Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: ABD'de ırkçılık karşıtı öfke ayaklanmaya dönüştü
Karar:
ABD’de atlı polis göstericiyi ezdi
Yenişafak:
Şehirler arası seyahat yasağı kalktı: Vatandaşlar sokağa akın etti, trafik yoğunlaştı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İsmet Özçelik 31 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, "Gündem ekonomi ve işsizlik..!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Önümüzdeki günlerde; Korona gündemden düşecek. Ekonomi ve işsizlik; Bütün ağırlığı ile; İlk sıraya oturacak. Siyasetteki gerilim ise; Kimseye hayır getirmeyecek. Israr edenler zararlı çıkacak. Koronavirüs sonrası; Vergi gelirlerinde sorun var. Durgunluk, dolaylı vergileri azalttı. Petrol ürünleri tüketimi düştü. Bütçe için altın yumurtlayan tavuktu. İthalattan alınan ve diğerleri. Hepsi hedefin çok gerisinde. Bu nedenle bütçede delik büyüdü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gelirler; Yüzde 5 büyümeye göre yapılmıştı. Beklenen büyüme eksi 5. “Acil yeni bütçe” diyenler arttı. Orta Vadeli Program çöktü. Hiçbir hedef tutmuyor. Genel istek şu: Sağlıktaki ‘Bilim Kurulu’ gibi; Bir ‘Ekonomi Kurulu’ oluşsun. Bu kurulda; Her görüşten ekonomi uzmanları olsun. Ekonomi masaya yatırılsın. Orta Vadeli Program yeniden hazırlansın. Yol haritasını da; ‘Ekonomi Kurulu’ denetlesin. Bayramda sanayicilerle konuştum. Çoğu Anadolu’dan. Gaziantep’ten, Adana’dan, Çorum’dan, … Çok dertliler, hem de çok… Sanayide tehlike çanları çalıyor. Kapasiteler düşerken; Maliyetler artıyor. Gaziantep; Türkiye’nin önemli sanayi şehirlerinden. OSB’den bir yönetici; Sanayicilerin durumunu şöyle özetledi: “Gıda hariç diğer fabrikalar;Yüzde 30 kapasite ile çalışıyor. Birim başı maliyet arttı. Bazı fabrikalar da iki aydır kapalı. Kimse borcunu ödeyemiyor.
Zincir kopma noktasında. İşçi çıkarma yasak. Süre 30 Haziran’da dolacak. Bin-2 bin işçi çalıştıranlar var. Üretim yavaşladı. İçeride, dışarıda durgunluk yaşanıyor. Kısa sürede de açılacak gibi değil. Dayanmak çok zor. İşçi kıyımı yaşanırsa;
Sürpriz olmayacak. Durgunluk sürerken; Maliyetler yükselmeye devam ediyor. Örneğin elektrik. Elektrik faturalarında; YEKDEM (Yenilenebilir enerji) payı var. Oranını EPDK belirliyor.
Para devlete gidiyor. Korona öncesi üçte bir düzeyindeydi.
Mart, nisan, mayıs aylarında; Normal elektrik fiyatının üstüne çıktı. ‘Elektriğe zam yok’ denilse de; Sanayicinin kullandığı elektrik fiyatı; Yaklaşık yüzde 30 arttı.
Hükümete ilettik, ama sonuç yok.” Belirsizlik büyüyor. Bütün sanayi bölgelerinden; Olumsuz bilgiler geliyor. Ama ekonomi yönetimine bakarsak; İşler tıkırında. Yüzde 5 büyümeden söz etmek; İnandırıcılığı iyice bitiriyor. Kriz, moral koçluğu ile; Geçiştirilebilecek gibi değil. Suni gündemlerin bir kenara itilmesi; Gerçek gündeme dönülmesi şart. Aksi halde faturayı tüm Türkiye ödeyecek. Herkesin elini taşın altına koymasından başka çare de yok..!
...***
Mikdat Karaalioğlu 31 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, " AK Parti’nin iletişim çıkmazı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AK Parti’nin bolca milli ve dini motiflerle örtülü söylemi ikna edici bir argüman olarak kabul görmüyor. Aslında hiçbir zaman kabul görmüyordu. AK Parti milli ve dini söylemi dolayısıyla değil, bu söyleme rağmen yıllardır iktidarda. AK Parti’nin iktidarda bu denli uzun süreli kalmasının en önemli nedeni söylemi ve ideolojisi değil, Türkiye’de herkesin hayatına pozitif anlamda dokunan, icraatları ve iktidarının son birkaç yılına kadar muhafaza ettiği ahlaki üstünlüğü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AK Parti icraatları ile ikna ettiği seçmen kitlesini, kendisini ideolojik ortağı olarak görüyor. Ancak durum böyle değil. AK Parti’nin geldiği Fazilet- Refah Partisi çizgisi en yüksek oy oranına 1995 yılında yüzde 21 ile çıktı. O dönemin kitle partilerinin iflas dönemlerini yaşadıkları bir anda bu oyların büyük bir çoğunluğunu protesto oylarının oluşturduğunu söylemek abartılı olmaz. AK Parti’nin iktidara gelişi de bu dalganın büyümesi ile mümkün oldu. İdeolojik olarak aynı safta olmasa da seçmen, partinin icraatlarını takdir etti ve destekledi.
AK Parti, söylem bazında hala marjinal bir retoriğin ötesine geçemiyor. Yıllar içinde dozajı iyice artan, abartılı milli ve dini söylem, insanları heyecanlandırmıyor. Muhalefet partilerinin ve özellikle CHP’nin AK Parti iktidarı dönemince, sembolik ve ideolojik mesajlarla kendi seçmenini zinde tutmaya çalışması gibi, AK Parti de şimdi kendi seçmenini muhafaza etmek için aynı yöntemi kullanıyor. Tıpkı bir dönem muhalefetin yaptığı gibi, daha geniş kesimlere açılmak değil mevcut mevzileri korumak hedeflenmiş durumda.
Büyük bir çoğunluğu iktidar kontrolündeki medyada gece gündüz bu söylemin pompalanması da AK Parti’ye iletişim anlamında bir fayda sağlamıyor. Sıradanlaşan bir söylem, ardı arkası kesilmeyen klişeler, AK Parti ve Erdoğan etrafında oluşan ilgisizlik halkasını daha da genişletiyor.
Alternatif görüşlere oluşmanın bir tıkla mümkün olduğu dünyada bu türden tutucu bir iletişim stratejisinde ısrar etmek kendi bacağına kurşun sıkmakla eşdeğer. Ancak AK Parti yıllardır bu eleştirilere kulak tıkıyor ve her seferinde başka bir hamaset hamlesi ile Türkiye’yi şaşırtıyor.
Dijital medya sayısız alternatifler sunuyor. İzleyici sayısı bakımından klasik medya ile nerdeyse eşdeğer ilgiyi görüyor. Reklam anlamında da klasik medyanın tahtını gün geçtikçe daha da zorluyor. Bu trendi iyi kavramak gerekiyor. Şark kurnazlığı yaparak troller aracılığı ile bu trendlere yön vermeye çalışmak da bir çözüm olmuyor. Böyle olsaydı AK Parti’nin Gezi ve 17-25 aralık süreçlerinde iktidarı kaybetmesi gerekirdi. Yani ahlaki üstünlük dijital medyada da günün sonunda belirleyici olan bir kriter.
...***
Esfender Korkmaz, 31 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İlk çeyrek büyüme analizi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2020 ilk çeyreğinde (Ocak- Şubat- Mart) Gayri Safi Yurt İçi Hasıla ; Geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4,5 oranında büyüdü Bir önceki çeyreğe ( 2020 son çeyreği ) göre de yüzde 0,6 oranında büyüdü. 2020 ilk çeyrekte Fert başına büyüme yüzde 3.1 oldu. Gelir artışı yaratan fert başına büyümedir. Ekonomik performansı da fert başına büyüme gösterir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2018 ilk çeyreğinde sabit fiyatlarla GSYH 395,9 milyar lira iken, 2020 ilk çeyreğinde 404,3 milyar lira oldu. Yani iki yılda büyüme oranı yüzde 2.1 oldu. Yılda ortalama yüzde 1 büyüme demektir.
Bu iki yılda yüzde 14 nüfus artışı olduğundan fert başına gelir de her yıl ortalama yüzde 0,3 oranında daraldı.
Pandemi etkisi ile dünyada eksi büyüme yaşanırken, Türkiye’nin ilk çeyrekte yüzde 4,5 oranında büyümesi önemli bir sonuçtur. Bu demektir ki Türkiye 2020 yılında OECD ve Avrupa Birliği ülkelerine göre daha az daralacaktır.
Geçen sene ilk çeyrekte GSYH da büyüme oranı eksi 2,3 olmuştu. Bu sene ilk çeyrekteki yüzde 4.5 oranındaki büyümede baz yılı olarak geçen seneki ilk çeyrekte yaşanan eksi büyüme de etkili oldu.
Sabit fiyatlarla harcamalar yöntemiyle GSYH hesabında , Devletin nihai tüketim harcamaları 5,1 , Özel tüketim harcamaları yüzde 6,2 oranında büyümüş. Yatırımlarda büyüme eksi 1,4, ihracatta büyüme ise eksi 1 olmuştur. Demek ki Büyüme , talep artışına dayanan bir büyümedir.
Sektörler içinde tek daralan sektör inşaat sektörü oldu. İnşaat sektörü de geçen seneye göre daha az daraldı. Geçen sene aynı çeyrekte yüzde 9,3 oranında eksi büyüme yaşayan inşaat sektörü sektör bu sene 1,5 oranında daraldı.
Finans artı sigorta sektörlerinde büyüme geçen yılın aynı çeyreğine göre daha düşük kaldı. Bunun nedeni geçen sene kur şoku nedeni ile sorunlar yaşayan ve eksi büyüme yaşayan reel sektördeki sorunların , Finans sektörüne işin tabiatı gereği gecikmeli yansımasıdır.
Yatırımlarda daralma olduğundan toplam talep artışına dayanan bir büyüme yaşıyoruz . Yatırımların daralması, potansiyel üretimi ve büyümeyi de negatif etkiliyor. Bundan sonra birkaç yıl yüksek büyüme oranlarını yakalamak imkanımız yok demektir. Daha önemlisi yatırımlarda bu oranda yüksek düşüşler , işsizliğin de daha çok artacağını gösteriyor.
...***