Kasım 26, 2020 18:58 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener'den erken seçim çağrısı

Star:

Erdoğan yerli koronavirüs aşısı için tarih verdi

Yeniasya:

BAE, Türkiye'ye vize vermeyi durdurdu

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Karaalioğlu 25 Kasım tarihli Karar gazetesinde, "Reformun r’si, Arınç’ın istifası"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İster reform olsun ister rutin, ifade özgürlüğü standarttır. Sokaktaki insanın da gazetecinin de akademisyenin de fikrini söyleme hakkı için paket açıklamak gerekmez. Zira, böyle bir şeyin olmazlığı düşünülemez. Bir ülke şu kadar seneden sonra, bu çağda ifade hürriyetini yeni keşfediyor olamaz. “Koşun reform geliyor”, denildiği zaman artık herkesin düşüncesini başına bir iş gelmeden ve işini gücünü kaybetmeden fikrini ifade edebileceği akla getirmek aslında reform falan gelmediğine delalettir. Çünkü, fikir açıklama özgürlüğünün pazarlığı olmaz, zaten vardır ve mesele üzerine ne konulacağıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ne yazık ki Türkiye bu basit standardın da altında geziniyor. Türkiye’nin bugün heyecanla reform diye beklediği şey, konuşunca başa iş gelmemesini ummakla başlıyor. Nereden mi biliyoruz? Yüzlerce, binlerce örnekten ve en sonunda Bülent Arınç gibi sistemin merkezinde, Cumhurbaşkanı’nın en yakınında olan bir ismin başına gelenlerden. Beklenen o müthiş reform açıklanmadan söylediğine, söyleyeceğine pişman edilmesinden. Arınç, ülkenin yarıdan fazlasının katıldığı bir görüşü dile getirdiği için “fitneci, hain vs, vs” diye yaftalandıktan sonra bulunduğu makamdan istifaya zorlandı. O da çekip gitti. 

Bülent Arınç’ın, son derece dikkatli, nazikçe dile getirdiği birkaç cümleden dolayı alaşağı edildiği ülkede merakla beklenen reform ne olabilir ki? İşi zaten fikir üretmek ve istişare yapmak olan bir ismin fikir yüzünden olmadık hallere duçar olması hiç de umut verici değildir. Bırakın reformu, değişimi şunu bunu, Arınç gibi bir ismi sistemde muhafaza edemeyen, koruyamayan, sahiplenemeyen siyasetin de hali hal, gidişi gidiş değildir.  

Bu vesileyle bir kez daha hatırlayalım… 

Herkes, memlekete meseleleri için aynı cümlelerle konuşmak zorunda değildir.

Herkes, tek bir doğruya inanmaya mahkum değildir.

Herkes, iktidar konforuna sığınıp, ne söylenilmesi isteniyorsa sadece onu söylemeye mecbur değildir. 

Aksine, siyasetçinin görevi farklı fikirlere alan açmak ve cesaret vermektir. Düşünce zenginliği için öne çıkıp, her konuyu tartıştırmaktır. Çünkü, siyasetçinin sesi kısılırsa ülkenin sesi kısılır. 

İki haftadır yaşadıklarımız unutuldu mu? Türkiye, gerçekler konuşulmadığı için, yerinde ve zamanında gereken tartışmalar cesaretle yapılmadığı ekonomisini büyük bir krize soktu. Yüz milyarlarca Dolar milli gelirden oldu, bir o kadar borca battı, milyonlarca işsiz üretti, rezervinin hesabını kaçırdı, milli parası itibar kaybetti. Bütün bunlar, açık tartışma yapılamadığı için ve eleştireler, yol gösterenler ihanetle, dış güçlerin adamı olmakla suçlandığı için oldu. Ekonomide olan şeyi, demokraside ve hukukta da mı yaşamak gerekiyor? İlla oralarda da mı rezervlerin eksiye düşmesi gerekiyor? 

...***

Kazım Güleçyüz 25 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, " “Siyasetin tevbeye ihtiyacı var”"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" AKP döneminde Meclis başkanlığı ve hükümetlerinde devlet bakanlığı, başbakan yardımcılığı, adalet bakanlığı görevlerinde bulunmuş ve halen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi olan iki ismin eşzamanlı olarak yaptıkları çıkışlar manidar. Bunlardan biri Cemil Çiçek’in beyanları."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Anayasaya göre yargı kararlarının uygulanması gerekir. AYM kararları bağlayıcıdır. Aldığı kararları fikren tasvip etmemek ayrı konu, ama herkesi bağlar” diyen Çiçek, kararlara uyulmamasını aynı zamanda bir ahlâk sorunu olarak niteliyor ve sözü şuraya getiriyor:

“Çözümü hâlâ yeni kanunlar çıkarmakta arıyoruz. Mesele kanun çıkarmak değil, uygulamak. 50 senedir reform reform diyoruz. Sonuçta bu iş aşınıyor. Bize yargı reformundan önce insan ve ahlâk reformu lâzım.”

Şu sözler de Çiçek’e ait:

“Siyaset kurumunun, siyasete yön veren, siyasetten beklentisi olan kişi ve kurumların hepsinin birlikte samimî bir tevbeye ihtiyacı var. Bize topyekûn bir tevbe-i nasuh lâzım.”

(Ahmet Taşgetiren, Karar, 19.11.20)

Bizim aylar önce “Önce samimî ve sıkı bir özeleştiri, sonra helalleşme” dediğimiz meseleye tetabuk eden bir değerlendirme.

Bu tevbeye o kadar çok ihtiyaç var ki...

Çiçek, daha önce de şunları söylemişti:

“Türkiye mühendislik, tıp alanlarında başarılı oldu, ama hukuk konusunda aynı şeyi söyleyemeyiz. Türkiye Avrupa’da temel yasalarını tümüyle değiştirmiş tek ülkedir. Binanın ana kolonları değişti 15-20 sene içinde. Ayrıca uyum yasaları. Yargı, adliye reformu insan meselesi. Hukuk fakültelerinde hak, hukuk, adalet noktasında insan yetiştiremediyseniz cübbe hiçbir sorunu çözmez. Hukuk eğitimi fevkalâde önemli.”  (Yeni Asya, 7.6.20)

Arınç’ın Kavala ve Demirtaş özelinde dile getirdiği eleştiriler ise, yargıdaki işleyişin genel gidişatı ve tablosu içinde yerini buluyor.

Anlaşılan, bu konular Yüksek İstişare Kurulunda ya gündeme gelmiyor veya geliyorsa bile orada da Sarayın irade ve tercihi ağır basıyor; öyle olunca da Kurulun evvelce bunca önemli görevlerde bulunmuş olan üyeleri orada dillendiremedikleri veya ikinci ihtimale göre mâkes bulmayan görüşlerini doğrudan kamuoyuna iletme ihtiyacı duyuyorlar.

Saraya rağmen...

...***

Esfender Korkmaz 25 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Ekonominin dinamizmi kayboldu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Türkiye ikinci çeyrekte GSYH yüzde 9,9 oranında daraldı. Pandemi nedeni ile bütün dünya  ekonomileri daraldı. Türkiye büyüme oranı olarak orta sıralarda yer aldı. Bu sene bizde üçüncü çeyrekte yeniden büyüme ve son çeyrekte ise tekrar daralma bekleniyor. Öte yandan, 2020 yılı olarak, Merkez Bankası eğilim anketlerine göre GSYH'da yüzde 0,6 daralma bekleniyor. Nüfus artış hızı yüzde 1,4 olduğuna göre, demek ki fert başına GSYH yüzde ikiye yakın daralacak. Eğer böyle giderse pandemiyi en az hasarla atlatmış olacağız."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Ama pandemi dışında ekonomik şartlar ağırlaşıyor. İMF'nin tahmini yüzde eksi beş büyümesidir.

Yatırımların büyümeye katkısı üç senedir ekside kalıyor. Yatırımlarda daralınca işsizlikte arttı. Yerli sermaye yatırım yapmıyor. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi ise gelmiyor.

Yerli ve yabancı yatırımlar neden düşüyor? Düşmeye devam edecek mi?

Mesele faiz maliyeti değil, çünkü reel faiz eksi olduğunda da yatırım yapılmadı. Yüksek olduğu dönemlerde de yapılmadı.

Gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini tamamlayabilmeleri için; Mülkiyet haklarının güvenceye alınması, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, ekonomik ilişkilerin düzenlenmesi gerekir. Herkese özgür çalışma hakkı veren sürdürülebilir geçim imkanı sağlayan, hukukun üstünlüğü gereklidir.

Sermaye açısından en büyük sorun Türkiye'nin hukukun üstünlüğü endeksinde son sıralara düşmesidir. Dünya Adalet Projesi, 2019 hukukun üstünlüğü endeksinde; ülkemiz 126 ülke içinde 109 sıradadır.

Yabancılar önce sözleşme yaptığı rating kuruluşlarının ülke raporlarına ve notlarına bakıyor. Moody's , Standart and Poor's ve Fitch' in Türkiye için notu "son derece spekülatif, yatırım yapılamaz'' derecesindedir.

Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak ilan edildi. Cari açık, istikrarsız sermaye piyasası ve bu sorunların getirdiği kırılganlık, yatırımları engelledi.

Siyasi riskler, terör, yatırım güvenliğini olumsuz etkiliyor. Bunun içindir ki, TL aşırı değerli olmasına ve ithalatın pahalı olmasına rağmen, kimse içerde hammadde üretimi için yatırım yapmıyor ve üretimde ithal girdi kullanılıyor.

Planlama kaldırıldı , Merkez Bankası'na sürekli siyasi müdahale var. Kimse yarının ne olacağını bilemiyor ve fizibilite yapamıyor. Belirsizlik yatırımların en büyük düşmanıdır.