ekonomi yönetimi, 2018 Ağustos ayında yaşanan sert dalgadan sonra kredileri artırma baskısını büyüttü. Riskler ve bir türlü verilemeyen güven nedeniyle özellikle de kamu bankalarını kullanma yoluna gitti. Hem kredi artışında hem kurlardaki hareketin frenlenmesinde kamu bankalarını artan biçimde kullandı. Sonuçta ne oldu derseniz; elbette kamu bankalarının piyasaların yeniden canlandırılmasında etkisi büyük oldu ama yerli ve yabancı yatırımcılar “zorlama bir yol” olarak algıladı, bu nedenle güven sağlanamadı. Pandemi etkisi gelince ekonomi yönetimi, 2018 sonunda başladığı piyasa dışı hareketlerle sermaye hareketlerini kısıtlama yöntemini de daha baskın biçimde kullanmaya başladı. Tüm bunlar güvensizliğin ve olumsuz sonuçlarının artmasını beraberinde getirdi.

Gelinen aşamada ekonomi yönetiminin kamu bankalarını iç talebi artırmak için daha fazla kullanmasıyla ortaya çıkacak sonuçlar tartışılmak zorunda. Kamu bankalarının sermaye artırımlarının nedeninin ekonomi yönetiminin bu bankaları daha fazla kullanma planı olduğu da böylece ortaya çıktı.

Daha pandemi etkisi gelmeden, yaklaşık 1.5 yıl önce bir kamu bankası teknisyeni, “Oturup kalkıp 2000’de bankaların başında olan Vural Akışık’a dua edelim. O dönemde getirilen kısıtlar olmasa, çok daha büyük sıkıntılar yaşardık” demişti. Söylemek istediği, o dönem konulan mevzuat kısıtlarının hükümetin her istediğinin uygulanmasını engellemesi idi. O dönemden bu yana baskının iyice arttığını biliyor, bazı teknisyenlerin “Verebileceklerimizin sonuna geldik, sermaye artsa bile dış kaynak bulunmadan iş zor” dediklerini duyuyoruz.

...***

Kazım Güleçyüz, 30 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " Devlet darmadağın, toplum allak bullak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yeni sistem THY eski Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu’nun ifadesiyle devlet kurumlarını darmadağın etti, ama onunla kalmayıp 18. yılındaki AKP iktidarının bilhassa tek adam rejimine geçiş sürecinde ve sonrasında iyice ayyuka çıkan hukuk dışı ve antidemokratik uygulamalarıyla toplumun da kimyasını fena halde bozdu. İşte bunun bazı tezahürleri: Her konuda tarafgirlik-karşıtlık ekseninde bir kamplaşma ve kutuplaşma ortaya çıktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kendisini “yerli ve millî” olarak niteleyen İktidar blokunun, kendi varlığına ve devamına bina ettiği “beka” söylemiyle ülkenin bekasını da kendisine endekslerken, siyasî muhaliflerini “hainlik ve teröristlik”le itham etmesi, bu ortamı oluşturan en önemli etken oldu.

Bu dışlayıcı ve ötekileştirici tavır yeni sisteme geçilmesiyle birlikte iktidar partisinin kendi içine de sirayet etti; kurucu ekipte yer alıp cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık yapmış isimleri de yollarını ayırmak mecburiyetinde bıraktı. Şehir Üniversitesi’yle Bilim ve Sanat Vakfı’na yapılanlar, tasfiyeciliğin vardırıldığı son noktanın çok ibretli örnekleri.

Bu gidişat ortak paydaları da tahrip ediyor.

15 Temmuz fitnesi gerekçe gösterilerek ilân edilip iki yıl süren, ama şeklen kalkalı bir buçuk yılı geçtiği halde etkileri hâlâ devam eden OHAL sürecindeki, OHAL hukukunu dahi çiğneyen uygulamalar çok geniş kesimlerde yaygın mağduriyetlere sebep oldu.

Yoğunlaşan ihlâllerin yol açtığı hukuk enkazı topluma giderek ağırlaşan bir travma yaşatırken, hukuksuz uygulamaların hâlâ sürüyor olması endişeleri daha da arttırıyor.

Yeni sistemle ilgili olarak yapılan referandum da, bu sistemin fiilen hayata geçirilmesini sonuç veren 24 Haziran 2018 genel seçimi de yine OHAL ortamında gerçekleştirildi.

Geçen yıl yapılan 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri toplumun bu gidişata artık “dur” deme iradesini yansıtan sonuçlar verdi ve bu süreç aynı yönde şekillenerek devam ediyor.

Gidişatın verdiği karamsarlığı bir ölçüde de olsa dağıtarak toplumda “Bu durumdan çıkış yolu nihayet göründü” ümidini uyandıran bu sürecin canlı tutulması ve geliştirilerek devam ettirilmesi son derece önemli.

AKP hükümetlerinde önemli görevlerde bulunup da bilâhare yollarını ayıranların kurduğu partiler adına verilen mesajlar da...

...***

Mehmet Faraç 30 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP iktidardan düşüyor mu?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasetin de, iki ucu keskin bir bıçak üzerinde yol aldığı dönemi yaşıyor Türkiye... Geleceği belirsiz gidişatın iki hattında kaygı ve heyecan da var; İktidarın "ayakta duracak mıyız" kaygısı, muhalefetin ise bu kaygı içerisindeki "iktidar" heyecanı... Evet; Türkiye gerçekten derin bir çıkmazda... Ekonomi allak bullak, ithalat- ihracat çökmüş, tarım derseniz hak getire... Çünkü "kendi kendine yeten yedi ülkeden biri" olan Anadolu ne yazık ki gıda ithal edecek hale getirilmiş..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dövizdeki sarsıntı başlıbaşına bir kaos olmasına rağmen, Corona salgınının yol açtığı tahribat en çok esnafı ve dar gelirliyi vurdu...

250 binden fazla iş yeri kapanmış bu ülkede, milyonlarca insan işsiz kalmış...

Bu vahim tablo içerisinde kendi yurttaşını ayakta tutmak yerine, 80'den fazla ülkeye yardım yaptığını duyurarak şov yapmak peşinde hükümet...

Velhasıl, memleketin ekonomi odaklı ahval ve şeraitini defalarca anlatmaya gerek yok, meselenin özeti bellidir;

Türkiye çökmüş, hazine boşalmış, döviz spkelatörlerinin oyunları hayat pahalılığını körükledikçe körüklüyor...

Ve bir yandan da, memleketin sanki tüm sorunlarını bir anda yok edecekmiş gibi, erken seçim telafuz ediliyor...

Üzerinde odaklanacağımız konu işte bu seçim meselesidir;

2002'den bu yana, yarattığı tahribatlarla ayakta duran kaç iktidar var acaba yeryüzünde?..

Baksanıza; ülkenin bütün ekonomik kaynakları kurutulmuşken, özelleştirme rezaleti bir talana dönüşmüşken, milyonlarca üniversite mezunu işsizlik cenderesinde bunalıma sürüklenmişken, Türkiye 18 yıldır AKP iktidarını ayakta tutan sosyolojik çelişkide bocalamaya devam ediyor...

2 yıl öncesine kadar sayıları 9 milyonu aşan Yeşil Kartlıların desteği ile ayakta durdu AKP...

Corona salgını nedeniyle yapılan yardımların da, son 18 yılda devlete muhtaç hale getirilen kitlelerden siyasi rant elde eden AKP'nin hanesine yazılacağından endişe ediliyor... O halde gelelim asıl soruya; "Anketlerle sevinen muhalefet bu tezgahı dağıtmak için gerekli planları yapıyor mu?.." Anket değil, strateji...