Kasım 23, 2020 10:49 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: MHP, bir veto unsuru olarak hareket ediyor

Karar:

Hastanede koronavirüs paniği: 50 sağlık çalışanının testi pozitif çıktı

Star:

Bakan Koca güncel verileri açıkladı! 'Kurallara sıkı sıkıya uymalıyız'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay 22 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Erdoğan yeni denge arıyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Erdoğan’ın siyaset sahnesindeki en büyük başarısı attığı her adımı, reform olarak sunabilmesinde. Bir yıl önceki adımını büyük reform diye anlatıyor, bunun tersini yapınca da büyük reform oluyor. Berat Albayrak’ın bıraktığı enkazdaki doğru saptamalarından biri şudur: “Babam aya dört şeritli yok yaptık dese inanacak kitleler var!” Şimdi yeni bir reform dönemindeyiz. Hangi konuda? Hukukta ve ekonomide..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP’nin açılımı ne? Adalet ve Kalkınma Partisi! Yani partinin adını taşıyan her iki alanda da 18 yılda gelinen durum bu, acil reformla düzeltilmesi gerekli! Reformdan kastedilen de cila. Başka bir şey değil. Erdoğan’ın bu noktaya gelmesinde ekonomiden dış ilişkilere, partinin oylarının düşmesinden salgınla mücadeledeki başarısızlığa kadar pek çok etken var. Bunların hepsi birleşince, ortaya Cumhur İttifakı’nın kolonlarının çatırdaması çıkıyor. Çatırdama sesini ilk duyanlardan Bahçeli, Erdoğan’a “Bensiz yol yürümeye kalkarsan, sonuçları olur” mesajı veriyor. Bahçeli’nin Çakıcı’yı “dava arkadaşı” ilan etmesinin arkasındakilere ilişkin pek çok olasılık konuşuluyor. 

Perdenin önünde gölgeler var ama bu gölgeler geride şu restleşmenin olduğunu gösteriyor.

Erdoğan, Arınç’ı öne sürerek Demirtaş ve Kavala’nın serbest kalabileceği mesajı veriyor. Arınç, kişi adı vermeden “uzun tutukluluklara isyan ediyorum” diyebilirdi. Bilerek adres verdi. Özünde Batı’nın Türkiye’de demokrasiye ihtiyacı yok, dediklerini yapacak bir yönetime ihtiyacı var. 

Güneydoğu’da tabanını kendisinden kopan partilere kaptırdığını gören Erdoğan bu konuda da arayış içinde. HDP’yi yanına çekmekten, “AKP’ye sıcak” yeni bir bölge partisinin kurulmasına kadar her şey masada. Bu süreçte, Erdoğan’ın diliyle devletin İmralı ile görüşmediğini düşünmek de saflık olur!

Bunu gören Bahçeli, “Sen böyle bir yola girersen ben de eski dava arkadaşlarımın en belalısını sahaya sürerim. Bu ittifak bitecekse ben bitiririm, sen değil” demeye getiriyor. 

Türkiye, bunca deneyimden sonra yeniden bir Türk-Kürt çatışmasının içine sürüklenir mi? 

Bunun toplumsal tabanı yok. Türkiye her şeye karşın birlikte yaşama kültürüne sahip. Bu anlamda halk, siyasilerden daha ileride. Ancak böyle bir siyasi manevra deneniyor.

Trump’la bir olup Türkiye’nin devlet geleneklerini yıkan Erdoğan, şimdi Biden’la bir olup demokratlık şampiyonluğuna hazırlanıyor. 

Cumhur İttifakı çatırdarken ufukta nasıl bir iktidar görünüyor?

Bu soruyu yanıtlamadan önce altını çizelim: Cumhur İttifakı’nın çöküşü eşittir Millet İttifakı’nın iktidara gelişi değildir. 

Erdoğan’ın aradığı yeni dengenin ipuçları buradadır. Tepede, iktidarı kaybetmemek için her türlü seçeneğe teşne bir anlayış var. Bu “anlayışın” içinde, rakiplerini her türlü yöntemle saf dışı etme ahlakı da var.

Bir bütün olarak Millet İttifakı’nı ve bileşenlerini sürekli savunmada tutmak bu anlayışın en yaygın yöntemi. İşte bu noktada Millet İttifakı’nın “savunmada kalma” durumuna son vermesi gerekir.

...***

Ahmet Taşgetiren 22 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " MHP ile ittifak sorunlu mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye siyasetinde herhangi bir partinin HDP ile birlikteliği yoğun tartışma konusu. HDP’nin Kandil ya da PKK ile ilişkisi bu parti ile her türlü yan yana gelişi problemli hale getiriyor. Şu sıralar yoğun biçimde Millet İttifakı’nın ve daha çok da o yapının paydaşı olan İyi Parti’nin HDP ile de ortak hareket edip etmediği tartışılıyor. Hesap belli, bu tartışmalar sonucu İyi Parti ya da HDP’nin Millet İttifakı’ndaki konumu değişirse, iktidar karşısındaki blok çatlamış olacak. Peki MHP ile ittifak sorunlu mu?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

HDP ile ilişkinin sorunlu olmasından yola çıkıp, böyle bir soruya gelinir mi? Ne demek bu? MHP ile HDP’yi aynı kefeye mi koyuyoruz yani?

Siz bu soruyu sorun ben de Bahçeli’nin Çakıcı ile ilgili sözlerinin ne anlama geldiğini ve bu anlamın Ak Parti’yi ilgilendirip ilgilendirmediğini sorayım. 

Bahçeli çok açık bir söz söyledi: “Çakıcı benim dava arkadaşımdır.”

Peki bu sözün anlamı nedir? Mesela Bahçeli’nin Çakıcı ile ilgili “Babası ülkücüydü” sözü de önemli ama “Dava arkadaşımdır” ifadesinin ondan farklı ve daha ötede bir aidiyeti ifade ettiği açıktır. 

Demek ki ortada bir dava var ve Bahçeli ile Çakıcı o davada buluşuyor.

Dava misyon demek. 

O zaman bakılacak olan Bahçeli ve Çakıcı’nın hangi misyonda buluştuğudur. 

Bahçeli bir siyasetçidir, Çakıcı ise “suç örgütü lideri” olarak Türk mahkemelerinde mahkumiyeti kesinleşmiş birisidir. 

Muhtemel ki Bahçeli, Çakıcı’nın mahkum olduğu “suç örgütü liderliği”nde buluştuklarını ifade etmek istememektedir.

Ve muhtemel ki, Çakıcı ile arasında “başka işler”de bir “dava arkadaşlığı” bulunduğunu anlatmaya çalışmaktadır. 

Bir kısmı medyaya da yansıyan bu “başka işler”in  “devletin kimi örtülü operasyonları” olduğunu söylemek yanlış olmaz. 

Anlaşıldığına göre Devlet, kimi ülkücü elemanları muhtemelen yurt dışında kimi örtülü operasyonlarda görevlendirdi. 

İşin ilginç yanı şu ki bu elemanlardan bazıları ülke içinde de suç örgütü oluşturdular ve bir tür mafyalaşma işine karıştılar. 

...***

Mehmet Kara 22 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " İsraf, tasarruf ve piknik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidar çevrelerinin; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, muhalefetin ise Saray diye isimlendirdiği Cumhurbaşkanlığı binası inşa edilmeye başlandığı andan itibaren hep tartışma konusu oldu, dâvâ konusu yapıldı. Gündeme gelme sebebi, inşa edilirken yapılan israf üzerinden olurken şimdilerde ise yapılan günlük masraflar üzerinden tartışma konusu oluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

1150 odalı olduğu ifade edilen cumhurbaşkanlığının içinde kütüphane ve cami bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı buraya taşındıktan sonra neredeyse özel/resmî bütün toplantılar burada yapılır oldu. Bu yüzden de “Bir tek partilerin kongresi burada yapılmıyor” esprisi hep yapıldı. Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir partinin genel başkanı olduğu için bazı toplantıların burada yapılması sık sık tartışma konusu yapılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Çankaya’da iken ismi “Çankaya Köşkü” idi… Şimdi de buraya başta söylendiği gibi Beştepe denilmesi aslında yerinde, ama kim ne derse desin burası aslında cumhurbaşkanlığı makamı… Sayıştay rakamlarına da yansıyan bu mekânın günlük masrafının 10 milyon lira olmasının ülkenin ekonomik krizde olduğu bir vasatta tartışılıyor olmasını da tabiî karşılamak lâzım.

Buranın masrafı tartışılırken bir de Ahlat ve Okluk koyuna yeni saraylar yapılması tartışmayı daha da ileriye götürüyor.

Şimdi bir de buna Kuzey Kıbrıs’ta yapılacağı söylenen Cumhurbaşkanlığı sarayı eklendi ki, tartışma büyüdükçe büyüdü.

CHP Geçtiğimiz hafta, “Ciddî bir ekonomik buhranın yaşandığı ve ‘acı reçete’nin gündeme getirildiği dönemde, ülke kaynaklarını yutan kamudaki israfın boyutlarının araştırılması ve israfın önlenerek kamu kaynaklarının verimli ve halk için kullanılmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesi görüşmelerinde bu “sarayları” sık sık gündeme getirirken, “israf” üzerinden ibretlik tartışmalar yaşandı.

Önerge beklendiği üzere reddedildi, ama pek çok şeye de ayna oldu. Önerge üzerine konuşanlar, “Beştepe, Saray ile Meclisin arası 5 kilometre. Türkiye’nin en çok korunan 2 tane kurumu. Cumhurbaşkanının buraya geliş gidişinin halka maliyeti 5 milyon lira; helikopterler yukarıda, 300 tane koruma, 500 tane araç” diye eleştirirken bunun maliyetini milletin ödediğini söylediler.

İktidar adına konuşanlar ise hep söyleyegeldikleri “itibardan tasarruf edilmez” tezini savunmaya devam ettiler.