Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: 5 ilde günlük vaka sayıları düşüşe geçti
Star:
Bakan Koca'dan tedbir açıklaması: Pozitif vaka sayısı yüzde 20 azaldı
Karar:
Ekonomide zor denklem
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır 18 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ekonomi coşar mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonominin içinde bulunduğu hal ve şartları bilenler için ekonominin kısa vadede coşmasından bahsetmek kolay değil. Bununla birlikte şartlar yerine getirilse ekonominin coşması da mümkündür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir dönem THY’de Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Candan Karlıtekin, ekonominin coşma şartını demokrasiye başlamış ve şöyle demiş: “Bizim öncelikle kendi evimizin içini düzeltmemiz lâzım. Türkiye’yi demokrat, özgür bir ülke haline getiremiyoruz. Avrupa Birliği’nin değerlerine bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Türkiye demokrat bir ülke olsa ekonomi zaten coşar. Türkiye’de insanlar sıkışmış durumda ve geleceklerini burada kurgulamak istemiyorlar. Sadece insanlar değil, sermaye bile sıkışmış durumda. Türkiye’de kırılmayan bir kabuk var, korkular hep gündemde.” (karar.com, 11 Aralık 2020)
Siyasete atılan ve çalışmalarını Deva Partisi’nde sürdüren Karlıtekin, iktidara gelen partilerin muhalefetteyken söylediklerini unuttuğu yönündeki bir soruya, “Temel sebebi, yerleşik menfaatler. (...) Halkın duymak istediğini söylemek yani. Ve çok konforlu bir alandır. ‘Dış güçler bizi yemek istiyor’ söyleminin müşterisi çoktur mesela. Fakat buna karşı olmak lâzım. Sürekli herkesin Türkiye’nin aleyhine çalıştığına dair safsatalardan kurtulmak lâzım. Bu iletişimi halkla yapmalıyız. Konuşulunca insanlar ikna oluyor.”
Karlıtekin’in, bir dönem sorumluluk aldığı THY ve tartışılan 3. havalimanı hakkında yaptığı yorum da şöyle: “Türk Hava Yolları’ndaki 353 uçağa, normalde 2023’te gelecekti, fakat 2019’da gelindi. Niye? Çünkü yeni bir havalimanı yapıldı. Çünkü İstanbul Havalimanı’nı doldurmak zorundasınız. Müthiş kapasiteli. O zaman ne oldu? Türk Hava Yolları, bütün büyüme planlarını öne çekti. İstanbul Havalimanı’nı doldurmak için uçaklar erken alındı. (...) Peki, bu büyüme Türkiye’nin gerçek uçma ihtiyacı ile örtüşüyor mu? Soru bu. Bence örtüşmüyor. (3. havalimanına) Benim temel itirazım şuydu; havacılık açısından ihtiyaç yoktu. Diğer havalimanlarına yapılan ilâve yatırımlarla Türkiye’nin uçuş ihtiyacı karşılanırdı. Meselâ Sabiha Gökçen’e kaç yıldır ikinci bir pist yapılamadı, enteresan yani. Koskoca havalimanı yapılırken, Sabiha Gökçen’de ikinci pist 6 yıldır niye yapılamıyor?”
Karlıtekin ayrıca şeffaflık çağrısı da yapmış: “Bütün ilişkilerimizde şeffaflık sorunu var. Enflasyon rakamlarında da şeffaflık yok. Kısacası A’dan Z’ye hiçbir şeyde şeffaflık yok...”
…***
Akif Beki 18 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “HDP, MHP seçmeninden geçinmiyor ama!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“MHP lideri Bahçeli, HDP'nin kapatılması için AK Parti'ye bastırıyor. Ekonomik gerekçesi tartışılır. Ama zaten mesele, HDP üzerinden AK Parti'yi nasıl bir reform tutturulacağı konusunda sıkıştırmak, seçimini yapmaya zorlamak. HDP'yi, milletin ekmeğini yiyip millete düşmanlıkla suçluyor.
O kısmı şöyle: "HDP, 2016’dan bugüne kadar, ki 2020 de dahil olmak üzere 285 milyon 888 bin lira hazine yardımı almıştır. Yine bu tarihler arasında Kandil ruhsatlı bölücü milletvekillerinin aldığı toplam maaş tutarı ise 39 milyon 88 bin 872 liradır."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gerçi küçük bir ayrıntı atlanıyor. HDP seçmeni sadece oy vermiyor, vergi de veriyor.
Bu yıl kişi başına düşen vergi miktarı, kabaca 10 bin lira.
HDP'nin 6 milyon seçmenine düşen vergi yükü, 60 milyar lira civarına denk geliyor. Bir yılda.
4 yılda Hazine'den aldığı toplam parti yardımı ve milletvekili maaşı ise hadi 350 milyon lira olsun...
Bu durumda HDP, kendi seçmeninin vergilerinden yemiş oluyor. Başka parti seçmenlerinin kesesinden geçiniyor değil ki...
Fakat hesap, bununla bitmiyor.
Bahçeli'nin ortağına sorduğu şu: HDP'ye terörist diyorsak niye devlet beslesin! Hainse ihanetin masrafları niye milletten çıkıyor! Seçenek kalmadı. Burada tarafsızlığa yer yok, hangi yöne gitmek istiyorsunuz? Yol ayrımına geldik, artık karar verme zamanı. Daha fazla oyalamadan tercihinizi yapın...
Parti kapatmayı faydasız gören AK Parti yöneticisi Kurtulmuş'tan lafını esirgememesi de şakasının olmadığını gösteriyor.
Aynı mesaj dizisinde Bahçeli'nin, yaptırımlardan sonra hala diplomasi adı altında ABD'yle dost ve müttefik gibi geçinmeye de itirazı var.
Ve Cumhur İttifakı ortağından, teklifine en kısa zamanda cevap bekliyor. Geçiştirilmeye, atlatılmaya izin vermeyecek bir keskinlikte hem de.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın duyurduğu üzere; yargıyı bağımsız ve tarafsız yapmak, küresel siyasetteki değişimlere ayak uydurmak için mi reform yapılacak?
Yoksa Bahçeli'nin söylediği şekilde, mesela "terörist" Demirtaş'la "Sorosçu" Kavala'nın suçluluğunu bir an önce yargıya teyit ve tescil ettirmek için mi?
2021, reform yılı olacak olmasına da... Demokrasi ve hukuk reformunun önceliği, bu ikisinden hangisi olacak?
Bahçeli'nin tavrı net ve tartışmaya açık değil.
Sıra AK Parti'nin reformdan ne anladığını netleştirmesinde. Karar anı geldi.
Adını koyup reform bahsini uzatmadan kapatma çağrısı, bakalım AK Parti'de nasıl karşılık bulacak.
....***
Ali Sirmen 18 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “O ne biçim söz öyle!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“O ne biçim laf öyle! En iyisi mi biz bunu hiç duymamış olalım! Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bakanlığının bütçesini savunduğu sırada İYİ Partili Ahmet Erozan’ın, “Bütçeyi iyi kullanın, ikinci yarıda biz devralacağız” şeklindeki uyarısına verdiği cevaba karşı, yukarıdaki sözlerden başkaca ne denebilir ki?..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ahmet Erozan’ın AKP iktidarının sonunu vurgulayan sözleri Çavuşoğlu’nu kızdırmış:
- Hayrola ne oluyorsunuz! Siz de mi Biden’dan umut bekliyorsunuz yoksa, diyor ve ülkede iktidarı değiştirecek bir seçim olmadığını söyledikten sonra da ipin ucunu kaçırıyor:
- Ülkede seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz...
Söylediği lafın nereye gideceğini bilmesi gereken bir dışişleri bakanından bunları duyunca insan irkilerek soruyor:
- Ne diyor bu adam yahu?
Haydi “Siz de mi Biden’dan umut bekliyorsunuz?” sözlerini bilinçaltına işlemiş, “bizi getiren ABD getirdiği gibi götürmesin sakın!” telaşının ifadesi olarak yorumlayalım.
Peki, muhalefete, “seçim olsa bile iktidar size verilmez” denmesinin anlamı ne?
Nasıl olacak da seçime rağmen iktidar devredilmeyecek?
Faşist darbe dışında bunu gerçekleştirmenin başka bir yolu daha var mı?
Daha önce devletin demokratik niteliğini, eline geçmiş olan devlet erkini, cebir şiddet yerine ikame edip manevi cebir unsuru olarak kullanarak değiştirmiş olanların bunu bir kez daha denemekte beis görmeyecekleri aşikârdır. Onların, böyle bir girişimde bulunmalarını engelleyecek hukuk, adalet duyguları veya ettikleri yemine sadakat kaygıları yoktur. Bir kez daha, gönül rahatlığıyla sivil darbeyi deneyebilirler.
Bu durum göz önünde bulundurulunca, Mevlüt Çavuşoğlu’un Meclis kürsüsünde anayasal suç işlediği gerçeği daha belirginleşiyor. Çavuşoğlu, anayasanın 301-313. maddelerinde düzenlenmiş anayasayı ihlal etme suçuna davetiye çıkarmaktadır.
İşin ilginci, AKP’nin seçimleri kaybetmesi halinde bu sonucu tanımayacağı yönündeki söylentilerin son zamanlarda iktidar ve ona yakın çevrelerce sıkça dile getiriliyor olmasıdır.
Bu olgunun nedenini, sandıkta kazanmaktan umudu kesmiş olan AKP’nin, kamuoyunu “nasıl olsa seçimi kaybetseler bile gitmeyecekler” düşüncesiyle sandıktan soğutma taktiğiyle açıklayabiliriz.
Yoksa AKP’nin sandıkta kaybettikten sonra gitmemekte direnme olanağı yoktur.
Bugün o dış desteklerin hiçbirisi yoktur. Bir zamanların örnek gösterilen AKP Türkiyesi’ne Batı bütün kurumlarıyla yaptırım uygulamaktadır.
Yaptırımlar konusunu irdelerken, ilk defa ABD ve AB’nin Türkiye’ye yaptırım konusunda ortak bir tutumda olduklarının ve artık bir müttefike değil, hasma karşı kullanılan dili kullandıklarını gözden uzak tutmamak gerek.
AKP modeli başarısız olmuştur, öngörülemez, denetlenemez olmasının beceriksizliğinin yanı sıra, kendi alt emperyalist emellerini de işin içine katınca, her türlü destekten yoksun bir hale gelmiştir.