Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Bakan Koca'dan yerli aşı açıklaması: İnsan deneylerine başlayabilecek safhaya gelindi
Yeniasya:
Bu atama da yanlış, şiddet de
Milli gazete:
Asgari ücret zammı cebe girmeden uçtu gitti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Erdal Sağlam 5 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Bu enflasyon 2021’de tek haneye düşmez"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Pandemi yılı olması nedeniyle tüm dünyada enflasyonun tarihe karıştığı 2020 yılında, Türkiye’nin tüketici enflasyonu yüzde 14.6’ya çıktı. Bu rakamla birlikte 2021 yılında tek haneli enflasyona geri dönüşün de hayal olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye İstatistik Kurumu, aralık ayına ilişkin tüketici fiyat artışını, piyasa beklentilerinin üzerinde, yüzde 1.25, yıllık artışı ise yüzde 14.6 olarak açıkladı. 2020’de üretici fiyatlarındaki artış ise yüzde 25.15 oldu. Çekirdek enflasyon ve gıda enflasyonundaki artışların devam ettiği görülürken, yaşanan kur artışlarının etkisinin devam ettiği, iç talebin yeterince kısılamadığı, yüksek kredi hacmi artışlarının etkisinin hâlâ görülmeye devam ettiği anlaşılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
2021 yılında enflasyonun neden daha fazla düşürülemeyeceğine gelince...
Her şeyden önce sayılan bu etkilerin bir süre daha devam edeceğini, baz etkisinin zaten bundan sonra da yükselişe işaret ettiğini, ancak mayıs ayından sonra enflasyonun trendinin aşağı dönebileceğini görüyoruz. Bununla birlikte yılın ikinci yarısında küresel ekonomide normalleşmenin hızlanacağı düşünüldüğünde, bu kez de petrol başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki artışın, hizmetler sektörü normalleşirken yaşanacak yüksek fiyat artışlarının ayrıca gıda enflasyonunun ikinci yarıda düşüşü engelleyecek unsurlar olarak göze çarptığı görülüyor.
Özetle; yüzde 14.6 ile başlayan 2021 enflasyonunun birkaç ay içinde yüzde 16, hatta biraz daha üstüne çıkabileceğini, daha sonra düşüşe geçebileceğini ama bunun hızlı olmayacağını tahmin ediyoruz. Hükümetin resmi yılsonu enflasyon hedefi yüzde 9.4 ama piyasa beklentileri yüzde 10.5 civarında bir rakamı gösteriyordu. Prof. Hakan Kara’nın dediği gibi son yıllarda piyasa beklentileri genellikle gerçekleşmenin ortalama 1.5 puan civarı altında oluşuyor. Bu nedenle piyasanın asıl beklentisinin 2021 yılsonu için yüzde 12 enflasyon olduğu söylenebilir. Bence 2021 yılını yüzde 12 ile tamamlarsak başarı sayılmalı.
Bunu söylememin en önemli nedeni, enflasyonu, daha önce de beklentileri değiştirebilmek için gereken adımlarının tümünün bu iktidar tarafından atılamayacağını tahmin ediyorum. Herkes biliyor ki normalleşmede önemli aşama kaydeden para politikasında bundan sonra da hiç hata yapılmadan devam edilmesi halinde bile, mali alanda önemli adımlar atılmazsa enflasyonun düşürülmesi mümkün değil. Buna ek olarak mart ayında kritik hale gelecek uluslararası ilişkiler bağlamında, gereken Batı’ya uyum adımlarına başlanmadığı takdirde, zaten ekonomide düze çıkma ihtimali kaybolacak.
Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, açıklanan enflasyon verilerine yönelik olarak Twitter’den yaptığı açıklamada “Enflasyonla mücadelede bütüncül bir yaklaşımla kararlı bir duruş sergileyeceğiz” dedi. Para politikasına, yapısal boyutta atılan adımlarla destek vereceklerini, 2021 yılının makroekonomik istikrara odaklanan bir reform yılı olacağını iddia eden Elvan, “Para politikasının enflasyona odaklı şekillendiği bu dönemde pandemi koşullarının getirebileceği ilave destek ihtiyacı, seçici ve hedefli kamu maliyesi politikaları üzerinden sağlanacaktır. Mali disiplini kaliteli ve istikrarlı bir yapıya kavuşturacak tedbirleri de alacağız” dedi.
Bakan Elvan’ın niyetinde samimi olduğunu, kendisine kalsa gerekli adımları atacağını düşünsek bile genel tavır olarak bakıldığında bu iktidarın beklenen reformları yapabileceğini de mali disiplinin kaliteli ve istikrarlı bir yapıya kavuşturulacağını da ciddi yapısal tedbirlerin uygulamaya konacağını da tahmin etmiyorum.
...***
Esfender Korkmaz 5 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Enflasyonda acayiplik"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2020 yılı enflasyon oranları, TÜFE'de yüzde 14,60, Yİ-ÜFE'de yüzde 25,15 oldu. Yi-ÜFE'nin bu kadar yüksek olması, artan bu maliyetler önümüzdeki aylarda perakendeye, TÜFE'ye yansıyacaktır. Uluslararası Para fonu (İMF)'ye göre ortalama enflasyon oranları; dünyada yüzde 2,8, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yüzde 4,8 ve gelişmiş ülkelerde yüzde 0,9'dur. 3 Ocak 2020 de dolar kuru 5,9460 TL idi. 4 Aralık 2021'de 7,3627 oldu. Yüzde 23,82 oranında arttı. İmalat sanayiinde hammadde ve aramalı olarak kullanılan ithal girdi oranı yüzde 40 ile yüzde 45 arasındadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kur artışı enflasyona fazlasıyla yansıyor. Bunun nedeni istikarsız, kırılgan spekülatif ve oligopol piyasa yapısıdır. Piyasa Fırsatçılığa açıktır. Toptancı depodan çıkışı en yüksek kurdan yapıyor. Perakendeci de vitrindeki eski ithal malları da yeni kurdan hesaplıyor. Aksi halde yerine yenisini koyamayacağını biliyor. Dahası aynı perakendeci vitrindeki yerli malların fiyatını da artırıyor.
Türkiye de 2004 yılında TÜFE oranı yüzde 9,32'dir. 2018 yılına kadar yapışla nedenlere dayandığı için kronikleşen enflasyon yüzde 10 dolayında devam etti. 2018 kur şoku ve devamında bu kronik enflasyon üstüne kur artışları bindi. Reel faiz kurları kısa süre için tutar.
Kur artışının asıl nedeni, ekonominin altyapısında bozulmadır. Demokrasi, hukuk, siyasetteki tırmanan sorunlardır. Bunlardan dolayı ortaya çıkan güven kaybıdır. Devlette yetki devri olmasa, çarklar çalışmaz. Başkanlık öncesi müsteşarlar, müsteşar yardımcıları, genel müdürler ve genel müdür yardımcılarına bakanlar yetki delege etmişti. Şimdi temel konularda mutlaka bakanın imzası bekleniyor. Devlet çarkı dönmüyor. Ayrıca devlet siyasileşti. Devlet memuru için mülakat yapılıyor. Yazılıdan yüz alanlar bile devre dışı bırakılıyor. Devlette liyakat kalmadı. Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı. Yerli ve yabancı sermaye nasıl güven duysun? Kaldı ki başkanlık sitemi intibak edemedi ve bu durum gelecekte belirsizlik yaratıyor. Üretici ve tüketici kendini korumak için fırsatçılığı kullanıyor.
Öte yandan Devlet enflasyon yoluyla, işçi ve memurdan gizli vergi alıyor.
...***
Mehmet Ali Verçin 5 Ocak tarihli Karar gazetesinde, "AK Parti ya da iktidar ya da yürütme erki bizim neyimiz olur?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra iktidarın gücü, olması gerekenin çok üzerinde arttı. Olması gereken güçler ayrılığı, adeta, güçler birliğine dönüştü ve bütün güç de Cumhurbaşkanlığı makamına ve onun yakın çevresine geçti. Yasama erki doğrudan veya dolaylı yollarla yürütme erkinin emrine girdiği için yasama faaliyetlerinin, insan haklarına, adalete, eşitliğe, ahlaka, yiğitliğe ve inançlara aykırı içerik taşımaması, münekkitlerin ve aynı zamanda muhaliflerin en önemli görevi haline gelmiştir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu bilinçle, yönetilenlerin, yönetimden tek beklentisi, icraatların mevcut mevzuat ve yasalara uygunluğudur.
Dizginlenmesi zor bir güç ve kudret odağı haline gelen yürütme erki, yetkilerini ve kanunları aşan uygulamalara başvurmaya teşne bir nitelik taşıması kaçınılmazdır; bu yüzden biz gazeteciler, iktidarı, mevzuat ve kanunların dışına çıkmaması için devamlı eleştirmeli ve tenkit etmeliyiz. Bu aslında her vatandaş için vazgeçilmez ve ertelenemez bir görev.
Yaygın medya denetimi çok zayıfladı, yasama organı özerklik ve denetim fonksiyonunu devir ve temlik etmiş gözüküyor, yargısal denetimlerin yerindeliği, kapsayıcılığı ve derinliği konusunda tereddütler her geçen gün artıyor.
Bu yüzden, yürütme erkinin yaptığı işlerin “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırılması isabetli değildir. Yasal veya yasaya uygun değil olarak değerlendirmek daha isabetli.
İktidarların ödev, görev ve sorumlulukları vardır ve kendilerine atanmış görev ve ödevleri icra etmeleri onları “iyi” kategorisine yükseltmez.
Yönetimler, yaptıkları işlerin mevzuata, etiğe, bilime ve vatandaşın yararına olduğuna dair sürekli algı oluşturmaya çalışırlar.
“Doğru İş” olarak algılanan icraatlar, genellikle, sosyal mühendisler tarafından inşa edilmiş algılardır.
Gazeteci yönetimle arasına mesafe koyandır.
Velev ki iktidarda desteklediği parti olsun, çünkü denetlenmeyen ve eleştirilmeyen her iktidar er ya da geç çürür ve sonra da toplumu çürütür.