Kasım 16, 2020 15:07 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Uzmanlar: Acil 14 günlük kapanılmalı, hasta seçmek zorunda kalabiliriz

Star:

Bakan Koca güncel verileri açıkladı! 'Kayıplarımız günlük 100'e yakın'

Yeniasya:

Reform değil imaj çalışması

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar 15 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yargıda kaçıncı reform?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bu iktidar, 12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 halkoylamalarıyla yargı bağımsızlığını yok etti ve Hukuk Devleti’ni çökertti. Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin beğenmediği kararlarına açıkça karşı çıktı, bir kısmını da uygulamadı. Milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırdı. Beğenmediği kararları veren mahkemeleri dağıttı, savcı ve yargıçları sürdü. Parti örgütündeki avukatları savcı ve yargıç yaptı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tutuklu yargılanmayı kural haline getirdi; kişileri önce tutukladı, sonra yargıladı. “Terör örgütüne üye olmadan...” diye başlayan muğlak maddeyle insanları mahkûm etti.

Konuşmalarda veya yazılarda söylenmeyen fikirlerden dolayı “subliminal mesaj var” diyerek kişileri suçladı.

Suçladığı bazı insanların mallarına mülklerine el koydu. Tarafsız ve sorumsuz cumhurbaşkanını korumak için yapılmış olan özel maddeyle, partili ve icracı cumhurbaşkanını eleştirenleri cezalandırdı. Tahliye kararı alan sanıkları, tahliye edilmeden yeniden tutukladı. HDP’nin seçilmiş bütün belediye başkanlarını suçlayarak görevden aldı. Medya üstünde baskı kurdu, daha önce kamuoyuna mal olmuş haberleri yazan gazetecileri bile hapse attı.

Haberlere ve internet sitelerine sansür getirdi, sansürü sosyal medyaya da taşıdı. İşte bütün bunları yapan iktidar, ekonomik iflas sonrasında, yeniden, sanki bunları başkaları yapmış gibi demeçler vermeye başladı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı:

“Yatırımları yeşerten ve bereketlendiren iklimi tesis etmenin, ekonomik büyümeyi, kalkınmayı, refahı ve istikrarı sağlamanın en önemli yollarından birinin hukuk devleti ilkesi olduğunu biliyoruz.

Bunlar içinde İnsan Hakları Eylem Planı’na özellikle ehemmiyet veriyoruz, eylem planında zaten belli bir aşamaya gelinmişti.

Ekonomideki yeni dönemin ruhuna uygun şekilde temel hakların korunmasından mülkiyet hakkının geliştirilmesine kadar pek çok ilave hükümleri ilgili tüm taraflarla istişare ederek bu eylem planına derç edeceğiz.”

Bütün atamaları ve sürgünleri yapan HSK’nin Başkanı, Adalet Bakanı:

“Hukukun güvenilirliği ekonominin de güvenilirliğini destekliyor, iç içe geçmiş bir konumda.

Adaletin tecellisi hem yerli hem yabancı yatırımcı için çok önemli.

Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun, bizim yargıçlardan, yargı mensuplarından beklediğimiz budur.

Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz.

Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar.

Bizim beklentimiz budur. O yüzden adalet yerini bulsun, ne olursa olsun.

Yargı mensuplarının yanında HSK vardır, bu millet vardır.

Hiç kimsenin tavsiyesine, talimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin ve 83 milyon huzur içerisinde geleceğe daha güvenle baksın.

İster yabancı, ister yerli yatırımcı, ister işçi, ister çiftçi, ister işveren, ne olursa olsun hukuk güvenliğini bu anlamda vatandaş lehine koruyacak, tutuklamaların keyfiliğinden uzak, tutuklamayı istisna olarak değerlendiren, hukuk güvenliğini daha da güçlendiren uygulamaları hep beraber sağlayacağız.”

...***

Faruk Çakır 15 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Çok geç kalmadınız mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yanlıştan ve hatadan dönmek elbette fazilettir ve yanlıştan geri adım atan bu yaptığından dolayı kınanmaz. Ancak hatadan geri adım atmak sözde değil, özde olmalı. ‘Hatadan geri adım atıyoruz’ diyenler mutlaka bu sözü icraatlarıyla desteklemeli ve tasdik etmeli. Aksi halde verilen sözler kâğıt üstünde kalmaya mahkûm olur. Ülkemizin onlarca belki de yüzlerce derdi vardır. Ayrıca derdi olan sadece bizim ülkemiz de değil. Dünyadaki her ülkenin kendisine göre dertleri vardır. Önemli olan bu dertlere uygun çareleri bulmak ve uygulamaktır. Ortak dertler vardır ve bunların çareleri de ortaktır. Meselâ, bir ülkede adaletin tesis edilmiş olması o ülkenin temelinin sağlam olduğunu gösterir. Aynı şekilde devlet imkânlarının adaletli bir şekilde paylaşılması da yine o ülke için faydadır."diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye’nin görünen dertlerinin başında hukuk ve adaletin tam olarak tesis edilememiş olması ve ekonomik şartların insanları zora sokmuş olması vardır. Hak, hukuk ve adalet noktasındaki zaaflar saymakla bitmeyeceği gibi, Türkiye’yi idare edenler de bu eksikliklerin farkındadır. Öyle olmasa neredeyse 20 yıldır tek başına iktidar olan bir parti ve yöneticileri, ekonomide ve hukukta yeni bir reform yapma vaadini dile getirirler miydi? 

Tamam, milletin ve memleketin menfaatine olan her türlü adım, yenilik, reform ve karar alınsın. Fakat bunu vaad edenler acaba yaklaşık 20 yıldan bu yana ne yaptılar ya da niçin yapmadılar? Şu da bir gerçek ki, ülkemiz hak, hukuk ve adalet yolunda 20 yıl boyunca ‘ileri’ye gidebilmiş değildir. Belli sürelerde, belli yıllarda ileri doğru adımlar atılmış olabilir, fakat bu adımlar daha sonra, bilhassa son yıllarda ‘toptan geri adım’ olarak tecelli etmiştir. 

...***

Esfender Korkmaz 15 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Halkın kemerinde sıkılacak delik mi kaldı ?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2001 krizinden sonra IMF'nin getirdiği ''Güçlü ekonomiye geçiş programı''nın temel yaklaşımı, çiftçinin, çalışanın ve düşük gelir guruplarının reel gelirini düşürmek toplam talebin kısılmasını sağlayarak enflasyonu önlemek idi. Bu gün Sayın Erdoğan'ın da, tasarrufları artırmak için gerekirse acı reçeteyi içeriz dediği aynı kapıya çıkıyor. Toplam tüketimi düşürüp toplam tasarrufu artırmak için halka kemer sıktırmak. Gel gör ki bu gün o günden farklıdır… Toplam talep zaten düşüktür."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

BETAM Araştırma Merkezi; Covid-19 salgınının hanelerin gelirlerinde yarattığı tahribatı tespit etmek için yaptığı anket çalışmasının sonuçlarını özet olarak şöyle açıkladı;

* Hanelerde ortalama kişisel gelir, Şubat ayından Eylül ayına yüzde 4,5 oranında gerilemiştir.

* Hanelerde kişisel gelir kayıpları, özellikle düşük ve orta gelir seviyelerinde yoğunlaşmıştır ve dolayısıyla gelir dağılımında bozulmaya sebep olmuştur.

* Bu şartlarda kamu destekleri ve haneler arası dayanışma gibi mekanizmalar, gelir kayıpları karşısında yetersiz kalmıştır.

* Ankete katılanlar arasında geçim zorluğu çektiğini söyleyenlerin payı yüzde 70 seviyesine ulaşmıştır.

Acı reçeteyi halk zaten yıllardır içiyor. Cumhuriyet döneminin en yüksek işsizliğini yaşıyoruz. Son açıklanan TÜİK verilerinden hesaplarsak; Fiili işsiz sayısı 8 milyon 277 bin oldu. Fiili işsizlik oranı da yüzde 23,1 oldu. Dahası pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı var. İzinli olanların birçoğunun işletmeleri  kapandı. İşten çıkarma yasağı kalksa da izinli işçilerin gidecek yerleri yoktur. Ayrıca, bunlar devletten 1070 lira alıyor. Acı reçete içecek halleri mi var?

DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi tarafından hazırlanan "Türkiye'de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk" raporuna göre, Türkiye'de 16 milyon kişi yoksul, 18 milyon kişi ise yoksulluk riski ile karşı karşıyadır. Zor geçinen insanlar nasıl tasarruf edecek?

Bu durumda acı reçeteyi kimlerin içmesi, kimlerin tasarruf yapması gerekir?