Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 2.5 milyondan fazla hane tükettiği elektriği ödeyecek gücü olmadığı için yardım alıyor
Karar:
Borç yapılandırmasında başvuru süresi uzatıldı
Star:
Türk SİHA'ları İngiltere'yi harekete geçirdi! Yeni program başlatacaklar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner 29 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Asgari ücrette de dağ fare doğurdu.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Geçmiş uzun yılların deneyimleri üzerinden bu yılın asgari ücret tartışmalarında, kimi işlevsel adımların atılabileceği üzerinden yaratılan ilgi, umutlar göreceli olumlu sayılabilirdi. Haklılığın dayanılmaz gerçekliği, itici gücü karşısında işçi sınıfının 12 Eylül’den günümüze uzanan, sorunlarının kartopunu andıran büyümesi, çaresizliği içinde en yerleşik slogan “Bir şey yapmalı” yeniden gündeme gelmişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hani ülke nabzını tutmada iddialı sınırlı sayılarda da olsa kimlikleri ile saygınlıklarını koruyabilen az sayıda gazeteci var ya.. Onlar dahi Tekadam rejimi kaynaklarıyla yetinmeyerek, işveren grupları, piyasaların, ekonominin uzmanlarını da katmış olarak, muhalefetin tüm taraflarının, sendikaların da tezlerini harmanlamış bilgilerle kamuoyunun önüne azıcık işçiden yana daha ağırlıklı gerçekleri dillendirmekten kaçınmadılar..
Ülkemizde artık asgari ücretle çalışacak bir işçi için belirlenecek ücret, gerçeğinde ülkenin ortalama ücretinin üstünde sigortalı çalışan milyonların ücreti olmuştu. Dünyada böylesine bir garabet örnek yoktu. İşin kötüsü de virüsün etkisiyle de katmerlenmiş olarak, 2002’den günümüze iktidar yürüyüşünde, ekonomide gelinmiş verilerle, işsizlikte rekorları kıran milyonların yanında, aynı ürkütücü büyüklüklerde sigortasız kayıt dışı çalıştırılanların sayıları ürkütücüydü. Gerçek toplusözleşme haklarını kullanabiliyor olanların sayıları bir avuç, kayıtlı çalıştırılanların kimilerinin ellerine yine kayıt dışı azıcık ek gelir verilme yolları bulunsa da çoğunluk asgari ücret üzerinden çalıştırılmaktaydı.
İşverenler adına üretilmiş, işlenen olumlu çözüm arayışları içinde asgari ücretin üzerinden alınan vergi oranlarının düşürülmesi işe yarayabilirdi, itirazları yoktu. Bir adım ileri, sonrasında daha çok sayılarla asgari ücretli çalıştırma olmaması yolunda, bütün işçiler için asgari ücret tutarı olan bölümde, eşitlikçi bir vergi indirimi düşünülebilirdi.. Kestirmeden vergi indirimi oranları ile asgari ücretlinin işveren-hükümet ortak paylaşımında eline geçen net ücreti yükseltmek pratik çözüm olacaktı. Dünkü resmi açıklamadan sonra dağ fare doğurmuş olarak vergiden vazgeçilmedi. Net 3 binin üzerinde bir ücret hayal oldu.
“Sıkı pazarlık!” üzerinden sevindirik olma halleri vatandaşa dönük olmak üzere koparılanların, gerçeğinde, kamu ihalelerinin olması gereken ilkeleri yok sayılmış olarak, ayrıcalıklı, çağrı ile verilmiş işlerin önceden öngörülmüş eşantiyon, armağan karşılığı nitelikleri atlanıverilirdi ya.. Kimseler evrensel hukukun olmazsa olmazı, bir işçinin asgari geçimi için, insanca yaşama, beslenme ücretinin belirlenmesinde, hesaplanması zorunluluğunda nasıl kullanılmasının düşünülebildiğini sorgulamayacaktı.
Sözün özü çaresiz tabloda üretilebilecek, üretilmiş izlenimi verilmiş tüm formüller üzerinde aylardır boşuna çene yorulmuş. Finalde hiçbirinin karşılığı, eseri görülmedi. Püf noktası gerçekler bu kadar mı ağır, bu kadar mı atlandı? Sözün özü ile ekonomik kriz, tükenmişlik öylesine ağır noktalarda ki.. Asgari ücretten, işverenlerin de istediği vergi indirimleri yolu ile asgari ücretlinin eline geçecek ücretin net üç binin üzerine çıkarılabilmesi için vergi indirimine Tekadam rejimi evet demek istemiyor.
...***
Ahmet Taşgetiren 29 Aralık tarihli Karar gazetesinde, " Ak Parti kendine bakıyor mu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İktidar her ne kadar bir ittifaka dayanıyorsa da, asıl olarak Ak Parti sorumluluğunda işliyor kabul edilebilir. İttifakın büyük ortağı ve fiilen işi o götürüyor. Toplumun da esasta Ak Parti’yi sorumlu gördüğünü sanıyorum. Bir yönden, MHP’nin duruşunun bile Ak Parti’ye fatura edildiğini düşünüyorum. Ne görünüyor diye baktığımda itidale ermemiş bir siyasi duruştan söz etmek lazım kanaatindeyim. Çıktığı noktadan çok uzaklaşmış, tezleri darmadağın olmuş, kaygılı, ülke sorunları konusunda tutarlılık hassasiyeti aşınmış bir iktidar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hukuka yaklaşım konusunda her gün bir mevzi kaybeden.
Özgürlük kısıtlamaları konusunda pervasız davranan.
Güç kullanma konusunda ölçüsüzlüğü adet edinen.
Farklı ve sancılı toplum kesimlerinin ruh dünyalarını anlamak gibi bir derdi bir kenara bırakmış.
Her gün biraz daha, yola çıkarken düzeltme iradesi kuşandığı klasik devlet tavrını içselleştirdiği izlenimi veren.
Devlet diliyle var olduğu bütün kademelerde kibir görüntüsü sergileyen.
Kendi kendine yabancılaşmakta tereddüt etmeyen.
Kamplaşmayı dert edinmeyen, dolayısıyla toplumun bir kesiminin genelde öfke – düşmanlık duygularını besleyerek iş götürmeye çalışan. Bunun toplumun öteki kesimlerine yöneltilmesi ölçüsünde geleceğe yönelik nasıl bir toplumsal çatışmaya zemin hazırladığını hesaba katmayan…
Şu yazdıklarım, Ak Parti’nin yola çıkarken ulaşmayı arzuladığı durumlar mıydı?
“Biz bu değiliz ki…” denebilir, ama bir kere daha baksınlar ülkeye, kendi dillerine, yaptıklarına…
“Siyasi gücünüz var” yapıyorsunuz.
Ama ülke yönetimi öyle bir şeydir ki, siyasi gücünüz olsa bile yapmamanız gereken şeyler olur.
Toplumsal barış, en çok iktidara lazım.
Size oy vermeseler bile insanların “Oy vermedim ama çalışıyorlar, iyi şeyler de yapıyorlar…” demeleri en çok size lazım.
Ama öyle bir gerilim var ki, evet insanların yüzde 50’sinden oy alınıyor, ama geriye kalan yüzde 50 de kendi partilerinin çok çok iyi şeyler vadetmesi sebebiyle değil, sizin iktidarınıza duydukları öfke sebebiyle siyasi tavır belirliyorlar. Burada en kritik olan da milletin birliğini temsil etmesi gereken, bana göre temsil ettiği değerler itibariyle de en çok Ak Parti’nin itina etmesi beklenen Cumhurbaşkanının bir kamplaşma alanı oluşturmuş olması. Anlamıyorum hiç mi kaygılanılmaz, hiç mi düşünülmez, hiç mi bunun nasıl bir değer aşınmasına tekabül ettiğine bakılmaz ve Cumhurbaşkanı kamplaşmanın odağında yer alır.
...***
Kazım Güleçyüz 29 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, " Muhalefetin hata yapma lüksü yok"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tek adam rejimiyle her alanda daha da kötüye giden Türkiye’nin, içine sürüklendiği bu son derece sıkıntılı durumdan çıkabilmesi için demokrasi, adalet, hukuk, sağduyu ve vicdan ekseninde samimi bir güçbirliğinin en kısa zamanda hayata geçirilmesi icab ediyor. Bu noktada, birkaç ay öncesine kadar hiç gündemde olmayıp lafı bile edilmeyen erken seçimin ciddi şekilde konuşulmaya başlanması çok önemli ve kayda değer gelişmelerden biri."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu talebin toplumda yankı bulması ve erken seçim isteyenlerin hızla artıyor olması da.
Dip dalganın bu şekilde geliyor olmasını örtmek, perdelemek ve ötelemek için yapılan onca saptırma ve manipülasyonlara rağmen...
Varlığını ve devamını tek adam rejimine bağlayan iktidar blokunun iç ve dış dayanaklarının hızla çöktüğü bu süreçte derin mahfiller “Bu fırsat bir daha ele geçmez” telaşıyla son atraksiyonlarını gerçekleştirme peşinde.
Buna karşı muhalefetin yekvücut halde ortaya koyduğu ortak tavır, önümüzdeki zorlu süreç boyunca daha da tahkim edilerek sürdürülmesi gereken güçlü bir dayanışma ve kenetlenmenin vesilesi ve başlangıcı olmalı.
Bu tavır, son günlerde öne çıkan “çıplak arama” skandalına karşı da gelişiyor; ki öyle de olmalı. Nitekim bu konuda senelerdir devam ettiği anlaşılan sorumsuz, keyfî ve ahlâksız uygulamaların deşifre olması üzerine iktidar cenahının verdiği öfkeli, çelişkili ve şaşkın tepkiler, yeni bir bocalamanın işareti.
Muhalefet toplu halde üzerine gittiği takdirde hem bu hukuksuzluğun sonunu getirir, hem de iktidardaki çözülmeyi hızlandırır.
Bu süreçte çok önemli ve hayatî hususlardan biri, muhalefetin böylesine hırslı, insafsız, tahammülsüz ve agresif bir iktidar zihniyeti karşısında hata yapma lüksünün olmadığı. Hele milletin hassas olduğu konularda.