Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Ankara'ya yürümek istediği için gözaltına alınan 109 metal işçisi serbest bırakıldı
Karar:
Bakan koca: vakalarda ciddi artış var
Star:
Türkiye'den Avrupa'ya gemi resti: Sahada da cevabını vereceğiz!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal sağlam 24 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "İktidarın nefesi ekonomide düze çıkmaya yetecek mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomiyi kurtarmak için hukuk reformundan söz eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu reformları istemeyen MHP ile ittifakından vazgeçemiyor. Cumhurbaşkanı, Bülent Arınç’ın Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın haksız yere hapiste tutulduğuna ilişkin açıklamalarına sert tepki vererek siyasi olarak mevcut statükoyu koruyacağını da ilan etmiş oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İşte bu aşamada, ekonomi için olsa bile, hukuk ve demokrasi alanında reformlar yapılacağı konusunda umutlanan kesimlerin heveslerini kursaklarında bıraktığı söylenilebilir.
Yine bu kapsamda geçen hafta Cumhurbaşkanı, Arınç’la ilgili son açıklamasını yapana kadar, AKP’nin istenilen hukuk ve demokrasi reformlarına engel olacak MHP ile ittifakı sona erdirip yerine İYİ Parti ya da HDP ile ittifaka girebileceği bile konuşulmaya başlamıştı.
Merkez Bankası’nın yüklü faiz artırımı, ardından AB ve ABD ile ilgili güçlü ilişki mesajları piyasalarda da sevinçle karşılanmış, TL’nin değer kazancı kısa sürede yüzde 12’leri bulmuştu. Ancak dün itibarıyla kurların yeniden yükselişe geçtiği görülüyor ve bu hareket için “siyasi olarak statükonun değişmeyeceği”nin satın alındığı söylenebilir. Bir başka deyişle, ekonomideki adımları siyasi kararların izleyeceği konusunda yaratılan havanın pek de gerçekçi olamayacağı görülmeye başlandı.
AB’nin 10 Aralık’ta Türkiye’yi konuşacağı Liderler Zirvesi dış politikanın yanında iç siyasetin ve ekonominin geleceğinde önemli bir rol oynayacak gibi gözüküyor. Almanya Şansölyesi Merkel, zirvede Türkiye’nin kesin olarak konuşulacağını, durumun iyi olmadığını ama gelişmelere bakacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye’nin geleceğini AB ile birlikte kuracağı” yönünde verdiği kuvvetli mesajların zirveden çıkabilecek yaptırımları engellemek için olduğu açık.
Özetle, ekonomideki krizin derinleştiğini, AB ve ABD’den gelebilecek yaptırımların durumu iyice zora sokacağını gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, damadının bakanlıktan ayrılması dahil, ekonomide ve siyasette, içine sinmese bile, zorunlu bir sert dönüş yapmaya karar vermiş gözüküyordu. Ancak Cumhurbaşkanı’nın dönüş için gereken radikal siyasi adımları atmaya yanaşmadığı ya da yanaşamadığı belli oluyor. Şimdi AB Zirvesi’nden ve ABD’den gelecek kararlar, ekonomiyi çok daha yakından ilgilendiriyor.
...***
İbrahim Kiras 24 Kasım tarihli Karar gazetesinde, " Erdoğan’a rağmen Erdoğancılık"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Anlaşılan o ki AK Parti iktidarı girdiği yolun yol olmadığını anladı, şimdi uçurumun kenarından keskin bir “u dönüşü” yapıp geri dönmek istiyor. Gelgelelim iktidar otobüsünün yolcularına bütün seyahat boyunca “Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol” diyerek bu yolun propagandası yapıldığı için şimdi bu zevatı buradan geri dönmeye nasıl ikna edeceğini bilemiyor. İktidarın kitlesi bir yanda, öbür yanda medyası, mafyası, sermayesi, bürokratı, tetikçi trol çetesi... hepsi Frankenstein’ın yarattığı canavar gibiler artık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gittikleri yolun uçuruma açıldığını asla kabul etmiyorlar, aksine otobüsün bu yolun sonunda uçağa dönüşeceğini ve seyahatlerine uçarak devam edeceklerini düşünüyorlar. Artık gözle görülür mesafede olan karşıdaki uçurumun aslında kalkış rampası olduğuna inanıyorlar. “Yapmayın etmeyin, uçurum bu” demeye kalkanlar “içimizdeki hainler” olarak görülüyor ve en acımasız saldırılara hedef oluyorlar. Onun için durumu fark eden yolcuların ilk fırsatta otobüsten aşağıya atlamak dışında fazla seçenekleri kalmamış bulunuyor.
Otobüsü uçuracağını iddia eden ve buna yolcuların çoğunu inandıran “şoför” bile artık iddiasının aksini savunamaz durumda. Yol boyunca yaptığı ustaca manevraların bir benzerini şimdi tekrarlamaya cesareti yok.
Ama yine de el yordamıyla ve göz ucuyla bir manevra fırsatı kollamaktan da geri durmuyor. Uçurumu boylamamak için o manevrayı şöyle ya da böyle yapmak zorunda çünkü.
Erdoğan’ın ekonomi bakanının “affıyla” birlikte gündeme getirdiği “yeni dönem” çıkışının kendi muhitinde yarattığı tepki böylesi bir alegorik tasvire tıpatıp uyuyor herhalde.
Ekonomi yönetiminde gerçekleştirilmeye çalışılan manevraya ve bu bağlamda yeni Merkez Bankası yönetimi eliyle piyasaların arzusuna uygun şekilde faiz artışı yapılması gibi girişimlere “Faiz enflasyonun sunucu değil sebebidir” diye itiraz edenler neticede bunu yine Erdoğancılık adına yapıyorlar. Erdoğan’ın “şimdiki pozisyonu” pek dikkate alınmıyor. “Erdoğan’a rağmen Erdoğancılık” bugünün en önemli ve en kritik gerçeği.
Otobüste bir süredir “co-pilot” olarak görev yapmakta olan koalisyon ortakları da “Erdoğan’a rağmen Erdoğancılık” yaparak Erdoğan’ın kitlesini -kimi zaman Erdoğan’ın siyasi çıkarları aleyhine- yönlendirme imkanına sahipler. Garip ama gerçek. Çünkü cini şişeden çıkarmaktan daha zor olan iş aynı cini aynı şişeye geri sokmaktır.
Üstüne üstlük, masallardan hatırlayalım, şişeden çıkan cin üç dileğinizi yerine getiriyor. Dördüncü hakkınız olmuyor. Cin dilekleri yerine getirdi, şimdi kendi işine bakacak. Şişesine geri dönmeyecek, siz de mecburen hayatınızın geri kalanı bölümünde bu cinle yaşamaya alışacaksınız.
...***
Kazım Güleçyüz 24 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " Hayalet vesayeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" OHAL KHK’larından biriyle üniversitedeki görevinden ihraç edilen anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun, milletvekili seçilmeden önce söylediği “KHK’ları MİT hazırlıyor” sözü, yaşadığımız süreçteki istihbarat vesayetinin yasamaya bakan yönünü vurgulayan çok önemli ve çarpıcı bir tesbitti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu söz üzerine şunları yazmıştık:
“Kurulan sistemin çok önemli ve tamamlayıcı bir ayağı da, yine istihbarat kaynaklı manipülasyonların aracı olma işleviyle yapılandırılan ve şekillendirilen medya. Gerek devletin bütün erkleri ve kurumları, gerek iktidarıyla ve muhalefetiyle siyasetin tamamı, gerekse sivil toplum, kontrollü ve güdümlü bir medya üzerinden gerçekleştirilen algı operasyonlarıyla yönlendiriliyor. Gazeteler istihbarat bültenleri gibi çıkarken, televizyon kanallarına bunların görüntülü versiyonları olarak iş gördürülüyor. Sosyal medyada ise kadrolu ve maaşlı troller kullanılarak operasyon çekiliyor.” (13.1.18)
Muhalif medyaya yapılan baskılar da aynı mekanizmada iş gören “meçhul” çetelerin marifeti; hâkim ve savcılar üzerinde estirilen terör de. Nitekim kritik soruşturma ve davaları yakın markaj altında tutmak için Sarayda özel bir ekibin yuvalandığı ifade ediliyor.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın “Görünmeden yetki ve etki kullanan bir sürü insan var. Bugünkü bakanlarımız için üzülüyorum aslında. Sorumluluk üstlerinde, ancak kendi alanlarında etki ve yetki kullanan insanlar var. Bunlar adını sanını toplumun bilmediği, sadece ilgililerin bildiği insanlar” sözleri işin ayrı bir boyutuna işaret ediyor.
Pusulaların gittiğini, telefonların açıldığını söyleyen Babacan, “Bu külliyeden gelen bir mesajdır havası oluşabiliyor” derken, Cumhurbaşkanından bir talimat gitmediğinde dahi bu insanların oluşan atmosfer sayesinde kişisel menfaat sağlayabildiğini belirterek, “Devlet sistemi tamamen çökmüş durumda. 84 milyonluk bir ülkenin böyle bir zihniyetle yönetilmesi artık mümkün değil” diyor.
Erdoğan da zaman zaman “Benim adımı kullananlar var” diye yakınmamış mıydı?
“Bütün vesayetleri kaldırdık” diyerek gelinen noktada tek adam rejimi ülkeyi “esrarengiz hayaletler”in vesayetine sokmuş vaziyette.
Türkiye demokratik hukuk devleti kriterlerine artık dönmeli ki, bu garabet sona ersin.