Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Covid-19 salgınında yaşanan yeni dalga hem dünyayı hem Tükiye’yi etkisi altına aldı
Star:
Sağlık sisteminin yükü artıyor... Bakan Koca'dan Kovid-19 uyarısı!
Milli gazete:
Kanundaki belirsizlik 25 yıla mal oluyor!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Taşgetiren 1 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Reform temaslarının şansı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İki bakan, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül işe koyuldular. İlk planda TÜSİAD ve TOBB heyetleri ile görüştüler. Ekonomi kuruluşları dışına çıkarlar mı bilinmez ama başka görüşmelerinin olacağı da beklenebilir. Hemen söyleyeyim, bu temasları peşin peşin “Dostlar iş başında görsün” ya da “zevahiri kurtarma” olarak tanımlıyor değilim. Ama bizde işlerin süratle oralara gitme riski her zaman vardır. Onun için bazı rezervlere de işaret etmek kaçınılmaz oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Öncelikle sorun alanının bir boyutu ekonomiye yansıyor, bu da halkın canını yakıyor ama, yargı ve demokratik standartlardaki savrulmanın ekonomiden çok daha geniş bir alanı yakıp kavurduğu da bir gerçektir. Öncelikle iş çevreleriyle yapılacak görüşmeler, fotoğrafı gerçek boyutlarıyla görebilmeyi sağlar mı sorusu sorulmalıdır.
Bir diğer konu, bu görüşmelerde sorunun gerçek boyutlarıyla hangi oranda seslendirildiğidir. Hatırlanacaktır, iş dünyası, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın toplantılarına da katılmışlar ve cilalı sözlere imza atmışlardır. Ya da şöyle söyleyelim, “Bakan “Damatlık gücü” ile her şeyi belirliyor, onunla ters düşmeye gelmez, konuşsak bile suya sabuna dokunmadan konuşalım” üslubunun hâkim olduğu biliniyor.
Ne Elvan’ın ne de Gül’ün öyle bir pozisyonu yok, hatta biraz “Damat Bey’in sorunlu pozisyonu”nun peşinden geldiler, biraz reform gündeminin Cumhurbaşkanı dahil herkesi bürüdüğü bir süreçte devreye girdiler, dolayısıyla zemini konuşmaya daha müsait bulabilirler. Kaldı ki, TÜSİAD daha önce de çekingen bir üslupla olsa dahi, sorunları ve çözüm önerilerini seslendirmekten geri kalmamıştı. İktidara yakın duran TOBB için de konuşma zemininin daha müsait hale geldiği söylenebilir. TOBB’u bilmem ama TÜSİAD’ın, hukuktaki problemlerin ekonomiyi nasıl etkilediğini seslendirmesi beklenebilir.
İşin zor tarafı tabii ki Bakanlar’la ilgilidir. Lütfi Elvan göreve yeni geldi ama Adalet Bakanı Gül uzun süredir işin başında. Kaç zamandır yargıda reform çalışmaları yapıyor, beyanatları da kimi zaman kuş dili niteliğinde olsa bile sıkıntıyı en derinden bildiğini ortaya koyuyor. Uzun tutukluluk ya da AYM’nin kararlarının bağlayıcılığı üzerine daha yeni uyarılarda bulundu. Hatta bunca çabaya rağmen yargıdaki sancının devam ediyor olmasından derin üzüntü duyduğu bile tahmin edilebilir. Peki niye olmuyor?
Ya da bundan sonra nasıl olacak?
Meselenin önemli hatta en önemli kısmının Cumhurbaşkanı’nın tayin edici konumu ile ilgili olduğunu herkes biliyor. “Mevcut sistem mi bunu sağlıyor yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mevcut sistemin sağladığı zeminle bütünleşen başat kişiliği mi?” soruları üzerinde durulabilir ama, her halükârda ortada “Reformlar konusunda Bakanlar ne kadar belirleyici olabilir?” sorusunun herkesin zihninde olduğu bir gerçektir. Burada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ne kadarına izin verdi?” ya da “Cumhurbaşkanı Erdoğan reform çabalarının hangi safhasında devreye girip süreci etkileyici bir tavır koyar?” soruları hep saklı olacaktır.
…***
Kazım Gülçyüz 1 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yargıtay o kararına kendisi uydu mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yargıtay 16. Ceza Dairesinin “Örgütsel kullanım olmadığı yönündeki savunmayı doğrulayan Bylock içerikleri örgüt üyeliği suçunun delili olamaz” diyen son kararı üzerine, aynı dairenin ve Ceza Daireleri Genel Kurulunun yine bu konuda verdikleri önceki kararlar için yazdıklarımızı hatırlatmıştık. 16. Ceza Dairesinin “örgüt üyeliği” konusunda verdiği enteresan bir kararı daha var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelree yer veriyor:
…***
“Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak... örgüt üyeliği için yeterli değildir” diyen daire, bidayet mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararını bozarak tahliyeye hükmetmiş.
Şu gerekçeyle: “Sanığın, örgütün ilçe yapılanması içerisinde görevli oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma yürütülen şahıslarla irtibat içinde olmak, çoğunluğu 2013 öncesinde olmak üzere, birkaç kez de bu tarihten sonra örgütün dinî sohbet toplantılarına katılmak, örgüt tarafından çıkarılan gazetelere abone olmak ve çocuğunu örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılan okula göndermekten ibaret eylemleri, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemez.”
Bu karar için şu yorumu yapmıştık:
“Gerçi fazlasıyla gecikmiş olan kararın (...) hiç değilse cemaat mensubiyetinin tezahürü iken şimdiye kadar ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasının ‘delilleri’ olarak gösterilen kriterlerin geçersizliğine hükmetmesi çok önemli.”
Yazımızı “Şimdi sıra, münhasıran bu ‘kriter’ler gerekçe gösterilerek tutuklanan ve aylardır içeride tutulan herkesin tahliyesinde. Hem de bir an önce” temennîsiyle bitirmiştik.
Ama sonrasında, ilgili davaların çoğunda bu kararın ve kararda öngörülen kriterlerin dikkate alınmadığı; hattâ bu kararı veren dairenin bile kendi kararına uymayan mahkûmiyetleri onadığı son derece garip bir süreç yaşandı.
Bunun sebebi hukuk tanımaz iktidar siyasetleri mi, yargı üzerindeki derin baskılar mı?
İyice kronikleşen ve çok ağır mağduriyetler üretmeye devam eden bu sorun çözülmeden hiçbir “yargı reformu” sonuç vermez.
…***
Şükran Soner 1 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Büyüme beklentiyi aşmış!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Güzel haber kırıntısına büyük özlem duyulan günlerde, dünün gün boyu üst üste verilen ana haberlerinde, ekonomik büyümeye dair yılın üçüncü çeyreğine ilişkin resmi açıklama başı çekmekteydi. Birinci, ikinci çeyreklerden sonra yılın üçüncü çeyreğinde şeytanın bacağı kırılmış, geçen yıla göre yüzde 6.7’lik bir büyüme yakalanmıştı. Başlığa ünlem işareti eklemem, sadece kendi kafama göre değil. Ülkemizin büyük çoğunluğunun kendi yaşam koşulları nedeniyle ruhsal çöküşleri içindeki duygularının ortak tepkisinin altını çizme amaçlı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gerçi bu resmi açıklamanın bütünlüğünde de ithalat - ihracat karşılaştırmaları da içine katılınca, ithalat lehine olumsuz artışın altı çizildiğinde bile resmi büyüme açıklaması oranının ne anlam taşıdığını kendi mantığı içinde bile sorgulamak gerekirken, nedense ilk değerlendirmeler olumlu bir düzelmenin işareti gibi anlaşılmayı pazarlama hedefliydi. Sonrasında çok daha önemli, beklenmedik, ekonomiye doğrudan yansıyacak sorunlar üst üste baskın gibi gündemimize gelmezse, oldu bittili Saray, tek adam rejiminin yeni yeni icraatları yaşamımıza dayatılmazsa, belki doğruluğu, gerçekliği üzerinden de kimi açıklayıcı, gerçeği gösterici olgular da tartışılabilir.
Çoğunluğun yaptığı üzere ben de zaman kazanmaya dönük olarak, elektronik posta adresime ulaşmış en son, en sıcak gündemli ana akım televizyon kanallarına hiç alınmayan, çok sınırlı kanalın sınırlı yayın saatleri içinde ancak verilecek haberleri, tartışmaları içinde yer alabilecek tek adam rejimi adına öne çıkarılmış gelişmelere ilişkin, ortak cephede değilse de Meclis’i çalıştıracak, en ideal çerçevesi ile güçlendirilmiş parlamenter sistem içinde buluşabilecek partiler, siyasilerden gelen en sıcak açıklamaları, şöyle bir göz atıp posta adresimin kilitlenmemesi adına temizliyorum.
Meclis’e sunulmuş tüm icraatlar, kararnamelerde olduğu üzere istendiği, dayatıldığı verileri ile onaylanıp geçecek olan bütçe verilerinden bir sunuma takılmamak olanaksız. Açık bütçe ile bir ülkenin bağımsız kalamayacağı, öyle ya da böyle güne uyarlanmış yöntemlerle, Osmanlı’yı batıran kapitülasyonlardan çok daha çarpıcı acılı tablolarla karşılaşmamak olanaksızken, Saray’ın, tek adam bütçesinin son üç yıla ilişkin rakamları, kendilerinin sunduğu hali ile çırçıplak..