Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Arınç'ın sözleri ortakları gerdi: 'Cumhur' karıştı
Karar:
Konuşmalar gül icraat diken
Star:
Macron'un başı dertte... Fransızlar rest çekti!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Tuncay Mollaveisoğlu 20 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Türkiye yoğun bakımda...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İnsan bilmediğinden korkar... Dünyanın kabusu Covid-19 salgını ile ilgili Türkiye’deki gerçek tablo nedir? bilmiyoruz... Toplum sağlığı konusunda rakamlarla oynamak enflasyon oranları ile oynamaya benzemez... Başından bu yana yaratılan bilgi kirliliği, bilim kurulundan bile gizlenen rakamlar salgınla mücadelede hatalar zincirine neden oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çünkü yanlış verilerle doğru yolu bulmak mümkün değildi...Hükümetin pandemi önlemleri iflas etti...Şimdi yine sorunu çözecek değil, hafifletecek, zaman kazandıracak bir yasak süreci başlatılıyor...Yapılan açıklamalar hükümetin kafa karışıklığının da göstergesi. Tam olarak neyi nasıl yapacaklarına karar vermiş değiller...Örneğin saat 10.00 ile 20.00 arasında her yer açık ama okullar kapalı... Oysa Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk okulları açarken ‘en güvenli yerlerimiz okullarımızdır’ demişti...Benim bu satırları yazdığım sırada iki kahraman sağlık emekçisi daha koronadan yaşamını kaybetti... Ön cephede yer alan sağlık ordusunu da koruyacak, çalışma koşullarını iyileştirecek tedbirlere ihtiyaç var.Türkiye, kaybettiği her bir sağlık emekçisinin ailesine sahip çıkmalı... Onları hayatları boyunca rahat ettirecek tedbirleri almalı... Kahraman sağlık personeli içinde en riskli alanlarda görev yapanlar ‘devlet ailemi yüzüstü bırakmayacak’ duygusu ile çalışmalı...Milletin parası ile saraylar yaptırmak, uçak filosu kurmak, yoksul halka petrol krallarının lüksü içinde yöneticilik yapmak... ‘İtibardan tasarruf olmaz’ zihniyeti... Halka yabancılaşmış yoz yönetimler...
İzmir’de depremin acısı hala yürek yakıyor... Üzerine bir de koronadan ölüm artışları eklendi... İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, deprem sonrasında kentteki koronavirüs vakası ile ölüm sayısının 3 kat arttığını söyledi... İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “Ailelere rica ediyorum zorunlu olmadıkça evden çıkmayın, çocuklarınızı çıkarmayın. Önümüzdeki günlerde altından kalkamayacağımız çok ağır tablolarla karşılaşabiliriz...” diyor. Soyer gönüllü karantina çağrısı yapıyor... Türkiye, büyük şehirler başta olmak üzere yoğun bakımda... Bu kabustan kurtulmak ve taburcu olmak için hükümetin, ayrım yapmadan bilim insanlarına kulak vermesi gerekiyor...
…***
Cevher İlhan 20 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Yargı reformu” nasıl yapılacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Maliye ve Hazine Bakanı’nın “istifası” üzerine yeniden alevlenen ekonomi ve hukukun üstünlüğü tartışmalarında önce Adalet Bakanı, “Hukukun güvenilirliği ekonominin de güvenilirliğini destekliyor, iç içe geçmiş bir konumda. Bu konuda daha fazla güvence nasıl olur, yakın zamanda iş dünyasının bu konudaki beklentileri, hem adaletin tecellisi, hem yerli hem yabancı yatırımcı için çok önemli” diye konuştu.
…***
Ardından “Aslolan adaletin yerine gelmesidir. Hâkim ve savcılardan beklentimiz, ‘Kim ne der, ne düşünülür’ şeklinde değil, aslolan bu konuda, yani güncel meselelerden uzak bir şekilde hukukun, adaletin tesisi. Bu hususlarla alakalı HSK’nin ilke kararları var” diye ekledi.
“Arkadaş, yargı konjonktüre bakmaz, yargı hatıra bakmaz, yargı birilerinin dediğine bakmaz. Yargı dosyaya, vicdanına, hukuka, Anayasa’ya bakar. Bizim beklentimiz budur. O yüzden adalet yerini bulsun, ne olursa olsun. Hiç kimsenin tavsiyesine, tâlimatına, telkinine bakarak değil, dosyaya bakarak vicdanınıza göre karar verin” da dedi.
Ardından Cumhurbaşkanı sanki on sekiz yıldır iktidarda değillermiş ve bizzat “tâlimatları”yla yargıya güven sıfırlanmamış gibi “ekonomide reform” ve “acı reçete” projesinin yanı sıra “hukuk ve yargı reformu”ndan dem vurmaya başladı.
Ne var ki bütün bunlar olurken, zulme uğrayan milyonlar, özellikle 15 Temmuz bahanesiyle 20 Temmuz OHAL sürecinde nice vatandaşın, yargısız, haksız, hukuksuz tutuklanmaya mâruz bırakılması hukuksuzluğunu giderecek en ufak bir düzeltmenin işâreti dahi verilmiş değil. Yüz binler, hiçbir mahkeme kararı olmadan, ortaya hiçbir delil konulmadan, hakkında en ufak bir soru sorulmadan sahte ihbarlarla, dünyada hiçbir hukuk devletinde esas alınmayan uyduruk istihbarat jurnalleriyle, yargısız infazla KHK perdesinde kamudan ve özel sektördeki mesleklerinden, işlerinden edildi; yargı yoluyla masumiyetlerini ispat eden on binler de göreve başlatılmadı, mağduriyetleri devam ediyor.
Gerçekten Adalet Bakanı “yargı reformu”ndan, “hukukun, adaletin, hukukun tesisi”nden bahsediyorsa, “sivil ölüm”e mahkûm edilen, pazarda tezgâhtarlık yapmasına bile izin verilmeyen on binlerce KHK mağdurunun mağduriyetini gidermekten başlamalı.
Keza Bank Asya’nın önünden geçen “suçlu” ilân edilip görevine son verilirken, aynı finans kuruluşunun yöneticisi Bakanlıkta idareci, Türkiye’nin öbür ucundaki bir öğretmen “irtibat” ve “iltisak”la kendisi dahil, yakınları işinden edilirken, “darbe teşebbüsü”nden yargılanan paşanın AKP’li kardeşi büyükelçi yapılıyor.
Anayasa’ya göre kesin olarak uyması gereken Anayasa Mahkemesi kararlarına açıkça “uymayacağım” hukuksuzluğuyla bütün dünyanın önünde Türkiye’yi göz göre göre yargının “tâlimatlandırıldığı” bir “otoriter devlet” durumuna düşüren hâkimler hâlâ görevde.
Gerçekten, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne “hakkında mahkeme kararıyla tahliye kararı verilmiş olsa da Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeleriyle ‘iştişâre’ ettikten sonra uygulamaya geçer” garabetli tâlimatının gönderildiği, muhalif televizyonlara en basit bir bahaneyle günlerce kapatma cezası verilirken, hakkında üç binden fazla şikâyet olan “yandaş” kanala soruşturma dahi açılmayan hukuksuzluk zemininde nasıl “hukuk reformu” yapılacak?
…***
Taha Akyol, 20 Kasım tarihli Karar gazetesinde, “‘Uçurumun kenarından döndük’”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
“Günlerdir piyasaların beklediği haber: TCMB politika faizini 475 baz puan artırarak yüzde 15’e yükseltti! Dolar 9 liraya yaklaşmıştı. Merkez Bankası’nın faizi yükselteceği beklentisiyle son bir haftada inişe geçmişti. Faizin yüzde 15’e yükseltilmesi bu beklentiyi doğruladı. Bu satırlar yazılırken dolar 7.55 TL civarındaydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Artık TL, dolardan daha yüksek kazanç (faiz) getirecek. Bunun için yurt dışından sıcak para gelmeyi başladı.
Asıl lazım olan yatırım sermayesi kısa sürede gelmeyecek ama sıcak para girişi bir ölçüde ekonomiyi rahatlatacak.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Türkiye’nin bu kararla “uçurumun kenarından” döndü.
Ben demiyorum bunu.
Hem piyasa hem yüksek bürokrasi tecrübesine sahip iktisatçılar Serkan Özcan ve Kerim Rota’yı Karar TV’de izledim, orada söylediler:
“Türkiye bu kararla bir ödemeler dengesi krizini atlattı, uçurumun kenarından
Ödemeler dengesi krizi, krizlerin en büyüğüdür. Düyun-u Umumiye de ödemeler dengesi krizin yarattığı bir müessese idi.
Cumhuriyet Türkiyesi öyle bir krizin nasıl felaket olduğunu 1970’lerde yaşamıştı, petrol ithal edemiyorduk, kaloriferler yanmıyor, traktörler, kamyonlar, fabrikalar çalışmıyordu!
Merhum Turgut Özal’ın “24 Ocak kararları” sayesinde Türkiye o krizi aşabilmiş, büyüme yoluna girebilmişti.
Merkez Bankası’nın dünkü kararıyla öyle bir kriz ihtimali bertaraf edildi!
Buna çok şükür demek lazım.
Serkan Özcan ve Kerim Rota, Davutoğulu’nun Gelecek Partisi’nde görevli teknokratlardır. Ama bakın siyasi propaganda yapmıyorlar, bir felaketin bertaraf edildiğini, Türkiye’ye döviz girişinin başladığını söylüyorlar.
Uzun vadede inandırıcı ve güvenilir olmanın yolu, dürüst ve objektif konuşmaktadır. Sürekli propaganda diliyle konuşmak uzun vadede inandırıcılığı kaybettirir. Bu gerçeği iktidar blokunun öğrenmesi lazım.