Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Erdoğan'a "Kameralar önünde aşı yaptır" çağrısı
Karar:
Pozitif vaka sayımız 1.5 milyonu aştı
Milli gazete:
Ali Babacan'dan hükümete tepki! 28 Şubatçıların gemisindesiniz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan 9 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, "Siyasî provokasyonlara karşı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Özellikle Ankara Belediye Başkanı’nın üç trilyonluk yolsuzluğa dair 40 dosyayı yargıya iletmesinin ardından İstanbul Belediye Başkanı’nın iki dosyayı mahkemeye sunarak imardan kamulaştırmaya detaylarıyla hazırlayacakları yolsuzluk dosyalarını yargıya taşınacağını bildirdiği günde görüşülmeye başlanan yeni bütçe tartışmalarında muhalefetin mesajlarıyla siyaset yeni bir merhaleye girdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Anlaşılan o ki bütün anketlerde “cumhur ittifakı” oylarının toplam yüzde 40’ı aşamaması ve AKP-MHP dışındaki hemen hemen bütün partilerin “millet ittifakı”nda yer alma temâyülünün güçlenmesiyle oluşacak “demokrasi ittifakı”nın yüzde 60’ları bulması ve “tek adam rejimi”ni isteyenlerin yüzde 35’te kalmasına mukabil demokratik parlamenter sistem irâdesinin daha şimdiden yüzde 50’yi aşması karşısında “iktidar cephesi” tam bir panikte.
Bu telâşla millet ittifakı”nın ikamesine, “demokrasi ittifakı”nın önüne bariyerler konuluyor. İktidardan düşme korkusuyla koltukta kalma uğruna “millet ittifakı”nı bölüp dağıtma hesâbına her türlü katakulliye başvuruluyor.
“İktidara ilişik tâlimatlı medya”da, yirmi ay sonra görülen anamuhalefet liderini “linç davası”nın basit bir “protesto” imiş gibi “önemsizleştirilmesi”, “suikast ihbarları”nda âdeta suçun muhalefetin üzerine atılması bundan. Yirmi beş kanaldan tehdit ve şantajlı saldırıların, provokasyonların siyasi maksadı bu.
Yine bu tehevvürle salgın verileri saptırılıyor; ekonomik çöküşle vatandaşlar yoksulluk içinde kıvranırken, enflasyon ve işsizliği, yüz binlerce esnaf ve işletmenin kepenk indirmesini gözardı ettirme, yoksulluğu unutturma adına rakamlarının çarpıtılmasına tevessül ediliyor. Olup bitenleri aktaran medyaya RTÜK’le, yasaklarla, baskılarla gözdağı veriliyor.
Gündemi zehirleyen, kamplaştırıp kutuplaştıran tahriklerle fitne ateşi alevlendiriliyor. Sağlıktan ekonomiye, eğitimden tarıma bütün alanlarda başarısızlıklarla, dış politikadaki tıkanmayla yönetememe gerçeği örtbas edilmeye yelteniliyor. Muhalefet belediyelerinin salgında halka desteklerine bile takozlar konuluyor.
Tam da bu vetirede “millet ittifakı” bileşenlerinin içinin karıştırılmasına uğraşılıyor. Meclis’in altı milyon oy almış üçüncü partisi HDP üzerinden “tek kişilik yönetim”e karşı parlamenter sistemi isteyen geniş kesimlerin bir araya gelmesi engellenmek isteniyor. Bu partinin seçilmiş yetmişe yakın belediye başkanı yargısız infazla, sorgusuz - sualsiz görevden alınarak, yerlerine belediye meclisinde de seçim yapılmayıp “iktidar kayyımları” atanıyor. 50’si bu partiden 62 yeni milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması talebi Parlamentoya veriliyor. Meclis’te bekleyen fezlekelerin sayısı 1084’e ulaşıyor.
Çarpıcı olan, kırk bin insanımızın katlinden sorumlu müebbet hapisle mahkûm terörist başının mektubunu ve “mesajı”nı meydanlarda ve devletin televizyonunda okutup duyuran, yurt dışındaki kardeşinin röportajını devletin ajansında yayınlayan iktidarın, Hazine’den destek alan, grup başkanvekillerinin Meclis’i yönettiği legal bir partiyi kriminalize edip muhalefeti ithama kalkışması.
Özetle, iktidarda kalmak için bütün ülke sanki gözden çıkarılmış; kavga ve hakaretle vatandaşlar arasında “kin ve nefret tohumları” ekiliyor.
Ve iiktidar partisi, bütün vaadlerine rağmen on sekiz yılda bir türlü düzeltmeye yanaşmadığı 12 Eylül “darbe anayasası”ndan kalma “yüzde on seçim barajı”nı kaldırmıyor; bunun yerine “dar bölge” ortaya atılıyor. Ancak MHP’nin bütünüyle tasfiye kaygısıyla itirazına karşı bu kez “daraltılmış bölge” benzeri taktiklerle düşük oyla Meclis çoğunluğunu elde etme peşinde…
...***
Esfender Korkmaz 9 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Orta gelir tuzağına neden düştük?.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Asgari Ücret tartışması bilerek kamu oyunu oyalamadır. Gerçekte en sonunda kararı hükümet veriyor. 2800 lirayı geçmeyeceği anlaşılıyor. Dolar olarak 359 dolar eder. Birisi çalışan İki kişilik bir ailede, yıllık fert başına gelir olarak, 2154 dolar eder. Türkiye'de 2019 fert başına gelir 9127 dolar idi. Kaldı ki, fert başına gelir de tek başına bir anlam ifade etmez. Refah düzeyini ölçmek için Diğer ülkelerle karşılaştırmak gerekir."diyen yazar, yazısnın devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'de fert başına GSYH, 2003 ve 2004 yıllarında dünya ortalamasının altında kaldı, 2005 -2016 yılları arasında da üstüne çıktı. 2017 sonrasında yeniden altında kaldı.
Temel neden AKP iktidarının günübirlik ve siyasi çıkarlara öncelik vermesidir. Bu nedenle kaynaklar popülizm yolunda kullanıldı ve neticede etkin kullanılmadı. Cari açıkla büyümenin sürdürülmesi imkansız olduğu halde, Türkiye aramalı ve hammadde ithal ederek üretimine devam etti. İthalatın finansmanı ve dış borçlanma, o gün görünmedi ve etkili olmadı ve fakat potansiyel büyümeyi engelledi. Eğer cari açık yatırım malı ve teknoloji ithali için verilmiş olsaydı, zaten yatırım sonrasında ihracat artışı yaratacak ve devam etmeyecekti. Ayrıca yatırım ve teknoloji üretimde artışı yaratarak kendinden daha fazla katma değer üretmiş olacaktı.
Kamu ihaleleri, Kamu - özel işbirliği ile yapılan yatırımların fırsat maliyeti çok yüksek oldu.
...***
Taha Akyol, 9 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Lütfi Elvan ne yapmalı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, elbette ne yapması gerektiğini biliyor. Daha önemlisi, ‘ben bilirim’le yetinmeyip farklı bilgileri ve değişik bakış açılarını dinlemesi gerektiğini de biliyor.
İktisatçılar da yazıyorlar, söylüyorlar. Dünkü Karar’da iktisatçı arkadaşımız Mehmet Ali Verçin “Lütfi Elvan ne yapmalı?” diye yazmıştı.Ben elbette iktisadi bir reçete yazacak değilim. Ben bu ülkede çok aşınmış olan fevkalade değerli bir faktörün önemini vurgulamak istiyorum. Bu “güven” faktörüdür."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sistemine, kurumlarına ve rasyonelliğine yeterince güvenilmeyen bir ekonomik yapımız var.
Böyle bir yapıda Lütfi Elvan’ın güven tesis etmesi hem zor hem zorunlu.
Hepimizin de ekmeğiyle ilgili.
Evvela, Ak Partili okurlar belki bana kızacaklardır; yönetime, iktisadî zihniyetine ve elinin altındaki kurumlara güvenin sarsılmış olduğunu yazdığım için.
Ama şu sözler Cumhurbaşkanı’nın:
“Yatırımcının güvenini kazanmak için her türlü adımı atacağız.” (20 Kasım)
Anlamı açık değil mi? Bu iktidarın reformlar yaptığı, Batı’ya yöneldiği dönemlerde 220 milyar dolar yatırım sermayesi geldi…
Sonra neden durdu?
Kamu İhalesi Kanunu’nda yapılan bitmez tükenmez değişiklikler, “kurallı piyasa” yerine siyasi tercihlere dayalı bir uygulama şüphesi yarattı…
Merkez Bankası Kanunu’nun KHK’larla değiştirilip bağımsızlığının kaldırılması ve “laf dinlemedi” denilerek yönetim değişiklikleri yapılması bu kurumun bağımsızlığa güveni sarstı…
Yargının hali ortada; yargı bağımsızlığını imha eden asıl faktörün YSK olduğu, artık uluslararası raporlara geçmiş bir gerçektir…
Listeyi uzatmıyorum; “güven” tesis etmek için neleri değiştirmek lazım, “reform”da neler bulunmalı, birkaç örnek vermiş oldum.
Sayın Lütfi Elvan önceki gün YASED’deki konuşmasında Türkiye’nin önündeki iki büyük fırsat alanına dikkat çekti:
• Virüs salgını yatırımcılara tek tedarikçiye bağlanmanın dezavantajlarını gösterdi, artık üretim merkezlerinin dünyaya yayılması gerekecek. Türkiye bundan pay alabilmeli.
• Gecikmiş yatırımlar virüs sonrasında devreye girecek, yatırım patlaması olacak… Türkiye bundan pay almalı…
Gerçekten Elvan’ın sözleri vizyoner bir bakışı yansıtıyor. Bütün mesele yatırımcıyı çekebilmek için, Elvanın deyişiyle, “güvenli liman ve cazip imkanlar” faktörönü gerçekleştirmektir.
Evet her alanda sorun bu, “güven!”
Türkiye 2001’den itibaren kurumlarda güven yarattığı için on yıllık bir sağlıklı büyümeyi başarmıştı. Bugün iktidarın övündüğü her şey, o zamanın ürünüdür.
Ama aynı iktidar son 6-7 yılda adım adım kuralları ve kurumları aşındırarak bu güveni sarstığı için yatırım gelmediği gibi rant ve şişirilmiş tüketim yüzünden krize girdik.