Ocak 05, 2021 12:51 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Türkiye Varlık Fonu’nun TBMM’ye sunulmayan 2019 denetim raporununun gerekçesi açıklandı

Yeniasya:

Gerçek enflasyon % 36,72

Karar:

Davutoğlu'dan rektör tepkisi: Şehir’i kapattınız, Boğaziçi’ni kelepçelediniz!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Kahveci 4 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "Köprü parası ve sansür"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekim 2019: 1. ve 2. Boğaz Köprüleri geçiş fiyatlarına yüzde 20 zam yapıldı. Zam gerekçesi olarak Boğaz Köprülerine büyük bakım onarım gideri yapılması gösterildi.  Karayolları Genel Müdürlüğü-KGM sitesinde yer alan bilgilere bakmış ve 1. Bölge bakım onarım giderinin 257 milyon liraya ancak ulaştığını görmüştük. Bu gider personel dahil tüm giderleri kapsıyordu (2018). Oysa 2018 yılında sadece 1. ve 2. Boğaz Köprülerinden 608.7 milyon lira gelir toplanmıştı. Bu gelirden vergiler ve yüzde 10 Belediye payı düşünce kalan net para 464,3 milyon liraydı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2019 yılında seçim vardı ve zamlar yapılmadı. Ama Ekim ayında artık seçimler bittiğinden ertelenen zam bakım onarım gerekçesi ile hemen yapılıverdi.  

2021 yılına girerken birden yüzde 26,5 zam daha yapılıverdi. Ama bu sefer bir gerekçe açıklanmadı.  

2019 yılındaki zammın ardından bakım onarım giderlerini köprülerin bulunduğu 1. Bölge olarak çıkartıp kamuoyuna açıklamıştık.  

İşte artık o bakım onarım listesi bir daha yayınlanmıyor. Karayolları Genel Müdürlüğü sitesinde en son bakım onarım bilgileri 2018 yılına ait.  

2019 yılında köprülerden 117 milyon 488 bin araç geçiş yapmış. Bu araç geçişlerinden de net 425 milyon lira para tahsil edilmiş.  

Günde 320 bin araç tek yönlü ücret ödediğinden 160 bin araçtan para alınıyor. Artık köprü geçiş fiyatı 13,25 olduğuna göre İstanbullular işe gidip gelirken vs günlük olarak köprülere 2,1 milyon liradan fazla para ödemek zorunda.  

Bu hesapla aylık köprü ödemesi 64 milyon lira ederken, yıllık ödeme ise 760 milyon liraya çıkıyor. Bu paranın yüzde 18’i KDV olarak Hazineye gidiyor. Kalan paranın yüzde 10’u ise Belediye payı olarak yerel yönetime gidiyor.  

Geriye nereden bakarsanız bakın net ücret olarak 560 milyon lira kalıyor.  

Bu para köprülerden kalan sadece 1 yıllık paradır.  

15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminden önce bu köprü geçiş ücretleri 2015 yılında sadece 3,40 liraydı. Şimdi aradan 6 yıl geçti ve ücretler 13.25 lira.  

Peki, bu para bakım onarıma da gitmiyorsa nereye gidiyor?  

Bu arada unutmayın ki asıl gelir eski otoyollardan sağlanıyor. Köprü gelirlerinin yaklaşık 3,5 katı ücret Özal dönemi yapılan TEM otoyolundan elde ediliyor.

...***

Mehmet Kara 4 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, " İşçi de memur da masada yalnız!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Asgarî ücret 2 bin 825 lira 90 kuruş olarak açıklandı. Görünürde enflasyonun üzerinde bir zam yapıldı. Geçen seneye göre 500 lira zam yapılmış oldu. Ancak artış “psikolojik sınır” diye tabir edilen 3 bin liranın altında kaldı. 1 Ocak 2020’de asgarî ücret 390 dolardı. Yapılan zamla birlikte 380 dolar oldu. Şaşırmayın. Nasıl mı oldu? Ocak ayında dolar 5.95 lira idi. 1 Ocak 2.324 lira olan asgarî ücretle yaklaşık 390 dolar alınabiliyordu. Dolar şu anda 7.40 civarında olduğuna göre yeni asgarî ücretle 380 dolar ancak alabiliyor. 500 lira zam geldi, ama işçinin 10 dolar zararı var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Hükümet yüzde 21’lik zammı büyük göstermeye, iktidarları döneminde asgarî ücrete reel olarak/yani enflasyondan arındırılmış olarak yaklaşık 1,5 kat arttığını, 2002’de 184 lira olan net asgarî ücretin 2021’de 2 bin 825 lira 90 kuruşa yükseldiğini söylüyor da, 2002 yılında asgarî ücretle 14 çeyrek altın alınabilirken bugün ancak 4 çeyrek altın alınabiliyor.

Asgarî Ücret Tespit Komisyonunda hükümet ve işveren ağırlığı oluşturuyor. İşçi kesimi komisyonda, ama azınlıkta kaldığı için istediği hiçbir zaman olmuyor.

Tıpkı memur ve emeklilerin zamlarının belirlendiği toplu sözleşmelerde olduğu gibi. Memur konfederasyonları masada olsalar da hükümet ne derse o oluyor. Geçen sene olduğu gibi memurlar çok ısrar etse de geçen yıl için 4+4, bu yıl için de 3+3 zam yapılmıştı. 

Toplu sözleşmede memuru temsil eden Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın yeni asgarî ücret ile görüşlerini açıklarken, “Asgarî ücret yüzde 21,56 oranında artmış oldu. Vergide adalet olmalı. Asgarî ücretten vergi alınmamalı ve o oranda bütün çalışanların ödediği vergi düşürülmelidir. Çalışanın alınteriyle kazandığı vergiyle geri alınmamalı” sözleri memurlardan tepki gördü. Tepki sözlerine değildi. Çünkü söyledikleri yerinde ve haklıydı. Vergide adalet, asgarî ücretten vergi alınmaması gerektiğini söylemeyen mi var?

Ancak asgarî ücrete yüzde 21.56 yapılırken memur maaşlarına bir yıl için yüzde 6 (3+3) zam yapılmasına “İyi güzel diyorsunuz da başkanım; milyonlarca memur ve memur emeklisine yüzde 3+3 artış yapıldı. Buna ne diyeceksin!” gibi yüzlerce tepki oldu.

Tıpkı Asgarî Ücret Tespit Komisyonu’nda işçilerin oy anlamında azınlıkta kaldığı gibi memur konfederasyonu da azınlıkta kalıyor. Bu durum ülkeyi yönetenlerin de işine geldiği için yıllardır “masada eşit ölçüde temsil edilmesi”ne sıcak bakmıyorlar. 

Bu da böyle sürüp gidiyor. Bu durum düzeltilmedikçe işçi ve memur sendikaları konuşmakla ve tepki göstermekle kalmaya devam edecek…

Emeklileri hiç sormayın, hele ki işçi emeklilerini… Emeklilerin çoğunluğu zaten asgarî ücretin altında maaş alıyorlardı, şimdi ise makas iyice açıldı. İlk altı ayda ortalama 7-8 zam ancak alabilecek emeklilerin sesini duyuracak kimse de yok! 

...***

Ahmet Gürsoy 4 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Mağduriyet sırası halkta"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ne köprüsü açarsanız açın. Ne kadar büyük binalar yaparsanız yapın, ortada büyük bir yıkım var: Açlık, çaresizlik, itilmişlik. Kısaca mağduriyet. Geniş kitleler artık mağdur. Mesela gelişmiş dünya ülkeleri halkını aşılarken Türkiye bekliyor. En büyük mağduriyetlerden biri  bu. Sağlığımızdan daha önemli ne var? Önce sağlık Bakanlığı'nın verilerini gerçek sandık. Öyle ya devletimizin kurumu konuşuyor ve bize resmi rakamları açıklıyor. İnanmayalım mı? Ama sonradan anladık ki bilgiler eksikmiş. Güvendik, yanıltıldık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi de aşı. Geliyordu, gelecekti, geldi derken, ortaya çıkan sonuç ne oldu?

Hayal kırıklığı..

Herkes için aşı alamadık.

Aldığımız aşı? Şüpheli. Daha 3. faz çalışmaları bitirilmemiş.

Güler misin ağlar mısın? Bu arada bazıları Almanya'dan aşı getirtip kendini sağlama almış. Seçkinlerin durumu iyi yani. Yapılanlar ortada.  Bu durumda size güvenmemizi gerektirecek hangi gerekçe var? Söyleyin bilelim. Bütün bu olaylardan sonra soru şu: Yöneticileri böyle olan halk ne yapsın? İkinci en büyük mağduriyet, yoksullaşma..

Gittikçe zenginleşmiyoruz, fakirleşiyoruz. Rakamlar ortada. Ekonomi yazarları açıklıyor. Gayri safi milli hasıla gittikçe küçülüyor ve kişi başına düşen gelir azalıyor.

Ülkenin fırıncısını, bakkalını, manavını gezmeseniz, çarşıyı pazarı dolaşmasanız bile, oturduğunuz yerden rakamlar size hakikati söylüyor.

Fakirleştik...

Haklı hakkını alamıyor.

Bu da üçüncü büyük mağduriyet.

Adamlar madende çalışmış, yerin metrelerce altından kömür çıkarmış, millet ısınıyor. Ölümle yüz yüze kalmışlar, lakin işten atılmışlar, yahut kovulmuşlar, ancak yasal haklarını almıyorlar.

Sesimizi duyuralım, yürüyelim dediklerinde karşılarında uğrunda ölecekleri vatanın, gerekirse birlikte omuz omuza savaşacakları askerini ve polisini buluyorlar.