Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP’li Akın, pazarlık usulü ihaleyle yandaş şirketlere kaynak aktarıldığını söyledi
Yeniasya:
Fahrettin Koca: Aşılarımızın gelişi bir iki gün ertelenmiştir
Milli gazete:
"Sivil toplum kuruluşları artık tepesinde balyozla yaşayacak"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara 27 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, "seçim olsa da..." başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Bütçe görüşmeleri bitti, ama yankıları hâlâ devam ediyor. AKP’li bir milletvekilinin “kuru ekmek” sözü üzerinden gelişen tartışma gündemdeki yerini korurken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun İYİ Parti Milletvekili Ahmet Kâmil Erozan’ın “Bütçeyi iktisatlı kullanın. Yılın ikinci yarısı alacağız” sözlerine cevap verirken söylediği “Hayrola, ne oluyor? Siz de mi Biden’dan umut bekliyorsunuz yoksa? Ülkede seçim yok. Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz. Yoksa darbe beklentiniz mi var, nereden devralacaksınız, kimden devralacaksınız?” sözleri fazla tartışılamadı. Çünkü cümle içinde geçen “seçim ve darbe” kelimeleri öyle uluorta kullanılacak sözler olmasa gerek…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Demokratik sistemlerde seçimle gelen seçimle gider. Seçimle gelinmeyip “yönetime el koymanın” adı ise darbedir. Türkiye 1960 yılından beri darbeler, ara dönemler, postmodern darbeler ve darbe teşebbüslerinden çok çekti ve bunların sonucu da demokrasimiz büyük yara aldı. Bu yüzden de Türkiye hâlâ tam demokrasiye geçilebilmiş değil. 2 sene önce devreye giren sistemde demokrasi açısından krizleri derinleştirdi, “tek adam yönetimi”ni gündeme getirdi.
Seçim istemek muhalefetin her zaman başvurduğu bir yöntemdir. Bu da gayet normal karşılanır. Her parti iktidara gelmek için çalışır ve millete hizmet için bunun yollarını arar. Bu yüzden uluorta bu iki kelimenin bir arada kullanılması demokrasimiz açısından son derece yanlış oluyor.
Sayın Çavuşoğlu’nun kullandığı bu sözleri muhalefet partisinden bir milletvekili söylese neler olabileceğini tahmin etmek zor değil. Bu yüzden siyasetçiler ağızlarından çıkan sözlere azamî dikkat göstermeliler. Bu arada Erozan ile Çavuşoğlu arasında bütçenin komisyonda görüşmeleri sırasında yaşanan bir diyaloğu da hatırlatmakta fayda var.
İYİ Parti Bursa Milletvekili emekli büyükelçi Ahmet Kâmil Erozan, “Sevilla haritası” üzerinden Bakan Çavuşoğlu’nu eleştirip “AB ve ABD dâhil Sevilla haritasını daha ne kadar gündemde tutmaya devam edeceksiniz? Ben bir daha Sevilla haritası duyarsam bundan bir kaşık lütfedeceğim size” diyerek getirdiği “acı biberi” göstermişti.
Bakan Çavuşoğlu da bunun üzerine, “Sayın Erozan, siz de bizim ağabeyimizsiniz, yaşça büyüksünüz; size ‘ağabey’ derim. Kötü konuşursak, yanlış konuşursak ağzımıza biber de süreriz bu konularda. Ama diğer taraftan da bu Anayasa-manayasa konularını duyuyoruz. Yani dikkatli olun, milletimiz de kırmızı kart gösterir. Ben kırmızı biberi tercih ederim” diye cevap vermişti.
Milletin kırmızı kartını sandıkta göstermesi demokratik yöntemdir. Ağza kırmızı biber sürülmesi ise Bakanın deyimiyle tercih edilen olmalıdır.
Bütün bunlar tartışılırken iktidara yakın bir televizyon kanalında her konuda görüşü olan ve “uzman” sıfatıyla görüşlerini açıklayanların katıldığı bir program sırasında televizyon ekranında “CHP, AK Parti’yi kapatacak mı?” yazması hayretler içinde karşılandı.
Zira bir parti bir partiyi nasıl kapatabilir? Ancak sandıkta fazla oy alırsa hükümeti kurar ve ülkeyi yönetir. Bu görev bağımsız yargının görevidir. Bundan öncede televizyonlardaki alt yazılar çok tartışıldı, ama bu söz “bu kadar da olmaz” dedirtti. Akla ziyan denilen bu olsa gerek…
...***
Taha Akyol 27 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " CB sistemi kurumları ezdi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası, piyasa beklentilerinin bile üstünde bir artışla faizi yüzde 17’ye çıkardı; iyi etti. Dövizi dizginledi, sebat edilirse enflasyonu da aşağıya çeker. Banka, enflasyonla mücadeleyi kararlı olarak sürdüreceğini belirtiyor. Fakat “faiz sebep, enflasyon sonuç” denilmiyor muydu?Bu söylem doğruysa enflasyonla mücadelenin yolu faizi aşağı çekmektir. Aksine, enflasyonla mücadele için faiz yükseltiliyor!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Acaba Naci Ağbal da “laf dinlemiyor” mu?! Yoksa “faiz sebeptir” söyleminin yanlışlığı artık görüldü mü? Laf dinlemeyerek faizi artırmışlarsa Merkez Bankası kaybettiği bağımsızlığı kazanmaya çalışıyor diye sevinmek lazım.
Hele de “faiz sebeptir” sözünün yanlışlığı görüldü ise, çoook pahalıya mal olsa da yanlışlığı fark edildiyse bunu memnunlukla kaydetmek lazım.
Ya siyaset yarın oy hesabıyla karar değiştirirse? Tabii garantisi yok. Zaten siyasetin doğasındaki değişkenlik yanında, devlette devamlılığı sağlayan asli faktör kurallardır ve kurumlardır; kurallar ve kurumların güçlü olabilmesidir. Bu açıdan çok önemli bir gösterge Merkez Bankası’nın “araçsal” bağımsızlığıdır. Yani siyaset enflasyon hedefini belirler ve ilan eder… Ama bu hedefe ulaşmak için hangi “araçlar”ı, hangi para politikalarını uygulayacağına, faize, kura, emisyona TCMB kendisi karar verir. Plan Bütçe Komisyonunda geçen Cuma günü TCMB’nın para potikaları görüşüldü. İYİ Partili iktisatçı Erhan Usta’nın konuşmasını okudum. Usta, “Merkez Bankası, uzmanları ve ekonomistleri itibarıyla Türkiye’nin en seçkin kurumudur” diyor.
Kemal Derviş’ten, Ali Babacan’dan, Durmuş Yılmaz’dan da duymuştum bunu. Eğitimleri, tecrübeleri, işlerindeki liyakatleri süper. Fakat diyor Erhan Usta:
“Yanlış kararlar aldı. Bugünkü yaşadığımız sıkıntıların temelinde de Merkez Bankası bağımsızlığına siyasi iradenin yaptığı müdahaleler ve Merkez Bankasının da bunun karşısında direnmemiş olması vardır…”
Görüyorsunuz: Eğitim, tecrübe, liyakat çok önemli… Ama siyasi amaçlı baskılara karşı sistemin o kurumu koruması lazım.
CB sisteminde ise denetim mekanizmalarının bir kısmı hiç kabul edilmedi, bir kısmı hayli zayıflatıldı. Kurumların da yapıları ve kuralları kolayca değiştiriliverdi, her an değiştirilebilir duruma getirildi. Böylece bizde kurallar ve kurumlar faktörü hayli zayıfladı.
Kuralları ve kurumları modern hukuk devleti kavramı düzeyinde güçlendirmeyen hiçbir düzenleme kendini dünyaya “reform” diye kabul ettiremez.
...***
Esfender Korkmaz 27 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İstikrar yolu çözümsüz değil"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Basında esprili haber ve yorum, haberin okunması için bir teşvik unsurudur. Ama ekonomi için durum daha farklıdır. Çünkü ekonomik yorumlardan herkes kendi durumunu tahlil eder ve pozisyon alır. Bu nedenle; ekonomik yorumlara fazla espri katarsanız, yozlaşır ve asıl yorum kaybolur. Ekonomide ideolojik yorum yaparsanız veya militanca muhalefet yaparsanız, inandırıcı olamazsınız. Siyasi iktidarın yanlışlarını da objektif değerlendirmek lazım. Bu yanlışlar olmasaydı bu günleri yaşamazdık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'de reel faiz vermezseniz, yeni kur şokları yaşayabiliriz.Elde TL olsa da, ithalatın finansmanı ve dolayısıyla cari açık, dış borç faiz ve anapara ödemesi için dövize ihtiyaç var.MB döviz rezervleri eksidedir. Ayrıca MB kendisinin ve Kamu bankalarının kurları tutmak için döviz satmayacağı açıklandı. Dahası kur artışları Türkiye'nin CDS oranlarını da artırıyor ve dış borçların çevrilmesi zora giriyor. Kur artışını önlemek için MB'nın elinde üç araç var... Birisi reel faiz vermek... İkincisi sıkı para politkası... Üçüncüsü TL mevduat karşılıklarını düşük, döviz mavduat karşılıklarını yüksek tutmak. Döviz mevduatı zorunlu karşılık oranları yüksek, yüzde 13 ile yüzde 21 arasında değişiyor. TL zorunlu karşılık oranı ise düşük, bir yıla kadar en fazla yüzde 6, bir yıldan sonra yüzde 1'dir.Karşılık oranı yüksek olduğu için bankalar döviz mevduatına çok düşük faiz veriyorlar. Buna rağmen, TL'ye güven olmadığı için döviz mevduatı artıyor.Sıkı para politikası zaten uygulanıyor. Krediler zorlaştırıldı. Ama pandemi nedeniyle bütçe harcamalarının kısılması çok mümkün görünmüyor. MB TL'de sıkılaştırma yapsa da, bütçe harcamaları ile piyasaya para çıkar. Bu nedenlerle Türkiye'nin kısa dönemde dövize ihtiyacı var... Reel faiz vermeden yabancı sermaye girmez. Dolara ve altına talep azalmaz.