Aralık 23, 2020 13:26 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Valilikler de usulsüzlük içinde yüzmüş

Karar:

Fitch'ten Türk bankaları için kritik uyarı: Varlık kalitesi 2021'de zayıflayacak

Star:

Oruç Reis Akdeniz sularında! Süre uzatıldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 22 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Süper bulaştırıcı virüs, Türkiye’de var mı, aşılar iptal olur mu, daha tehlikeli mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Sars-Cov-2 virüsünde saptanan mutasyon, yani virüsün genetiğindeki değişiklik heyecan yarattı. Heyecanın nedeni, virüsün mutasyon yani değişim geçirmesinden çok, bu değişimle virüsün yüzde 70 daha bulaşıcı özellik kazandığının açıklanması.

Çünkü virüs bir yıl içinde 50 binden fazla mutasyon geçirdi. Mesela temmuz ayına kadar 12 bin mutasyon geçirdiği saptanmıştı. Fakat bu değişimlerin virüsü bizler için daha tehlikeli hale getirdiğine ilişkin bir bulgu açıklanmadı. Şimdi ilk kez İngiltere’de yapılan araştırmalarda virüsün bu varyantında görülen farklılıkların bulaşmada bir farklılık yarattığı belirtiliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Merak edilen çok şey var. En başta gelen, yeni virüsün geliştirilen aşıları işlemez hale getirip getirmeyeceği. İlk açıklamalara göre, şimdilik hayır. İnşallah diyelim, çünkü böyle bir durum dünyayı 1 yıl öncesine götürür, aşı çalışmalarının yeniden başlamasını zorunlu kılar.

İngiltere ve ABD’de kullanımı başlayan BioNTech ve Moderna yeni aşı teknolojisinin, değişime uğrayan (mutant) virüslerin aşıyı etkisiz hale getirmesi halinde, aşılar üzerinde çok hızlı değişiklikler, güncellemeler yapılmasını mümkün kıldığı belirtiliyor. Fakat şimdilik aşılar etkili görülüyor. mRNA dışında, diğer klasik aşılar için mesela Çin aşısı için aynı durum söz konusu mu, bilinmiyor. Tabii virüsün bu aşıları etkisiz kıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok.

Ama koronavirüs ailesinden örneğin gribal enfeksiyonlara yol açan diğer virüslerdeki mutasyonlar arasında, grip aşılarını etkisiz kılanlarının var olduğunu biliyoruz. Bu nedenledir ki grip aşıları, görülen virüsleri de kapsayacak şekilde her yıl yenileniyor.

Ama henüz Sars-Cov-2’de bu özellikle saptanmadı. Birmingham Üniversitesi’ndeki ekipten Nick Loman'a göre, bu virüsün üzerinde dış diken proteini dahil 17 mutasyonu var. Araştırmacılar bu mutasyonların “çoğunun daha önce başka virüslerde de bulunduğunu ancak tek bir virüste bu kadar çok mutasyonun olmasının pek alışık durum olmadığını” belirtiyorlar. Bu virüsün 30 kadar mutasyon geçirebileceği, daha sonrakiler için ise artık farklı bir virüs soyundan bahsedileceği belirtiliyor.

Türkiye’deki virüste de yüzlerce değişimin olduğu bir gerçek. Büyük bir olasılıkla İngiltere’deki virüs tipi de ülkemizde vardır. Fakat henüz bu konuda bir araştırma yok. Ülkemizde virüslerdeki değişimler düzenli izleniyor mu, bilmiyorum. Fakat aynı virüse İngiltere’ye komşu ülkelerde az sayıda da olsa rastlanmış.

Bu yeni durum, ülkemizde de Sars-Cov-2 virüslerinin her aşamada izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

...***

İbrahim Kahveci 22 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Fakirleştikçe fakirleşiyoruz"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hedefimiz 2023, Milli gelir 2 trilyon dolar, Kişi başına gelir de 25 bin dolar olacaktı. Ama bugün ülke gelirimiz 700 milyar doların altına, kişi başına gelirimiz de 8 bin doların altına düşüyor. Şu noktayı da unutmayalım. GSYH hesabında 262 milyar doları revizyonla hanemize yazmıştık. Hatta revizyonlar eski yıllara aynı oranda gitseydi, dolar bazında reel gelir olarak 1998 yılından bile fakir olduğumuz ortaya çıkacaktı. Bir başka hesap ise satın alma gücü paritesi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

2008 yılında 12400 dolar olan kişi başına reel GSYH değeri 2017 yılında 19400 dolara kadar çıkıyor. Ama artık orada da düşüş başlamış.

2019 yılı SGP reel GSYH değeri kişi başına 18500 dolar olmuştur. Son iki yıldır orada da düşüş yaşanıyor.

Kısaca fakirleştikçe fakirleşiyoruz. Şimdi asıl meseleye gelelim.

2020 yılı başında 462 milyar lira olan tüketici kredileri aralık ayı başında 675 milyar liraya yükselmiş durumda.

Tüketici kredileri 11 ayda tam yüzde 46 artış göstermiş. Tabiri caiz ise bu yıl kredi ile tükettik. Bu tüketim diğer tüketimleri de tetikledi doğal olarak. Kredili tüketime alışık bir ülke olduk. Yıllarca dış borca dayalı tüketim sayesinde sanal bir refah yaşamış ülkeyiz. Sıkıştığımız an aklımıza kredi-faiz ve tüketim geliyor.

Kredili tüketimden başka büyüme bilmiyoruz

Şimdi mesele şu: Başkanlık sistemi ile zaten 2015 yılında bunalıma girmiş ekonomimiz hepten çöktü. Üstüne üstlük 2020 yılında bir de pandemi eklendi.

Artık geniş tanımlı işsizlik yüzde 30’lara geldi. Ülkede iş olsa çalışırım mantığındaki işsiz sayısı ise 10 milyon kişi.

Ama biz bu durumdaki ekonomiyi soğutmak zorundayız. Merkez Bankası yeni Başkanı Naci Ağbal’ın para ve kur politikası toplantısında değindiği nokta önemli: Krediye dayalı tüketimi kısmak durumundayız. İyi ama zaten gelir yok... Yani gelir dağılımı bozuk olduğundan alt gelir gruplarının zaten bir geliri yok.

Ücretler bile kısa çalışma ödeneği veya ücretsiz izin gibi nedenlerle oldukça düşmüş durumda. Bu rakamlar GSYH hesabında da görülüyor.

Ne kadar fazla kemer sıkabileceğiz? Ya da bu kemer sıkmaya toplum nasıl dayanacak?

Zaten fakirleşmiş ve fakirliğe bağlı travmalar yaşayan bir ülke olduk. Acaba yerli-milli söylevler ne kadar karın doyuracak?

Beka meselemiz açlığı ne kadar örtecek? Kısaca söylevi bol eylemi yetersiz bir yönetim ile toplum bu acı şurubu ne kadar daha içmeye razı olacak? Zamanla göreceğiz. Ama şunu belirteyim ki, ülke olarak yanlışlar biriktikçe ödediğimiz ve ödeyeceğimiz fatura sürekli kabarıyor. O zaman hadi hep beraber Kanal İstanbul’u yapalım. Oradan arsa alanları daha ne kadar bekletebiliriz ki? Hep beraber eller kazmaya...

Bu fakirliği başka nasıl unutabiliriz? Bari Kanal İstanbul’u yapalım da arsa alanlar rahat etsin.

...***

Cevher İlhan 22 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Esnafa destekte dağ fare doğurdu"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bütün uyarılara rağmen, hâlâ “algı yönetimi”yle salgın verilerinin doğru verilmeyip inadına çelişkili bilgilerle garip dayatmalar sürüyor. Önceki gün için Sağlık Bakanı, “ağır hasta ve aktif vaka sayımız düşmeye devam ediyor” dese de test sayısının 200 binlerden 158 bine düşmesiyle vaka sayısının düşük çıkmasına mukabil “turkuaz tablo”da ülke genelinde 246 vefâtın olduğu duyurulurken önceki yıllara göre ölümlerin iki kat arttığı İstanbul’da Mezarlıklar Müdürlüğü kayıtlarına göre 120 vatandaşın bulaşıcı hastalıktan vefatı çarpıcı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Buna rağmen, bütün dünyada ağır hasta sayısının yüzde 25’i ölümle sonuçlanırken ülke genelinde 196 ölümün gösterildiği günde on büyükşehirde 467 vefatın olması, Mart’tan bu yana Kovidle “18 bin vefâtın olduğu”nun bildirilmesi”ne karşı, sadece 20 ilde 30 bini bulması vahameti ortaya koyuyor. 

Bu haliyle, son haftalara kadar çarpıtılarak eksik verilmesine rağmen Türkiye 2 milyon 25 bini aşan vak’a ile dünyada “ikinci” olmasına karşı vefât sayısında çok gerilerde. Kısacası, kısıtlamalar “tablo”ya yansımıyor. Bu yüzden “salgında kötü yönetim” de en önlerde.

Bu arada baştan beri bütün uzmanların önerdiği, bütün ülkelerin uyguladığı en azından iki haftalık “tam kapanma” çağrılarına rağmen, avm’lerin, spor salonlarının açık tutulup yüzlerce işçinin aynı ortamda çalıştığı fabrikalar tam kapasite çalışırken, hafta içinde saat 21’de başlayan sokağa çıkma yasağı öncesi toplu taşıma araçlarına insanların yığılmasıyla virüsün bulaşma riskinin daha da arttığı kaydediliyor. Zaten herkesin evinde olduğu gece kısıtlamasının mâkul bir izâhı bulunamıyor. 

Bu arada bütün esnafa değil, ancak işyeri kira olan esnafa üç ay süreyle büyükşehirlerde aylık 750, diğer illerde 500 lira kira ile yetinildiği, işletme sahiplerine bin lirayla kalındığı ve yıllık kirası on bin lirayı aşanların yararlanamadığı “destek paketi” tartışılıyor.