Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Asgari ücret geçen yıla göre 18 dolar düşerek 2 bin 825 lira oldu
Karar:
385 hakim ve savcının görev yeri değiştirildi
Star:
Bakan Koca uyardı: Kısıtlamalara tam uyum şart
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 28 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "AİHM kararına uymak anayasa emridir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Evet, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş hemen serbest bırakılmalı kararı bizi bağlamaz” lafları boştur. Kim söylerse söylesin, boş laftır. Yani anayasamızda yazılı 90. maddede AİHM kararlarının (milletlerarası anlaşmaların) kanun hükmünde olduğu belirtiliyor ve üstelik bu anlaşmaların anayasaya aykırılığı için Anayasa Mahkemesi’ne bile başvurulamaz deniyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eğer açık bir aykırılık varsa, AİHM kararları geçerlidir; yapılacak şey, anayasanın ve yasaların buna göre yeniden düzenlenmesidir. Nitekim Türkiye çeşitli dönemlerde bu uyumu sağlamıştır, anayasa ve yasa maddelerini değiştirmiştir.
Uymuyoruz, bizi bağlamaz sözleri, anayasayı çiğnemektir.
Biliyoruz ki bu iktidar çeşitli dönemlerde anayasanın amir hükümlerine uymamakta direnmiştir. İktidara bağlı alt mahkemeler bile bizim anayasa kararlarını tanımazken, iktidarın AİHM kararlarına “hadi oradan..” tepkisi de normaldir.
Doğrusu tersi olsaydı şaşırır, sevinir ve “Hey ne oluyor” diye sorardım!
“Demirtaş teröristtir, şu kadar kişinin katilidir..” sözleri hukuki değil, siyasidir; Demirtaş ve HDP’yi bir zamanlar dost ve müttefik olarak kabul eden, dahası onların oyuyla başkan seçilmeyi planlayan iktidar ve yandaşlarının, şimdi siyaset değişince kin ve nefretlerinin ana öznesi yapmasından kaynaklanıyor.
“Teröristtir”, hukuki ve kesin bir mahkeme ve yargılama sonucu bir karar olabilir.
Siyasilerin peşinen “terörist ve katil” damgası vurması, mahkemelere de verilen bir talimattır, demokratik hukuk devletinde bu işler tamamen adil yargılamalara ve özgürce karar verecek mahkemelere bırakılır.
Ama Türkiye’de bu iki durum da yoktur.
Özellikle siyasetin ateşli konuları, yarar - zarar kazanç hesapları göz önüne alındığında ve söz konusu olduğunda, bahis konusu bile edilemez.
HDP kapatılmalı diye bastıranlar, bu konuda Yargıtay’a bile başvurmuyor, süreci çalıştırmıyor ama hukuki olmayan ortamda bol bol ticaretini, propagandasını yapıyorlar.
AKP sözcüleri, “Parti kapatmalar geçti..” diyor. Küçük ortağının isteğine karşı çıkıyor. Ama HDP ve liderini şeytanlaştırıyor. Evet, HDP’nin politikalarıyla derin fikir ayrılıklarınız olabilir. Türkiye’nin çok çektiği terörü lanetleme konusunda henüz umut verici davranmadığını saptayabilirsiniz ama Türkiye’nin bir anayasal- hukuk devleti olma özelliklerine şiddetle uymak zorundasınız.
İşinize geldiği zaman terör örgütünün liderinin kardeşini TV’ye çıkarıp belediye seçimlerinde oy isteyeceksiniz, işinize gelmediği zaman da hayatı haksız hukuksuz dar edeceksiniz.
...***
Taha Akyol 28 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " 18 yılda ödediğimiz faiz 492 milyar dolar"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Plan ve bütçe uzmanı İYİ Parti TBMM Grup Başkanı Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu Taha Akyol'a konuştu. Yeryüzünde ve tarihte bu iktidar kadar faiz karşıtı konuşan bir iktidar yok. Ama faiz borcumuz ne kadar? Önümüzdeki yıl bütçeden ödenecek faiz 178 milyar TL’dir. Bütçedeki her 100 liralık vergi gelirinin yaklaşık 20 lirası faize gidiyor. Bu rakam, Milli Eğitim Bakanlığı ile tüm üniversitelere ayrılan ödenekten daha fazla. Son 18 yılda bütçeden yapılan faiz ödemesi 492 milyar dolar ve neredeyse son 18 yılda verdiğimiz cari açığa denk."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Dünyada faiz oranları nasıl, özellikle bizim gibi ülkelerde?
Teknolojik gelişmenin yarattığı olanaklar, arz sıkıntısının ortadan kalkmış olması, paranın maliyetinde yaşanan düşü, faize temel oluşturan enflasyonu öncelikli bir sorun olmaktan çıkardı. Bugün bazı gelişmiş ekonomiler negatif faiz oranlarına sahip. Hatta, bir miktar enflasyon yaratacak politikalar uygulamaya çalışıyorlar. Bizde ise aksi istikamette bir gidiş söz konusu.
Günümüzde faiz özellikle siyasal istikrarsızlığın, demokrasi ve hukuk eksikliğinin olduğu ülkelerin problemidir. Türkiye, Arjantin ve Venezuela’dan sonra dünyanın en yüksek faizini ödeyen ülkesi konumunda. Bunu taşıyabilmemiz mümkün değil. Bundan 10 yıl önce orta gelir tuzağını nasıl aşacağını tartışan bir Türkiye’den, dünyanın en yüksek faizini ödeyen Türkiye’ye geldik.
Türkiye neden her dönemde döviz sorunu yaşıyor, Osmanlı’dan beri?
Türk ekonomisi, son 18 yılda 550 milyar dolar civarında cari açık verdi. Bunun ana sebebi tasarruf açığı olsa da, neredeyse yarısı, 276 milyar doları, yüksek teknoloji ürünleri için yapılan ithalat. Türkiye, teknoloji açığı yüksek olan bir ekonomi ve bu ürünlerin temin edilebilmesi için dövize ihtiyaç var. Tüm bu hususlar, dövizin üzerindeki baskıyı tetikliyor.
Böyle süreçlerin yönetebilmesi, doğrudan yabancı yatırım ve düşük maliyetli dış finansman ile mümkün olabilir. Tabii olarak güçlü bir güven ortamı yaratmanız gerekir. Bu ise her şeyden evvel hukuk ve demokrasi demektir.
İktidarın hangi politikaları Türkiye’yi döviz-faiz-enflasyon sarmalına soktu?
Gelinen noktayı, birtakım teknik ekonomik kavramlarla tarif etmek yetersiz olur. Türkiye, ekonomiyi aşan, tüm sosyal -siyasal alanı kapsayan bir yapısal tıkanma içerisindedir. Türkiye’de bugün çok temel alanlarda belirgin bir düşüş söz konusu. Siyasal alan daha önce hiç görülmedik bir biçimde daraltılmış durumda. Kişi hak ve hürriyetleri meselesi, adalet meselesi, eğitim meselesi, dış politikada yaşanan savrulmalar...
Bırakın yabancı yatırımı, yerli müteşebbis de yatırım yapmıyor.2,5 yıldır özel sektör yatırımları negatif. 2014’ten 2019’a özel sektörde istihdam artışı yok denecek seviyede. Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı Aralık 2016- Aralık 2020 arasında yaklaşık %100 artmış. Gerçekleri görmek isteyene, bu veriler çok şey anlatıyor.
...***
Mehmet Kara 28 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " 2021’e sarkan meselelerimiz Ekonomi, adalet, KHK, EYT...başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Deprem, sel, terör ve koronavirüs sebebiyle 2020 yılı Türkiye için zor bir yıl oldu. Millet bu sorunlar yüzünden ekonomik olarak zor günler geçiriyor. İşsizlik dayanılmaz boyutta, geçim sıkıntısı had safhada. Hayat pahalılığı insanları adeta kuru ekmeğe mahkûm ediyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakirleşiyor. Ülkeyi yönetenler “yoksulluk yok” dese de görünen köy kılavuz istemiyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkeyi idare edenlere düşen sun’î gündemlerle milleti oyalayıp bir algı ile bu sorunların üstünü örtmek değil, milletin sorunlarına çözüm bulmaktır. Gündem değiştirme çabalari ile üzeri örtülmeye çalışılsa da millet bu sorunları yaşadığı için bu mümkün olmuyor.
MAK Danışmanlık’ın Aralık ayı “Türkiye gündemi araştırması’ sonuçları da milletin sorunlarını ortaya koyuyor. “Türkiye’nin bir ekonomi sorunu var mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 78’i böyle bir sorunun olduğunu ve mutlaka çözülmesi gerektiğini söylerken, aynı şekilde “adalet sorunu var ve mutlaka çözülmelidir” diyenlerin oranı yüzde 68, “KHK sorunu var ve mutlaka çözülmelidir” diyenler yüzde 48, “EYT sorunu var ve mutlaka çözülmelidir” diyenlerin oranı ise yüzde 39 olarak çıkmış.
“Ekonomik sorun olduğunu düşünmüyorum” diyenlerin oranı yüzde 14, “adalet sorunu olduğunu düşünmüyorum” diyenlerin oranı yüzde 22, “KHK sorunu olduğunu düşünmüyorum” diyenlerin oranı da yüzde 31’de kalmış. Diğer kısım ise, cevap vermekten kaçınmış!
“Size göre; 2020 yılı biterken, ülkemiz 2021’de ekonomik anlamda nasıl olacak?” sorusuna ankete katılanların yüzde 34’ü “ekonomik sorunlar aşılır, daha olumlu bir süreç başlar” cevabını verirken, yüzde 31’i “ekonomik sorunlar çoğalır, daha olumsuz bir süreç olur” yüzde 18’i ise “mevcut durum devam eder” cevabını verdi. Vatandaşların yüzde 17’si bu soruya cevap vermekten kaçınırken, bu durum ise vatandaşların yarısının hükümetin ekonomi politikaları ile ekonomin düzelmeyeceğini söylüyor.
Vatandaş 2020’nin sorunlarının sırayla ekonomi, adalet, KHK ve EYT olduğunu söylüyor. Bu sorunu çözecek de ülkeyi yönetenler yani hükümet… Duyurulur…