Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Yalnız faizle olmuyor .........................
Star:
Bakan Koca 'Tedbirlere uyun. Maske takın. Temizliğe dikkat edin. Zorunlu olmadıkça kalabalık ortamlara girmeyin. ' dedi
Cumhuriyet:
Öğretmenlerin durumu vahim
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 23 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "RTE Bahçeli’yi harcar, Bahçeli de RTE’yi; zamanı var..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"“Yerimiz, hedefimiz Avrupa Birliği, yargı ve demokrasi reformu yapacağız, bir an önce Meclis’ten geçireceğiz” diyen Cumhurbaşkanı, bu doğrultuda görüş belirten ve doğru içerik kazandıran Bülent Arınç’ı hedef aldı, “Bizimle asla ilgili olmayan kimi bireysel açıklamalar ile reform gündemimize yaptığımız vurgular bahane edilerek yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi ifadeleri Cumhurbaşkanı ile, hükümetimizle, partimizle ilişkili hale getirilemez” dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Fitne ateşini yakan Arınç ve yorumlayarak ateş harlatan da bizim gibi yazarlar ve siyasetçiler. Hepimiz topun ağzına dizildik.
Arınç, işaret alarak konuşacak bir adam değil, demiştim. Geçmişte de Cumhurbaşkanı’na aykırı düşen açıklamalar yapmış, ama o zamanlar, mesela 2011’de Şike Davası konusunda RTE ile tam ters düşünce “Hayatımın hatasını yaptım” diyerek özür dilemişti.
Cumhurbaşkanı’nın “fitne” açıklamasına yanıt verir mi, yine özür diler mi, bilmiyorum.
‘Konuşmama kurulu’ mu?
RTE’nin parti politikasının dışına ittiği bazı “önde gelen eski tüfek” AKP’lileri, özellikle eski Meclis başkanlarını çevresinde tutmak için kurduğu Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na üye Arınç.
Cumhurbaşkanı, “Batı’ya, normal ekonomiye, demokrasiye ve yargıya “reform dümeni” kırınca, tüm bu yorumların yapılacağını, Bülent Arınç ve Cemil Çiçek gibi politikacıların (Sedat Ergin ile söyleşi) konuşmayacağını mı varsaydı, bilemiyorum. Yüksek İstişare Kurulu “konuşmama” amacıyla mı kurulmuştu?
Şunu belirteyim, Cumhurbaşkanı, açıklamalarının Cumhur İttifakı’na dayanmasından, yarattığı etkilerden ve olası sonuçlarından sanki korktu, endişe etti.
Buna hazırlıklı değil.
Cumhur koalisyonu sarsıntıda
RTE, henüz muhtemel olasılıkları elinin altında tutmuyor. Yolunu yordamını belirlememiş. MHP gibi en aşırı noktada bir parti ile kurduğu koalisyonun, dümeni Batı’ya kırma, demokrasi, yargı reformu gibi gelişmeleri kaldıramayacağının hesabını yoksa yapmamış mı? Bu en önemli konuları ortağı ile hiç konuşmadan harekete geçmesinin yarattığı rahatsızlıkları yaşıyoruz aynı zamanda.
Sadece o değil, aynı zamanda partisinin bazı elemanları da Arınç’a adeta kustular.
Düne kadar Batılı liderlerin “faşistliklerini”, “Hitler artıklıklarını” ve “emperyalistliklerini” bırakmayan, hadi diyelim iç politikaya katık yaptıkları için şimdi “ekonomi aşkına” daha ılımlı bir politikaya yönelmeleri anlaşılır. Fakat MHP Erdoğan kadar esnek değil, bu konuda. Gerçi 2013- 2014’te Erdoğan’a söylemediği hakaret kalmayan Bahçeli’nin 180 derece geri dönüşü yaparak en büyük destekçisi olduğunu da gördük.
Fakat durum şimdi farklı
Cumhurbaşkanı iktidarı için en yakınını, damadını harcamış bir lider. MHP’yi mi harcamayacak?! Veya MHP, zamanı ve anı gelince Erdoğan’ı mı harcamayacak ve 2014 politikasına geri dönmeyecek..
Bunların hepsi olur. Zamanı ve anı gelince.
...***
Mehmet Ocaktan 23 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "MHP trenden inmeden reform mümkün mü?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Son günlerde özellikle AK Parti-MHP koalisyonu cenahında çok enteresan gelişmeler oluyor. Neler olup bittiğini anlayabilmek için galiba öncelikle içinde bulunduğumuz hali iyi analiz etmek gerekiyor. Son beş yılda ekonomi, hukuk, dış politika, eğitim ve kültür alanında her şey dramatik bir şekilde kötüleştiği ve de artık böyle gitmeyeceği anlaşıldığı için ‘acı reçete’ ve değişim zaruret haline gelmiş bulunmaktadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İşte tam da bu yüzden denizin bittiğini gören AK Parti yeni bir manevra yapma gereği hissetti, daha doğrusu mecbur kaldı.
Öyle ki yıllardır Merkez Bankası başkanlarını ‘faiz lobisi’ne hizmet etmekle ve ihanetle suçlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugün Merkez Bankası’nın faiz arttırmasına izin vermek zorunda kaldı. DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın tarihlerle ortaya koyduğu cumhurbaşkanının “Faiz lobisi karnesi” bu konuda son derece ibret verici:
- 2015 Şubat: “Vatanı satmak yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur.”
-2017 Aralık: “Enflasyonu doğuran ana sebep faizdir.”
- 2018 mart: “Enflasyonun anası da babası da faizdir, bunu bilmeyenler bilsin.”
-2018 Eylül ayında arttıran Merkez Bankası’nı tehdit.
-24 Haziran seçimleri öncesinde: “Siz bu kardeşinize yetki verin ondan sonra bu faizle nasıl uğraşılır göreceksiniz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu keskin manevrası sadece faiz konusunda değil elbette. Buna paralel olarak gerek Erdoğan, gerekse Adalet Bakanı Gül ciddi bir hukuk reformu vaadinde de bulundular. Cumhurbaşkanı neredeyse her gün yaptığı konuşmalarda reform vurgusu yapmaya devam ederken, Adalet Bakanı Gül de , 10. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali'nin akademik programında yaptığı konuşmada “Şüpheli ya da sanığın peşinen suçlu sayıldığı bir sistemin adil ve güvenilir olması mümkün değildir” sözleriyle bir kez daha reformda kararlılık mesajı verdi.
AK Parti cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, koalisyonun küçük ortağı MHP şimdilik çok açıktan muhalefet etmese de arka kapıdan dolaşarak ‘reform treni’nin el frenini çekmeye çalışıyor. Mesela MHP, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunu eleştiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasını isterken aslında dolaylı olarak AK Parti’ye mesaj gönderiyor.
Eğer AK Parti gerçekten bir hukuk reformu yapmak niyetindeyse, bu halen hiçbir hukuki temele dayanmayan yargılamaların yeniden gözden geçirilmesini sağlayacaktır. Özellikle de Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Enis Berberoğlu ile ilgili sembol davaların sonuçlarını etkileyecek nitelikte olacaktır.
...***
Mehmet Kara 23 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Önce zihniyet değişmeli"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bir haftadır iktidar kanadından ardı sıra çeşitli açıklamalar geliyor. Önce, “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” denildi. Ekonomi ve hukukta reform yapılacağı ifade edildi. Son olarak da “üretime, istihdama, yatırıma ve ihracata odaklanmamız gerektiği” söylendi. Bütün bunları söylerken de, “Vitesi büyütmek yetmez, arabayı değiştirmek lâzım” denildi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son bir haftada, bu söylemleri yeni kurulan bir hükümetin değil de 19 yıldır iktidarda/hükümette olanların söylemesine hayretler içinde kalınmaz da ne olur? Sanki iktidara yeni gelmiş gibi davranıyorlar!
Daha bir yıl önce Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde “Yargı reformu belgesi, ihtiva ettiği birçok amaç ve hedefle hem vatandaşlarımızın sisteme duydukları güveni arttıracak hem de daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır” denirken, belgenin amacı “haklar ve hürriyetleri kısıtlayan tüm uygulamalara karşı duyarlı olmak” olarak açıklanmamış mıydı?
Bu sözlere erken seçim hazırlığı diyen de var, gündemi değiştirmek için söylendiğini ifade eden de, “yeni mi uyandınız günaydın” diyen de, bir şey çıkmaz diyen de…
Aslında hukuk reformundan önce zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Çünkü kendi çıkarttıkları mevcut kanunlar bile uygulanmazken “yeni reformlar” yapılsa ne olur? Şunu da söyleyelim ekonomi ve hukukta reform yapılsa çok iyi olur…
Zihniyet değişmedikçe bu sözleri bir yıl sonra da duyarız daha sonraki yıllarda da…
Oysa birkaç hafta öncesine kadar “Adalette ve ekonomide sıkıntı var. Islahata ihtiyaç var” diyenler “ihanet içinde” olmakla itham ediliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hukuk ve adalette reform başlatıyoruz” deyince o kadar hızlı döndüler ki hızlarına yetişmek ne mümkün. Şimdilerde ise “Cumhurbaşkanımız haklı. Hukukta ve ekonomide reforma ihtiyaç var” demeye başladılar.
Gerçi alışığız; sabah dediklerini öğleden sonra inkâr edenlere de rastladık bu ülkede. Bu ülke ne çektiyse doğruya da yanlışa da alkış tutanlardan, bir tavrı ve duruşu olmayanlardan çekmedi mi?