Nisan 27, 2016 09:47 Europe/Istanbul

Emre Konger, Cumhuriyet gazetesinde, “Terör ve propaganda”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Günümüz siyasetinde gerçeklerin ne olduğundan çok nasıl algılandığı büyük bir önem taşıyor: Ülkemizin önemli olayları, AKP iktidarı tarafından, gerçeklerle taban tabana zıt bazı yorumlarla birlikte kamuoyuna aktarılıyor. Ne yazık ki, medya ve yargı da artık AKP tarafından kontrol edildiği için, Türkiye, 21. yüzyılı, gerçeklere göre değil, iktidarın bu gerçekleri yorumlayışına göre yaşıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

Örneğin, 17-25 Aralık 2013’te, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonlarından biri mi yapılmaya çalışıldı?

Yoksa bu, bir hükümet darbesi girişimi miydi?

Örneğin yakalanan MİT TIR’ları haberi bir gazetecilik olayı mıdır?

Yoksa vatan ihaneti ve casusluk mu?

Ya TIR’lardaki silahlar, Türkmenlere mi gidiyordu?

Yoksa IŞİD ya da benzeri örgütlere mi?

Örneğin, Güneydoğu’da devlet güçleri sadece PKK ile mi savaşıyor?

Yoksa sivil Kürt vatandaşlarımız da bu savaşta canlarını kayıp mı ediyorlar?

Örneğin, PKK, arkasındaki dış güçler sayesinde mi bu kadar kuvvetlendi?

Yoksa AKP’nin yanlış politikaları mı, iki binli yılların başında bitmiş olan terör örgütünü yeniden güçlendirdi?

Örneğin, iktidarın iddia ettiği gibi, dünyanın en ileri demokratik rejimi ve basın özgürlüğü bizde mi?

Yoksa, git gide daha otokratik ve despotik bir üçüncü dünya ülkesi mi oluyoruz?

…***

Taha Akyol, Hürriyet gazetesinde, “Hukukta değişim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ANAYASA Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü Arslan'ın bu seneki konuşmasında da hukukun üstünlüğü, hukuki güvenlik, ifade hürriyeti ve yargı bağımsızlığı kavramlarını vurgulaması dikkat çekicidir. Bu kavramlar Türkiye'de maalesef tam benimsenmiş değildir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını özellikle 2010’dan önce çok eleştirmiş bir kalem olarak belirteyim ki, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi maalesef “darbe mahkemesi, gayrimilli, vesayetçi” hatta vatan haini gibi yakışıksız sözlerle hücumlara maruz kalabilmektedir.Hukukun üstünlüğünü benimseyen bir kültürde mahkemeler eleştirilir fakat böyle aşağılanmaz.AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın “paradigma değişikliği”ni yani temel hukuk anlayışındaki değişikliği vurgulaması özellikle önemlidir. Arslan’ın deyişiyle, yeni paradigma “insanı ve onun hak ve hürriyetlerini önceleyen bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bireysel başvuru da doğası gereği ‘hak eksenli’ yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.”

Evet, yakın zamana kadar anayasa mahkemelerinin görevi sadece kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemekti.Çağımızda demokratik ülkelerde bir görevi daha gelişiyor: İnsan hak ve hürriyetlerinin korunması ve genişletilmesi.

Bu sayede artık bireyler de anayasa mahkemelerine “bireysel başvuru” yapabilmektedir.

Yeni paradigma ifade özgürlüğüne de öncelik verir. İşte AYM “yeni paradigma” uyarınca Twitter ve YouTube yasaklarını da kaldırdı.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutukluluğunu hak ihlali saydı. Ve muhafazakâr iktidarın öfkesini çekti. Halbuki türban konusunda da bu konularda da mahkeme aynı yeni paradigmayı uygulamıştır.Herkes yeni paradigmayı yani evrensel özgürlük anlayışını içine sindirmelidir.

Anayasa hukukumuzdaki bu gelişmede Haşim Kılıç’ın AYM Başkanı olarak ifade ettiği öncü rolü takdirle hatırlamak gerekir.

AYM Başkanı, “yargı bağımsızlığı” ve “hâkimlerin erdemli olması” kavramlarını da vurguladı.Hâkimin tek rehberi sadece kanun, hukuk, içtihatlar, özgürlük paradigması ve vicdanı olmalıdır.Ne cemaat ne iktidar ne de herhangi bir baskı grubu...

Hatta, Abdülhamid’in siyasi bir davaya müdahalesini “yukarıda sizden büyük bir Sultan var, ben ondan korkarım” diyerek engelleyen dönemin Adalet Bakanı Abdüllatif Suphi Paşa’yı da örnek Adalet Bakanı olarak burada zikretmek isterim.

Siyasette şunu veya bunu tutalım ama hukuku hepsinden üstün tutamadığımız için siyasi tarihimiz büyük gerilimlerle, kutuplaşmalarla dolu.Yargı tarafsız olmayı, siyaset de hukuka ve hukuk kurumlarına saygıyı öğrenmedikçe sıkıntılarımız sürüp gidecek maalesef.

...***

Yusuf Karaca, yeni Mesaj gazetesinde, “Vali TOMA ile “abdest” aldırıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Nisan tarihli yazımda, “Kilis’i Büyük İsrail’e hazırlıyorlar” dedim. Ve bundan sonra Kilis’e roketler yağacağını söyledim. Valinin “abdestli” açıklamalarından sonra, tekrar bir yazı yazdım. “Abdestli Savunma Sistemi” diye…Sonra tekrar Kilis konulu bir yazı daha yazdım. Anlayacağınız bir haftadır, Kilis’i yazıyorum.Derdimiz, Kilis…Çünkü Kilis hedef!Peki, Kilis neden hedef? Kilis, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)kapsamında bir şehir…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kilis, İsrail’in Arz-ı Mev’ud inancının hedefi olan bir şehir…

Başa taş değil ama roket yağması için, böyle ikili bir hedefe maruz kalmak yeter herhalde…

IŞİD’in BOP’taki görevi de sanırım anlaşılmıştır. Bölgelerin, şehirlerin boşaltılması işi, tamamen IŞİD’in…

ABD öncülüğündeki “koalisyon” sözde IŞİD ile mücadele için gelmişler. Hem de Türkiye’nin üslerinde bulunuyorlar. Nasıl oluyorsa, bu IŞİD bir türlü imha edilemiyor!

Birilerinin ifadesiyle, ifade edelim “Türkiye NATO toprağı” ama saldırı altında…

Hani bize bir saldırı olursa, NATO koruyacaktı?

Geçtik NATO’yu!

Bu “koalisyon” dedikleri, 20 km ötede Kilis’e roket atanları görmüyorlar mı?

Peki Türkiye:Neden Kilis’i vuran hedefleri imha edemiyor?

Kilis’ roket düşüyor, uçaklar Kandil’e gidiyor. Kandil’e gitsin, hem de yaksın ama neden burnunun dibindeki, hedeflere bir şey yapamıyor?

Açıklayayım:

Türkiye’nin uçaklarla IŞİD hedeflerini vurabilmesi için Suriye ve Rusya ile anlaşmış olmalı, bu iki ülke ile resmen savaş halinde. Rusya uçağını vurmak IŞİD’e yaradı mı, yaramadı mı şimdi söyleyin?

ABD’ye yaradı mı?İsrail’e yaradı mı?“Evet” cevabı için sormuyorum!Hakikat bu, Türkiye kilitlendi arkadaş!

Eli kolu bağlandı!Toptan “çuvala” girdi!

Burası, İsrail’in Arz-ı Mev’ut sınırları içinde…Kilisli roketten kurtulur mu, siz söyleyin?Bu kafa, bu siyasetle, asla…Türkiye, “zifiri karanlıktan” çıkar mı?Bağımsız bir irade olmadıkça, mümkün değil.

7 Hazirandan sonra “Türkiye zifiri karanlığa girdi” diyen lider kimdi?

Şimdi bir düşünün:

Kilis’i ateşlere salan unsurları saydık. Başta ABD; İktidar ABD ile “ortak”, kendileri ifade ediyor. ABD uçakları tepemizde onlar sayesinde uçuyor. Dünya tepemizde uçuyor ama biz Kilis sınırına yaklaşamıyoruz. Oyuna bakar mısın?İsrail unsuru iktidarın nesi?“Dostu” olduğunu kendileri söyledi. Peki, ya iktidarın ABD’nin BOP’unda bir işi var mı?Olmaz mı?BOP’tan başkanlık bunlarda…

Peki, Kilislim!

Başına yağan roketlerde senin payın ne?

İstersen, bir de buna değinelim:Kilis, Hatay, başta olmak üzere sınır illerimiz, iktidarın tüm kirli politikalarını sonuçlarını iliklerine kadar yaşamalarına rağmen, yine “AKP” dediler.

Kilisli AKP’yi, AKP ise “ortak” ve “dostlarını” destekledi, bu sonuç normal değil mi?Kilis vatandır, yabancının attığı taş dahi bağrımızı deler, bu ayrı ama o roketlerin oylarımız olduğunu da görmemiz gerekir.

 “Suriye tarafına geçip 8 roket atarım ve ülkeyi savaşa sokarım” diyenler kimlere, Kilis’in tepkisi oldu mu?

Atılan roketleri sayarsak Tırlarla gidenden düşersek, bize daha kaç roket fırlatılacak, bunu buluruz!Demedik mi, ABD’nin BOP’unda ülkeye hayır gelmez diye?

Müstevlilerle “stratejik” ve “katılım ortağı” olmuş iktidardan bize rahat yok diye daha kaç kere uyarmalıydık?

Uyanmamız için Haydar Baş daha ne yapmalıydı. Olacakları nerdeyse gün gün açıkladı.“Türkiye’yi kan gölüne çevirecekler” dedi.Daha ne desin?Çocuğa “ateşe yaklaşma” diyorsun, çocuk ateşten uzaklaşıyor da, koca bir millete “ateşe sokuluyoruz” dedikçe, millet odunuyla geldi.