Mayıs 01, 2016 09:19 Europe/Istanbul

Rahmi Turan, Sözcü gazetesinde, “Bahçeli, AKP’ye son bir kıyak yapacak!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP’de kazan kaynamaya devam ediyor.Kongre süreci, yetkisiz olduğu ileri sürülen iki yerel mahkeme tarafından durduruldu.Bu, pek hukuki bir duruma benzemiyor. Olayda, MHP Genel Merkezi’nin başvurusu kadar, AKP’li Adalet Bakanı’nın da etkisi olduğu iddia ediliyor.Genel Başkan adaylarından Sinan Oğan “MHP Tüzük Kurultayı, Adalet Bakanı’nın meselesi haline gelmiştir ve bu, kararın nasıl bir ortamda alındığını göstermektedir” diyor ve ekliyor:“MHP’yi PKK’lıların gerisinde bırakan bir yapı var. Buna itiraz etmeyelim mi? MHP’nin bu durumuna itiraz ediyor ve yönetimin değişmesini istiyoruz.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

…***

Sinan Oğan haklı ama, iktidar partisi AKP, MHP’nin başkan değiştirerek güçlenmesini istemiyor. MHP ne kadar güçsüz olursa, AKP’nin o kadar işine geliyor çünkü.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, gelişen olayların bir erken seçimi gösterdiği görüşünde… “Biz, iktidarın bir baskın erken seçimine hazırlanmaya başladık bile” diyor.

AKP, Meclis’teki sayısal üstünlüğü ile böyle bir erken seçim kararı alabilir. İşine gelir çünkü… MHP’yi daha zayıf bir halde yakalayamaz!

Bir erken genel seçim halinde MHP ve HDP’nin bu yapılarıyla baraj altında kalmaları kuvvetli bir ihtimaldir.

O zaman Meclis’e sadece iki parti girer. AKP ile CHP… Ve AKP, 400’e yakın milletvekili ile ülkenin tam hâkimi olur. Yapılan hesap bu!

Kongreyi yapmamakta direnen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, anlaşılan AKP’ye son bir kıyak yapıp siyasete veda etmek niyetinde!Bakalım AKP tüm destekleri karşılığında ona ne zaman madalya verecek?

Kilis halkı hâlâ diken üstünde… Her an tepelerine inecek roketleri beklemekten perişan oldular… Herkesin sinir sistemi bozuldu.Peki, devlet ne yapıyor? Efendim, “Fırtına obüsleri” ile, misliyle cevap veriyormuşuz…

Geçin onu efendiler, geçin… Kilis’teki yöneticiler hep AKP’li… 1 Kasım seçimlerinde Kilis halkı AKP’ye yüzde 65.6 oy vermişti… Şimdi doğal olarak halk AKP’den çare bekliyor ama boşuna…

Kilis halkının derdini, oy vermedikleri CHP’nin bir milletvekili Meclis’e taşıdı.

İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, Kilis’e yönelik kanlı roket saldırıları konusunda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın cevaplandırması istemiyle bir önerge vererek:

“Güçlü imha kudretine sahip Hava Kuvvetlerimize IŞİD katillerini yok etmek için gereken emir ve talimatları neden vermiyorsunuz?” diye sordu

…***

Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “Bankalarda yaşanan büyük dram”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul Bakırköy'de bir banka şubesi.Tıklım tıklım dolu. En çok kalabalık, gişe ve bireysel müşteri temsilcilerinin önünde.Gişe işlemlerinin büyük bir bölümü ya fatura, ya da hesap işletim ücretinden dolayı hesap kapatma.Bireysel müşteri temsilcisinin yan yana dizilmiş masalarında ellerinde nüfus kağıdı ile bekleyen onlarca insan.Her ne kadar sıra numaraları binlerle başlasa da neredeyse 3 dakikada işlemler bitiyor ve bir sonraki numara bankacının karşısına geçiyor. Çünkü kredi için başvuran vatandaşların büyük bir bölümünün bu talebi sistem tarafından otomatik olarak reddediliyor. Nedeni ise düzenli ödeme ve yeterli gelirlerinin olmamasından dolayı kredi notlarının düşük olması. Bu nedenle işlem sırası hızlı ilerliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bankacının karşısına geçenlerin hepsinde bir mahcubiyet ve hepsinde bir gerginlik var.

Burada herkes birbirinin hikayesini duyuyor. Çünkü bankacının masası kapalı bir odada değil şubenin orta yerinde ve açıkta. Bu nedenle müşteri gizliliği diye bir şey kalmıyor.

Bekleyenlerin yüzde 90'ı kredi almak için gelmiş.

Bankacı kız bıkkınlığına rağmen yeni gelen müşteriyi gülümseyerek koltuğa buyur ediyor.

Koltuğa 50 yaşlarında bir erkek oturuyor. Etrafına bakıyor birilerinin kendisini duymasından rahatsız olarak bankacıya usulca eğilip, büyük bir mahcubiyetle kredi istiyor.Bankacının ilk sözü, "Ne kadar?" oluyor.Adamın yanıtı beni şaşırtıyor ama bankacıyı hiç şaşırtmıyor. Belli ki bu yanıta çok alışkın:"Ne kadar verirseniz..."Düşünebiliyor musunuz 3-5 bin ya da 10 bin değil artık vatandaş ne verirseniz durumuna gelmiş. Oradan neredeyse 100 lira verseniz alıp gidecek!30'lu yaşlarındaki bankacı nüfus cüzdanını alıp bilgisayardan adamın kredi notuna bakıyor ve başını sallıyor:

-Sizin başka bankadan krediniz ve gecikmeniz varmış. Kredi alamazsınız!

Bu yanıt ile adam sanki utanç duyulacak bir suç işlemiş gibi başını önüne eğip oradan uzaklaşırken bankacı arkasından sesleniyor.Adam büyük bir umutla tekrar masaya yönelirken, genç bankacı adama hayal kırıklığını bir kez daha yaşatıyor:

-Nüfus cüzdanınızı unuttunuz!

Daha 1 dakika bile geçmeden bir başka içimi sızlatan olaya şahit oluyorum.40 yaşlarında, belediye taşeron işçisi olduğu üzerindeki kıyafetten belli olan kişi geçiyor masanın başına.

Yine aynı sahne. Sadece kişiler değişiyor. Bankacının yüz ifadesi ve el ifadesi adeta otomatiğe dönüşmüş.

Ancak bu kez adamın talebi Türkiye'de vatandaşın yaşadığı sefaletin boyutunu gösteren cinsten.

Bodrumda bir lahmacuna 50 lira verilen, cep telefonu için 4 bin lira ödenen Türkiye'de bir taşeron işçisi 1500 lira kredi almak için banka önünde kuyruğa giriyor.Bankacı işlemlerini yapıyor ve imzaları alıyor.1500 liralık krediye karşılık bankacı iki ayrı sigorta kesiyor.Biri hayat sigortası, biri de işsizlik sigortası. Adam neden iki sigorta diye sormadığı gibi aldığı kredinin faiz oranını bile sormuyor ve hemen gişeye gidip parayı alıyor.

Şubede parasını alıp giden adama bir başkası soruyor:

-Ne kadar kestiler?

Bundan bile haberi olmayan adam elindeki parayı gösteriyor.1500 lira krediden elinde kalan sadece 1300 lira ve bir de metal 1 lira. Yani banka 1500 liralık krediye karşılık faiz hariç 199 lira sigorta parası kesmiş.15 dakikada buna benzer en az 10 büyük drama şahit oldum.Türkiye'de banka şubelerinde bu dramlar yaşanırken, birileri Merkez Bankası'ndan faizleri indirmesini istiyor.Faiz oranları kimin umurunda ki?

…***

Murat Çabas, Yeni Mesaj gazetesinde, “İşçi bayramı mı hak arama savaşı mı?”başlıklı yazısını okuyyucularla paylaşıyor.

“Sermayenin ve kaynakların belirli ellerde toplanmasını sağlayan Kapitalist ekonomi anlayışında toplumun belirli kesimlerine tahsis edilen ve “bayram” olarak ifade edilen günler “hak arama seferberliği” olarak gündeme gelmektedir ve hatta hak veremeyenlerin müdahalesiyle “meydan muharebesi”ne dönüşmektedir.Maalesef 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ya da meşhur ifadesiyle “İşçi Bayramı” da bundan nasibini almaktadır.Normal şartlar altında 1 Mayıs bir bayramdır, bayram gibi kutlanması lazımdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İşçiler kendilerine tahsis edilen bu günde kendilerini huzurlu ve mutlu hissetmeli, büyük bir dayanışma içinde bir bayram kutlaması şeklinde bu günü geçirmelidir.

Ama böyle bir bayram havası ancak hakkını alan, geçim sıkıntısı yaşamayan işçilerin bulunduğu bir toplumda mümkün olabilir.

İşçiyi açlığa ve yoksulluğa mahkum eden, emek sömürüsü üzerine sistemini bina etmiş bir Kapitalist anlayışla işçi asla bu bayram havasına ulaşamaz.

Aldığı okyanus ötesi talimatları yerine getirmek dışında başka bir politikası olmayan siyasi irade ise, bu toplumsal muhalefete tahammül edemediğinden, haklarını arayan işçiler, sesleri duyurma adına yaptıkları gösterilerde, büyük kısıtlamalara, engellemelere ve de sert müdahalelere maruz kalmaktadır.

Sonuçta bir bayram olarak kutlanamayan 1 Mayıs, hakkını da arayamadığın kötü manzaralara sahne olmaktadır.

“Hak aramak” doğru ama yanlış olan, yapılması gereken yapılmadan, yanlış kişilerin kapısında hak aramaktır. Yunus Emre’nin dediği gibi “Kovanı çeşmenin altına koymadığın müddetçe 40 yıl dolası değil”.

İktidarıyla, muhalefetiyle hangi parti olursa olsun Meclis içinde bulunan siyasiler, Kapitalist ekonomik anlayış dışında başka bir bakış açısına, çözüme sahip değiller.