Aralık 27, 2020 18:43 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Bakan Koca'dan uyarı: Aşı programı etkisini gösterene kadar mücadele

Yeniasya:

Tepkiler iktidarın umurunda değil

Cumhuriyet:

Torba yasa memura yük oldu

Yenimesaj:

Sağlık bakanı: Mutasyona Türkiye'de rastlanmadı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kiras 26 Aralık tarihli Karar gazetesinde, "Devletin bekası sahiden tehlikede"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Televizyon haberlerinden aşina olduğumuz o görüntüyü hatırlayın: Cinayet şüphelisi şahıs (elindeki bıçağı maktule saplarken suçüstü yakalanmış bile olsa mahkeme karar verinceye kadar suçlu değil, şüphelidir) polis yeleği giydirilerek etraftaki öfkeli kalabalıktan korunur. Niye? Suç işlendiğine hükmetmek kadar işlenen suçun cezasını belirlemek ve bu cezayı vermek de yargı kurumunun yasalarla sınırları çizilmiş olan görev ve yetki alanındadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hukuk düzeni budur. Devlet bunu sağlamak için vardır. Yeri geldiğinde eli kanlı katili korumak da devletin görevidir. Diğer yandan, devlet kurumlardan oluşur. Her kurumun yasayla belirlenmiş yetki ve sorumluluk alanı vardır. Vergi toplamak silahlı kuvvetlerin işi değildir sözgelimi.

Kurumların en hassası yargıdır ama en yaralısı da o. Yetki alanına, bağımsızlığına en fazla müdahil olunan kurum… Geçmişte de vardı bu problem ama eğri oturalım doğru konuşalım, hiçbir zaman bu derecede değildi. Son birkaç yıl içinde gözümüzün önünde olup bitenler ortada: Kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması sonucunda yargı düzeninin tamamen siyasallaşması… Siyasi iktidara bağlı bir yargı mekanizmasının devreye girmesi… “Kanun önünde eşitlik” ilkesinin fiilen uygulamadan kaldırılması… Yargı kararlarının öngörülebilirliğinin kaybolması… vs. vs.

Bu ülkemizin, milletimizin ve devletimizin geleceğine dair karanlık bir tablo. Büyük bir tehlike. “Devletin bekası” için hukukun bir an önce ayağa kaldırılması lazım.

Ama Türkiye’de “hukuku savunmak” özellikle bugünkü siyasi konjonktürde tehlikeli bir tuzağa dönüşmüş durumda. Cumhurbaşkanı veya İçişleri Bakanı halen yargılanmakta olan birileri hakkında “Elbette suçludur, mahkemeden başka yönde bir karar beklemeyin” diyorlarsa buna itiraz edemiyorsunuz. “Buna yargı karar vermeli” diyemiyorsunuz. Çünkü bahsedilen kişi terör örgütüyle arasına mesafe koymadığı için eleştirdiğimiz bir siyasetçi. Türk toplumunun ezici çoğunluğunun tepkisini ve öfkesini çeken -ve tam da bu yüzden siyasi enstrüman olarak işe yarayan- bir kişinin hukuk çerçevesinde yargılanması gerektiğini söyleyecek olursanız “Sen terör destekçilerini savunuyorsun” suçlamasına muhatap olabiliyorsunuz.

Benzetmek yanlış olmazsa, elindeki “şüpheli şahsı” gerekirse polis yeleği giydirerek linçten koruması ve yargıya teslim etmesi gereken devlet (yürütme gücü) tam aksine kendisi siyasi linç kampanyası yapıyor.

...***

Cevher İlhan 26 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Dünyada "en yüksek faiz" grubunda!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Her fırsatta “faizin enflasyonun sebebi olduğu” tepkisine ve “özel bankalarda faizin yüze 50’ye çıktığı ortamda reel sektör nasıl ayakta kalır” yakınmasına rağmen faiz artışı sürüyor.“Faizlerin artışı”nı isteyen önceki Merkez Bankası başkanlarını binbir tahkirle tepeden görevden alan Cumhurbaşkanı’nın atadığı yeni Başkan, daha önce yüzde 10’dan 15’e çıkarılan politika faizinin yüzde 17’ye çıkarıldığını duyuruyor. Böylece faiz artırımı 6.75 puana ulaşıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çarpıcı olan, sözkonusu yüksek faiz için “enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması için 2021 yılsonu hedefini göz önünde bulundurarak güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılması”nın gerekçe gösterilmesiyle Cumhurbaşkanı’nın “tezi”nin bir defa daha boşa çıkarılması. 

Gerçek şu ki halka karşı “faiz karşıtı” nutuklar çekilirken, AKP iktidarında Türkiye de tarihinin en yüksek faiz politikalarını uygulanıyor. En çarpıcısı da “iktidara ilişik medya” kalemşorları, bu fahiş faizi bile “iktidarın bir başarısı” (!) olarak pompalıyorlar!

Zira sadece 2019’un ilk 10 ayında, bir dakikada 201 bin 735 lira faize gitmiş. Bir günde ödenen faiz 290 milyon 499 bin 365 lira, 51 milyon 506 bin 979 doları bulmuş. Hazine, ayda 1 milyar 545 milyon 209 bin 370 dolar faiz ödemiş. 18 yılda 189 milyar dolar faize verilmiş.  

Düşülen vartada, birçok ülke “sıfır” hatta “eksi faiz”le kredi bulurken, Türkiye yüzde 7 fahiş faizle bile para bulamıyor. Muhalefetin tesbitiyle “Türkiye Londra’daki bir avuç tefeciye hizmet eder hale getiriliyor, dünyadaki faiz baronları âbâd ediliyor.”Ve “ucûbe sistem’ sebep, faiz netice” oluyor…

...***

Orhan Uğuroğlu 26 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kılıçdaroğlu Erdoğan'ı öyle sert suçladı ki…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu sohbet sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, "Acaba Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin dış ülkelere karşı çok zayıf bir duruma düşürülmekle görevlendirilmiş biri midir?" diye suçladı. "2020 yılını bitirdik bu yılın muhasebesini yapacağız" diye sözlerine başlayan Kılıçdaroğlu geleneksel yılsonu sohbet toplantısında Ulusal gazetelerin Ankara Temsilcilerinin sorularını Parti Meclisi toplantı salonda yanıtladı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Geniş haberi muhabirimiz Mehmet Akgün yazdı. Ben ise sadece kendi sorularıma verdiği yanıtları alıp bir değerlendirme yapacağım.

Sorum: Cem Uzan "Erdoğan bir kararname çıkarır seçimi 2 yıl erteler" diyor.

Kılıçdaroğlu dedi ki:

"Erdoğan, ne yaparsa yapsın bir seçime gidecek. Bu yükü kaldıramazlar, kaldırılabilecek bir yük değil. Şimdi faizler arttı yarın bankalar da faizlerini artıracak gelir de yok ne olacak?"

Sorum: Erdoğan 3'üncü kez cumhurbaşkanı olabilir mi? Olursa ne yaparsınız?

Kılıçdaroğlu dedi ki:

"Erdoğan'ın üçüncü kez seçime girip girmeyeceğinin bir önemi yok. Erdoğan seçime girsin ve boyunun ölçüsünü alsın."

Sorum: F-16'ların envanterden çıkacağı Türkiye'nin tankı ve savaş uçağı olmadan Türkiye ne yapacak?

Kılıçdaroğlu dedi ki:

"Bölgesinde hava savunma sistemi en zayıf ülke konumuna geldik. Acaba Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti'nin dış ülkelere karşı çok zayıf bir duruma düşürülmekle görevlendirilmiş biri midir?

Tank üretimi durdu, hava savunma sistemi çöktü, F-35'leri alamadık.

Erdoğan ve ailesi Türkiye'nin güçsüz olması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Türkiye ekonomi açısından dışarıdan talimat alır durumda."

Bilirsiniz, Erdoğan'ın iki kez üst üste cumhurbaşkanı seçilmesinden dolayı Anayasa'nın 101. Maddesi gereği yeniden aday olamayacağını sık sık yazılarımda ve katıldığım televizyon yayınlarında vurguluyorum.

Üçüncü soruyu da Kılıçdaroğlu'na bu amaçla sordum ama beklemediğim bir yanıt aldım ki tekrarlayayım:

"Erdoğan'ın üçüncü kez seçime girip girmeyeceğinin bir önemi yok. Erdoğan seçime girsin ve boyunun ölçüsünü alsın."

Kılıçdaroğlu'nun; Erdoğan'a karşı seçimde bir meydan okuma gereğini siyaseten çok haklı buldum…

Ancak anayasayı her vesile ile yok sayan Erdoğan'ın anayasanın "üçüncü kez aday olamaz" hükmünü çiğnemesine sessiz kalınmasını tavır konulmamasını haklı ve adil bulamam.

Bir çift sözüm de İYİ Parti lideri Meral Akşener'e ikinci kez "evine dön" çağrısı yapan ve "Partiden çıktım evime dönüyorum" yanıtı alan Devlet Bahçeli'ye olacak:

- Evine yani MHP'ye dön,

- AKP lideri Erdoğan'ı cumhurbaşkanı adayı göstermekten vazgeç,

- MHP'nin cumhurbaşkanı adayı olacağını açıkla…

Yakışan da budur…