Aralık 21, 2020 13:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Alım gücü de yüzde 40 düşen emekli daha zor bir kış geçirecek

Yeniasya:

Kayyım düzeninde sıra STK’larda mı?

Star:

Bakan Koca güncel verileri açıkladı: Daha belirgin neticeler alacağımıza inanıyoruz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Veysel Ulusoy 20 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Merkez Bankası da ‘verimlilik’ dedi ama..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yaklaşık beş yıl önce Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yönetiminde, Türkiye’de imalat sanayii verimliliği önündeki engelleri saptamak, onu etkileyen faktörleri ortaya koymak ve ekonomik büyümeye katkısının artırılmasını sağlamak için bir çalışma grubu oluşturuldu. Üç yıl süren proje aynı zamanda Avrupa Birliği ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından desteklendi. Projenin tamamlanmasının ertesinde o zaman Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı olan Naci Ağbal sunum konuşmasında,  Koronavirüsü yenen doktor; 'İlk kez ölümü gördüm'."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

- Türkiye’nin ortalama yüzde 5 olan potansiyel büyüme oranını yukarı çekecek esas faktörün büyük ölçüde verimlilik artışları olacağını, 

- Bununla desteklenen büyümenin enflasyona da neden olmayacağını, 

- Verimlilik artışlarının ekonomiyi daha rekabetçi kılacağını ve 

- Ekonomiye istikrar getireceğini vurguladı.

2 yıl sonrasına yani günümüze gelelim...

Geçen günlerde Merkez Bankası Başkanlığı’na atanan Naci Ağbal, çarşamba günü düzenlediği 2021 yılında para ve kur politikası sunumunda klasik yaklaşımları anlattıktan sonra pek de alışkın olmadığımız birkaç yorum daha ekledi konuşmasına. Sayın Ağbal, 

- Türkiye’de dalgalı kur rejiminin uygulanmakta olduğunu, 

- Döviz kuru seviyesinin piyasadaki arz ve talebe göre belirlenmekte olduğunu, 

- Merkez’in herhangi bir şekilde enflasyon hedeflemesi rejimi içinde kur hedefi ve kur seviyesine ilişkin bir değerlendirmesi olmaması gerektiğini ve 

- Ekonomide rekabet gücümüzü artıracak esas itici gücün verimlilik artışı olduğunu, rekabet unsurlarındaki kaydedeceğimiz ilerleme olduğunu belirtti.

Konuşmadaki ortak paydayı fark ettik mi?

İki yıl aradan sonra, birinde reel ekonomiyi temsil ederken, diğerinde de finansal piyasaların patronu olarak yapılan konuşmada ortak noktanın doğrudan verimlilik veya verimlilik artışı olduğunu söylemek zor olmaz. Verimlik basit anlamıyla, belirli bir zaman diliminde girdilerin her birinin ya da beraber ne kadar üretim yaptığının ölçüsüdür.  İyi de verimliliğin merkez bankalarının amaçları ile görev alanına dokunan tarafı nedir ki sayın başkan bunu vurgulamış...

İşin aslı, bizde bankanın amaç ve iştigal konusunda verimlilik ile ilgili hiçbir şey yok. Diğer çoğu ülke merkez bankalarının aksine banka para politikası araçlarını uygularken fiyat istikrarını gözetir, ona göre kur ve diğer göstergeleri kontrol etme amacı güder. Bu amaca rağmen, ne oldu da şimdi verimlilik kelimesini merkez bankası sentezlerinde bir temel unsur olarak koymaya başladık? 

Aslında bunların yanıtı yine başta belirttiğimiz projenin özetinde verilmiş... Verimliliğin enflasyon oranını nasıl düşürdüğü ve oynaklığı da azaltarak döviz seviyesinde kararlılığı nasıl sağladığı sorusu akla geliyor.

...***

Mehmet Kara 20 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " CHS’nin üçüncü bütçesinin ardından"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2021 yılı bütçe görüşmeleri hayli hareketliydi. Görüşmelere muhalefet partilerinin iyi hazırlandığı gözlerden kaçmazken, bakanların da bu sene performansı yerindeydi! “Atanmış-seçilmiş” tartışmaları arasında bazen sert bazen de üslûbu bozuk tartışmalar da yaşandı. Bu tartışmalardan birisinde AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan muhalefet partisine mensup milletvekillerinin neredeyse geçen seneki konuşmalarının aynısını yaptığını söyleyince, Antalya Milletvekili Cavit Arı’nın, “İşte hiçbir şeyi çözememişsiniz” diye karşılık vermesi manidar oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Dünya krizimiz var, yapamadıklarımız da var, ancak fotoğrafın büyüğüne baktığımızda nasıl büyük bir başarı hikâyesi yazıldığı ortada” diyen Turan’a CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “Bunların neresi yanlış?” diyerek ülkenin sorunlarını tek tek sıraladı:

“Meselâ bir milletvekilimiz ‘Zenginlerin borcunu sileceğinize gençlerin kredi borcunu silin’ dedi. Bir milletvekilimiz ‘Çiftçinin traktörünü, ineğini haczetmeyin’ dedi. Bir milletvekilimiz ‘Tarladan, üreticiden 1 liraya alınan mahsul markette vatandaşa 18 liraya satılıyor’ dedi. Genç bir milletvekilimiz “Her 4 gençten 1’i işsiz” dedi. Bunların neresi yanlış, bunu da çok merak ediyorum...”

Bu sorular cevapsız kalırken, iktidarın bardağın dolu tarafını, muhalefetin ise boş tarafını göstermesinin görevleri olduğu tartışması da yaşandı.

Ardından da Altay’ın bütçeden bahsederken, “veda bütçesi” demesine Turan, “Ben on yıldan beri milletvekiliyim, Engin Bey bu tırnak içerisinde büyük espriyi on yıldır her bütçede yapar” diye karşılık verince Altay, “yalan söylüyor” diye karşılık verdi. Ardından da bunun tartışması yaşanırken çiftçiden işçiye, dar gelirliden işsize varıncaya kadar sorunlar kaynayıp gitti.

Günlerce süren bütçe görüşmelerinden bir örnek sunduğumuz tartışmalarda muhalefet milletin sorunlarını anlatırken iktidar “bardağın dolu” tarafını göstererek sorunları görmezden gelmiş oldu.

Koronavirüs salgınına rağmen bu sene bütçe görüşmeleri hayli tartışmalı geçti. Her gün ortalama 12 saat görüşmeler devam ederken, Çarşamba günü yaklaşık 16 saatlik görüşme öncesi oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, milletvekillerinin konuşma sürelerine riayet etmesini istedi. Kimsenin sözünü kesmek istemediğini söyleyen Bilgiç, mümkün olduğunda konuşmaların konuşma süresi içinde bitirilmesini istedi.

Normalde 5 dakikalık konuşma süresi olan, soru sorma için süre 1 dakikadan 40 saniyeye indirilen vekiller bu durumdan zaten şikâyetçiydi. Bir de böyle bir ikaz alınca Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, “Grup Başkanvekillerinden keserseniz milletvekillerine eşit dağıtılmış olur. Böylece milletvekilleri de birazcık konuşabilmiş olur” deme gereği hissetti.

Yeni sistemle birlikte Meclis’in etkinliğinin azaldığı bir dönemde vekillerinin konuşma sürelerinin azaltılması ve soru sorma sürelerinin saniyelere indirilmesi bu seneki bütçe görüşmelerine damga vuran başka bir durumdu.

...***

Esfender Korkmaz 20 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Ekonomide dört yanlış" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Merkez Bankası Başkanı, Merkez Bankası'nın kur hedefinin olmadığını, kurları tutmak amacıyla MB ve kamu bankalarının döviz satmayacağını, ellerinde yalnızca faiz ve para politikasının olduğunu açıkladı. Hükümet ise bütün yükü Merkez Bankası'nın sırtına yüklemiş görünüyor. Oysaki ekonomi yönetimi Hükümet ve Merkez Bankası'nın ortak sorumluluğundadır. Merkez Bankası aynı zamanda hükümetin danışmanıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Son beş yıldır enflasyon, işsizlik, yoksulluk sorunları tavan yaptı... Burada siyasi  iktidarın dört yanlışı var...

Bir… Dengesizlikleri yaratan kur şokları ve kur artışlarıdır. Demek ki kur politikası yanlıştır. 19 senedir yürümedi…  Cari dengeyi, üretim yapısını bozdu. Hükümet dalgalı kur politikasında neden direniyor? 

İki… Faiz politikası tek başına istikrar politikası değildir. İktisat politikaları bir bütündür. Dahası İktisat politikaları, konjonktüre, ülkeye, halkın moraline, demokratik ve hukuki altyapı sorunlarına bağlı olarak değişir. Bazen faiz enflasyon yaratır, bazı durumlarda ise enflasyon faiz artışını zorunlu kılar.

Temel mesele, büyüme, istihdam, gelir dağılımı ve fiyat istikrarını sağlamak için, para, faiz, kur, maliye, politikalarını koordineli uygulamaktır.

Faize takılmamızın bozucu etkisini o kadar net yaşadık ki; 22 Ekim 2020'de Merkez Bankası faizde diretmeseydi, dolar kuru 8 lirayı geçmezdi. Merkez Bankası 19 Kasım 2020 toplantısında tek faiz gösterge faizi ilan etti ve gösterge faizini yüzde 15'e çıkarınca, kurlara da yüksek düzeyde de olsa geçici bir istikrar geldi. 

Üç… Eğer iktisadi ajanlar ekonomi yönetimine güven duymuyorsa, ne yaparsanız yapın, sonuç alamazsınız. Bunu yaşadık. Hazine ve maliye Bakanı, açıklamaları, uygulamaları, tamamıyla algı yaratmak üstüne kurulu idi. Ancak siyaha beyaz demenin de bir sınırı vardır. Sonunda bakanın güven limiti eksiye döndü.  

Dört... Siyasi iktidar ve ekonomi yönetimi, ideolojilere, teorilere takılı kalırsa şimdi olduğu gibi doğru tespit yapamaz ve ekonomiyi yönetemez.