Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Asgari ücretin dünyadaki pek çok ülkeye göre yüksek olduğu iddiası doğru değil
Yeniasya:
İçişleri Bakanlığı'ndan 81 il valiliğine ek genelge
Star:
Bakan Koca'dan önemli açıklama: Kayıplarımızı azaltmak zorundayız
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Elif Çakır 15 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Teşekkürler Türkiye’m! Paraya kıymış, en pahalı aşıyı almışız!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Sayın Koca, Sözcü Gazetesi’nden İsmail Saymaz’ın “Çin aşısının ucuz olduğu için alındığı doğru mu?” sorusunu şöyle cevaplamış: “İnaktif aşılar en pahalı aşılardır. Bu aşılar geleneksel ve doğal aşılardır. Rus aşısı dahil, mRNA aşıları daha çok ve kolay üretilir. Küçük ortamlarda, yoğun üretilen, ucuz aşılardır. Dünya onun için buna yöneliyor. İnaktif aşı daha büyük ortamda üretiliyor. Öbürü sentetik ve yapay. Daha kolay, daha ucuz. Bizim önemsediğimiz, para değil. AstraZeneca daha ucuz, parayı tercih etmiş olsaydık, onu alırdık. Önemli olan, güvenirliliğidir.”"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bakan Koca diyor ki:Çin aşısı ucuz değil bilakis pahalı bir aşı.
Parayı önemsemedik, para hesabı yapsaydık, dünya gibi biz de diğer aşılara yönelirdik!
Böylece dünyadaki ‘ucuzluk’çu imajının aksine Çin’in aşı konusunda bir hayli pahalı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz! Ama endişeye mahal yok, Çin bize indirim yapmış. Sayın Koca diyor ki “Çin aşısı bize dünya fiyatından aşağı olacak.”
Bu durumda bütün dünyanın ‘AstraZeneca, Pfizer/BionTech gibi ucuz aşıya’ yöneldiği bir yerde ‘parayı tercih’ etmeyen devlet büyüklerimize teşekkür etmeliyiz!
Düşünün ki Çin’in kendisi bile vatandaşları için ‘daha ucuz’ olduğundan 200 milyon dozluk AstraZeneca/Oxford anlaşması yapmış!
Şimdi Bakan Koca, her fırsatta Çin aşısının güvenilir olduğunun altını çiziyor. Sağlık Bakanı ne kadar güvenilir olduğunu anlatsa da Çin aşısına karşı kamuoyunda ciddi bir endişe var. Doğal olarak da Sağlık Bakanı’nın, iktidar mensuplarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu aşıyı yaptırıp yaptırmayacağı merak konusu oldu.
Karar TV’de Yıldıray Oğur ile birlikte yaptığımız ‘Özel Röportajlar’ programında Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şöyle seslenmişti:
“Madem ki Çin aşısı güvenilir Sayın Erdoğan ve iktidarın diğer görünür isimleri kameralar önünde getirdiğiniz aşıyı önce siz yaptırın. Yaptırın ki vatandaş getirdiğiniz aşıya güven duyabilsin.” (2 Aralık)
Önce Sağlık Bakanından geldi cevap “Kamuoyunun önünde aşıyı yaptıracağım” dedi. (3 Aralık)
Çin’den gelen aşıyı yaptırıp yaptırmayacağı sorusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da soruldu, Bakan Koca’nın bu aşıyı yaptıracağı hatırlatılarak. Hiç düşünmeden şu cevabı verdi:
“Benim de aşı olma konusunda sıkıntım söz konusu değil. Sağlığın söz konusu olduğu yerde bizler de ne gerekiyorsa yapmak durumundayız. Sağlık için gerekeni yapar, örnek olurum.” (4 Aralık)
İtiraf etmeliyim ki Sayın Erdoğan’dan asla “aşı yaptırırım, aşı olma konusunda sıkıntım söz konusu değil” gibi bir cevap beklemiyordum. Hem de hiç düşünmeden ve bu kadar sakinlikle olumlu yanıt vereceğini hiç beklemiyordum.
Nedeni Sayın Erdoğan’ın ve ailesinin aşılara karşı mesafeli olmasıdır.
2009 yılında dönemin sağlık bakanı ile arası “Domuz Gribi Aşısı” yüzünden açılmıştı. Kamuoyunda aşının güvenilir olup olmadığı tartışılmış, dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ aşının güvenilir olduğunu anlatmış, gazetecilerin sorusu üzerine kendisinin de, Başbakan Erdoğan’ın da, Cumhurbaşkanı Gül’ün de elbette aşı yaptıracağını söylemişti.
Ve kameralar karşısında aşı da yaptırmıştı Bakan Akdağ.
Erdoğan partisinin grup toplantısında bu kez kameralar karşısında önce şu sözlerle çıkışmıştı Bakan Akdağ’a:“Aşı konusuna gelince, bu konuda Sağlık Bakanımla aynı düşünmüyorum, onu da söyleyeyim, kimseyi zorlayamazsın.”
...***
Esfender Korkmaz 15 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Erken sanayisizleşme"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" TÜİK, Sanayi üretim endeksi, Ciro endeksi, Perakende satış endeksi ve Tüketici güven endeksini açıkladı. Önceleri TÜİK'in açıkladığı veriler tartışılmazdı. Artık tartışılıyor. Biz doğru olduğu varsayımı ile yorum yapacağız.Sanayi üretim endeksi; geçen sene Ekim ayında 123,1 iken bu yıl ekim ayında yüzde 10,2 oranında artarak yüzde 134,2'ye yükseldi.Ekim ayında 2015 bazlı perakende satış hacmi geçen yılın 2019 ekim ayına göre bu sene ekim ayında yıllık olarak sabit fiyatlarla yüzde 12,0 arttı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yine bu sene Ekim ayında, cari fiyatlarla toplam ciro endeksinde yıllık artış yüzde 30,9 oldu. İdari ve destek hizmetlerinde ve konaklama ve yiyecek sektörlerinde ciro endeksi düştü.
Tüketici güven endeksi, 2019 Kasım ayında 81,3 iken bu sene Kasım ayında yüzde 1,5 oranında düşerek 80,1 oldu. Hanenin maddi durumu endeksi de geçen yıl 69,7 iken bu sene 66,6'ya geriledi.
Endekslerin artması, piyasada hareketlenmeyi gösterir. Bu şartlarda 2020 son çeyrekte daralma olmayabilir. Düşük de olsa büyüme beklenebilir.
Bu artışların bir nedeni ertelenen taleptir. Bir diğer nedeni halkın bazı malları stoklamasıdır. Ayrıca Türkiye'nin iç dinamikleri yüksektir. İş yapabilmek için herkes bir şeyler yapmak istiyor.
Bu günkü koşullarda ekonomide buhran seviyesinde bir çöküş beklemek yanlış oldu. Çünkü krizin bir de psikolojik yönü var. Eğer halkta panik olursa, bu panik ile herkes bankalara hücum ederse, hisselerini satmak isterse, o zaman buhran düzeyinde bir kriz olur. Oysaki herkes pandemiye göre ihtiyatlı hareket ediyor.
Türkiye neden erken sanayilesizleşmeye girdi?
Erken sanayilesizlemede, finans sektörünün spekülatif kar cazibesi etkili olmuştur. 2004 sonrasında sıcak para girişi, yüksek reel faiz düşük kur işbirliği ile sanayiciler de tasarruflarını kendi alanlarında değil finansal yatırımlarda değerlendirdi.
2015 ve 2016 FETÖ olayları ve darbe teşebbüsü ile başkanlık sisteminin uyum sorunları, hukuk ve demokrasi tartışmaları reel sektör de güven sorunu yarattı. Yatırım eğilimi düştü.
Siyasi iktidar, ekonomide geçici fakat hızlı büyüme sağlayan konut yatırımlarına ağırlık verdi. Bu alanda kamu kurumlarını görevlendirdi. Çünkü aynı zamanda kamuya rant geliri elde ederek bütçe açıklarını düşürmeyi planladı. Kamu kredilerini, teşvikleri bu alana yöneltti. İmalat sanayi daha az destek gördü.
...***
Taha Akyol 15 Aralık tarihli Gazeteoku'da, " Evet, bilime güveniyorum"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bugün İngiltere, Almanya, Amerika, Çin ve Rusya Covid 19’a karşı aşı geliştirdiler, uygulamaya başladılar. Türkiye’nin kendi aşısını Nisan’a uygulamaya başlamasını hepimiz ümitle bekliyoruz. İki Türk bilim insanı, Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci Almanya’da BioNTech adıyla şirket kurmuşlar, bilimsel çalışmalar yapıyorlardı. Şirket Amerikan Pfizer’la ortak olmuştu. Böyle bir iktisadi ve bilimsel zeminde, kendi deha ve enerjileriyle aşıyı buldular."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Merkel, onların Türk olduğunu belirterek açıkça kutladı.
Avrupa’daki ırkçılara iyi bir cevaptır bu.
Irkçılık ya da Hıristiyanlık duygularıyla, Almanya bu iki bilim insanını başlangıçta kabul etmesiydi, belli ki kaybeden Almanya olacaktı!
Amerika’da biyokimya mühendisliği doktorası yapan Lübnanlı Ermeni Nubar Afeyan on yıl önce Moderna şirketini kurmuş, şimdi aşıyı buldu.
Gelişmiş ülkeler en iyi üniversite ve laboratuvarlarıyla, maddi imkanlarıyla ve güven veren hukuk sistemleriyle bütün dünyanın parlak beyinlerini çekiyor.
Yüksek beyinler; din ve milliyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun, Türkiye’ye lazımdır.
Elbette bizim de dünya standartlarında bilim insanlarımız var. Fakat hem yeterli sayıda değil, hem ülkenin siyasi atmosferi Türkiye’ye beyin çekmiyor, hatta itiyor!
Bilimin gelişmesi için yurt dışına daha çok öğrenci göndermeliyiz, Çin’in yaptığı gibi…
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemiyle, “Yurt dışında okuyanlar çoğu zaman Batının kültür ajanı olup dönüyorlar” derseniz… Yurt dışına gidenlere “biletlerini verip gönderelim” derseniz… Atamalarında liyakatten önce “bizden” tercihi yaparsanız beyinleri çekemezsiniz.