Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Murat Gezici, CHP’ye sunulan son anketi Cumhuriyet’e açıkladı: Seçimi ‘kriz’ belirleyecek
Yeniasya:
İsrail, bir Filistinli çocuğu daha şehit etti
Star:
Ağır hasta sayısı artmaya devam ediyor! Bakan Koca'dan uyarı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Jale Özgentürk 4 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yaptırım tartışması”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AB’nin 10-11 Aralık’ta toplanacak liderler zirvesinde Türkiye’ye bakış olumsuz. Türkiye ile ilişkileri gerilen AB ülkelerinde tartışma “sert yaptırım isteyenler” ve “yumuşak yaptırım isteyenler” arasında. Yaptırım ihtimalinin sektörel olması bekleniyor. Türkiye’de piyasalar bir türlü istikrara kavuşamıyor. Ne hukuk ve ekonomik reform sözleri ne de yüksek büyüme rakamları...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden biri Avrupa Birliği (AB) ve ABD ile giderek artan belirsizlik. Özellikle AB içinde Türkiye ile ilgili olumsuz hava giderek artıyor.
Bozulan havanın ne getireceği ise yakında ortaya çıkacak. 10-11 Aralık’ta AB liderler zirvesi var. İhracatının yüzde 45’ini AB’ye yapan Türk iş dünyası için ilişkilerin seyri son derece önemli. Dün yapılan TÜSİAD toplantısında da bu konuya özellikle değinildi.
Başkan Simone Kaslowski’nin, “İleriye yönelik olarak ilişkilerin farklı bir raya oturtulması gerekiyor. Dış politikanın bir yandan güvenlik sağlarken diğer yandan da refahı artırması gerekir” vurgusu önemliydi.
Toplantıda yaptırım gelecek mi? Merakla beklenen bu konuyu CHP’nin yıllardır Brüksel koridorlarında temsilciliğini yapan Kader Sevinç’e sordum. Öncelikle Türkiye’ye yönelik sıkıntılı bir süreç yaşandığını söylüyor. Bir zamanlar Türkiye’nin müzakerelere başlamaya kendi dillerinde pankartlarla “evet” diyen Avrupa Parlamentosu’nda şimdi neredeyse hiç dostu kalmadığını anlatan Sevinç’in yorumları şöyle:
- AB’nin, Türkiye’ye önerdiği “pozitif gündem” bile işe yaramadı. Türkiye’den olumlu bir adım atılmadı. AB’ye son derece ılımlı mesajlar verildi ve özel elçi bile gönderildi fakat artık Brüksel, inanmıyor.
- Bu nedenle gönderilen özel elçi Brüksel’de düşük bir düzeyde karşılandı. Maalesef iktidarın bu tutarsız politikalarının bedelini Türkiye çıkar kaybı olarak ödüyor. Bu politikalar yüzünden Türkiye kendisini AB üyeliğine namzet, katılımcı bir ülke olmak yerine, dışarıda kalan, üçüncü bir ülke, dış ilişkilerin konusu bir ülke durumuna soktu.
- Şu tabloyu net olarak görmeliyiz, artık Türkiye dosyası üzerinde ülkeler ya da siyasi gruplar arasında “yaptırım isteyenler” ya da “yaptırım istemeyenler” kavgası bitti.
“Bir yaptırım kararı çıkacağını ama bunun sert ve kapsamlı yaptırımlar yerine sektörel ve hedeflenmiş yaptırımlar olacağı kanısındayım. Gümrük Birliği’ni askıya almak AB’nin çıkarına değil, Türk ekonomisini topyekûn hedefe almak, AB ekonomileri için de bir çıkar kaybı demek.
Aslında AB de sıkıntılı günlerden geçiyor. Kendi içinde de demokrasi kavgası yaşanan AB ile geleceği yaşayarak göreceğiz!
…***
Ahmet Taşgeiren 4 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “HDP’den öte... Muhafazakâr Kürtler ne diyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyr.
“Her şeye rağmen HDP’ye verilen 6 milyon civarında bir oy var. Bu sökülemiyor. Bu sökülemediği gibi, özellikle iktidarın MHP ile iş birliği içinde ve İyi Parti’ye yüklenme süreci ile paralel şekilde sürdürdüğü şeytanlaştırma söylemi ile HDP oyları kemikleşiyor, bilinç eğitiminden geçiyor ve aidiyet duyguları tahrip ediliyor. Yani açık söylemek gerekirse Ak Parti – MHP ortak dili, HDP tabanında “aidiyet karşıtı” bir anlamda negatif bir eğitime dönüşüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sorun, aynı zamanda doğrudan Ak Parti’nin ulaştığı Kürtler’le, muhafazakâr diye tanımlanan Kürtlerle ilgili. Evet, HDP çizgisi benimsenmiyor ama soruna bakışta Cumhur İttifakı ile gelinen nokta da onaylanmıyor.
İhsan Arslan’ın bir süre önce benim de alıntılar yaptığım anılarını bu açıdan inceleyen bir kimse bu sancıyı açık – seçik görür. “Aklımda kalan” başlığı ile yayınlanan anılar, benim yazımda da Ak Parti bünyesinin “Ortak Akıldan kutsal akıla” doğru nasıl evrildiğine ilişkin boyutu ile ele alındı, tartışıldı. Arslan da o tür değerlendirmeleri sebebiyle parti disiplin kuruluna verildi.
Ama Arslan Diyarbakır milletvekilliği yaptı. Kürt. “Çözüm süreci” ve “Açılım”da etkili oldu. Bir Kürt duyarlılığı var. Olması normal, olmazsa yadırganır. Bu yüzden parti içinde zaman zaman bütün Doğu – Güneydoğulu Kürt milletvekilleri gibi “Kürtçü” damgası vurulmasından ve bu damgayı yememek için sorunu gündeme getirememe psikolojisine sürüklenmiş olmaktan rahatsız. İşin ilginç yanı Arslan’ı vaktiyle ağır biçimde “Kürtçülük”le suçlayan MHP lideri Bahçeli, bugün iktidarın en etkin ortağı durumunda.
İhsan Arslan’dan bahsedişimiz halen gündemde olması dolayısıyladır yoksa onun tek olmadığını görmek gerekiyor asıl. Ne diyor Arslan, şöyle kabataslak bakarsak;
-İçerde çözülemediği için Kürt sorunu uluslararası boyut kazandı, diyor öncelikle.
-İktidarın Kuzey Irak ve Suriye Kürtlerine yönelik politikalarını yanlış buluyor. Oralardaki yapılanmaların Türkiye tarafından “düşman” olarak görülmesini eleştiriyor ve şöyle diyor: “Bundan Türkiye’deki Kürtler’in hiç etkilenmeyeceğini, Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında bu tutumun bir kırgınlığa, duygusal kopuşa sebep olmayacağını düşündüler. Siz gözünüzü kapatınca herkesi kör sanabilirsiniz. Türkiye böyle bir politika izledi.” (s. 475) “Türkiye’nin içinde ve dışında yaşayan Kürtler arasında ortak aidiyet bilinci oluştu” diyor. (s .483)
-Korucu politikasını “Kürdü Kürde kırdırmak” olarak niteliyor. (s. 425)
-Dağlara bomba atılmasını eleştiriyor ve “… bu sorunun devamı, kendi toplumunu ayrıştırmak demek, o çok korktuğunuz bölünmenin hızlandırılması demek” diyor. (s. 489)
Son olarak şunu alayım İhsan Arslan’ın kitabından:
-…artık şu anda verdiğimiz kararlar, dökülen kan, MHP ile yaptığımız ve kısa zamanda değiştirilmesi kolay olmayacak ittifak ve sorunun uluslararası hal alması, bizim çözüme tekrar dönme şansımızı elimizden alıyor gibi geliyor bana.” (s. 494)
“Biriken, ağırlaşan daha ağır ifadesiyle kangrenleşen bir sorun” var, ona işaret etmek istiyorum. İhsan Arslan HDP’li değil. Ak Parti’nin içindeki Kürtler’den. Tayyip Erdoğan’a çok yakın Kürtler’den. Onun değerlendirmeleri muhafazakâr, dindar… her ne denirse “HDPli olmayan Kürtler”in “malum mesele”ye bakışlarını ortaya koyuyor. Anlaşılması gereken o.
…***
Kazım Güleçyüz 4 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Salgın yayıldıkça”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen Mart’tan bu yana ülkemizde de bir numaralı gündem olmaya devam eden korona salgını azalıp hafiflemek şöyle dursun, daha da ağırlaşarak hepimizin hayatını etkilemeyi sürdürüyor. Bunda iktidarın süreci yönetme politikasının rolü ve etkisi de haliyle tartışılıyor ve ciddi şekilde sorgulanıyor. Son dönemde bu tartışmaların odağına yerleşen konulardan biri, gerçek vak’a sayılarının henüz yeni açıklanmaya başlamış olması.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu durum ister istemez şu soruların önünü açtı: Gerçek sayılar şimdiye kadar neden gizlendi? Böyle yapılarak durumun ciddiyet ve vahametinin anlaşılmasına engel olunmuş olmadı mı? Gizlenmeseydi yetkililer ve toplum tedbirlere çok daha sıkı sarılmaz mıydı?
Aylar sonra açıklanmaya başlanmasında, Dünya Sağlık Örgütünce yapılacak aşı dağıtımında gerçek sayıların dikkate alınacağı şeklinde bir iddia da var, o da ayrı bir bahis.
Vefat sayılarındaki çelişkiler ise hâlâ sona ermiş değil. Sadece İstanbul’daki günlük vefat sayısının, Bakanlıkça Türkiye geneli için açıklanan sayının üzerinde olması başlı başına bir garabet. Daha önce başka iller için söz konusu olan bu çelişki, İstanbul işe dahil edilince çok daha dikkat çekici hale geliyor.
Artık iyice ortaya çıktı ki, salgın sürecinin yönetiminde de ortak akıl devre dışı. İlgili ve yetkili kurum ve kişiler arasında sağlıklı ve düzgün işleyen bir koordinasyon yok. Çok ciddi irtibatsızlık ve kopukluklar söz konusu.